Adnan Menderes'in ziyaret ettiği şeyh

İsmail Demirel, elde ettiği nadir kitaplardan yola çıkarak bize gönül dünyamızın büyüklerini tanıtmaya devam ediyor. Bu haberinde ise, Şeyh Abdurrahman Tahî’nin (ks) torunu, Hazret lakabıyla meşhur Muhammed Diyauddin (ks) hazretlerinin yeğeni, Şeyh Muhammed Taha (ks) hazretlerini anlatıyor.

Adnan Menderes'in ziyaret ettiği şeyh

Hakkında çok bir bilgiye sahip olmadığımız Allah dostlarına dair muhipleri, müritleri tarafından yazılan eserleri toplamak bizim için zevkli bir uğraş oldu, hamdolsun. Molla Ramazan-ı Abirî tarafından Arapça olarak kaydedilen ve yazılan, Molla Muhammed Çokreşî tarafından da Türkçeye çevrilen 120 sayfalık bir kitap geçti elimize: Şeyh Muhammed Taha ve Mektubat. 2003 yılında İstanbul’da basılan kitabın yayınevi yok. Kitap, muhtemelen Türkçeye tercüme eden Çokreşî tarafından bastırılmış ve hazretin sevenlerine, sevdiklerine ve ilgililerine dağıtılmış. Bu anlamda zannımızca kitap, genel dağıtıma ve dolaşıma sokulmamış. O yüzden kitaptan yıllarca haberdar olmamışız. Hasbelkader bir büyüğümüzün kütüphanesinde rastgeldiğimiz bu eseri, merakımız ve ilgimiz mucibince alıp okuma arzusu duyduk. Okuyunca da daha fazla insanın tanıması ve bilmesi gerektiğini düşünerek hakkında haddimiz olmayarak bir şeyler karalamak istedik.

Şeyh Muhammed Taha hazretleri 1906 yılında Bitlis’te o zamanlar kasaba olan Norşin’de [Nurşin] dünyaya gelir. Şeyhin babası, Şeyh Muhammed Said, Birinci Dünya Savaşında Doğu Cephesinde Ruslara karşı, kendi kurduğu alayla Bitlis yakınlarında yaptığı çarpışmalarda alnından vurularak şehit olur. Babası öldüğünde Şeyh Muhammed Taha hazretleri 14 yaşındadır. Şeyhin amcası Hazret lakabıyla meşhur Şeyh Muhammed Diyaüddin hazretleri, dedesi ise Üstadu’l-Azam diye maruf Abdurrahman-ı Tahî hazretleridir. Şeyh Muhammed Taha, amcası Muhammed Diyaüddin’n halifesi Molla Muhammed Emin (Mele-i Mezin) eliyle tarikata intisap etmiştir. Şeyhinin yanında uzun yıllar hizmet ettikten sonra, şeyhinin izniyle Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Adgon [Günbatmaz] köyüne yerleşir. Burada bir medrese kurar ve talebe yetiştirir; ardından da bir tekke kurarak zahiri eğitim alan talebelerine manevi eğitim verir. Böylece maddi eğitimle molla olan talebelerini manevi eğitimle de birer halife yaparak Anadolu coğrafyasına göndererek halkı İslam nuruyla aydınlatmaları için görevlendirir.

Köylülerin tarikata bağlılıkları kentli insanlara göre daha sıkı

Şeyh efendi umumiyetle günler bazen de aylar süren ve birçok köyü kapsayan ve tenvir eden ziyaretler ve yolculuklar yaparmış sevdikleri ve sevenleriyle beraber. Hazretin köylere çok önem verdiği müritleri tarafından söylenmektedir. Buna sebep olarak da hazret, köylülerin tarikata bağlılıklarının kentli insanlara göre daha sıkı olduğunu söylermiş. Şeyh efendi günler süren bu yolculuklarında uğradığı köylerde genellikle camileri mesken tutar, akşam ile yatsı arasında rabıta yapar; rabıtadan sonra da cemaate vaaz u nasihatte bulunur, cemaati tarikata intisap etmeye davet eder, yatsı namazından sonra da tarikata girmek isteyenlere tövbe verirmiş. Tarikat adabını öğretmesi için de müritlerinden birini görevlendirirmiş. Böyle böyle bazen günlerce bazen de aylarca süren yolculuklarla Doğu Anadolu coğrafyasını dolaşırmış şey efendi. Halkın Birinci Dünya Savaşı’ndan ve yaşanan bozgun yıllarından sonra kırılan maneviyatını düzeltmeye çalışırmış belli ki.

Şeyh Muhammed Taha gibi nice mana erleri vardır ki, bunlar Anadolu’nun topraklarını karış karış dolaşmışlardır. Bunlardan biri de tek parti iktidarı yıllarında Bilecik, İzmit, Adapazarı, Yalova başta olmak üzere hemen bütün Doğu Marmara yöresini köy köy kasaba kasaba gezerek çerçilik yapan, Şeyh Şerafeddin hazretlerinin müritlerinden Sultan Baba lakaplı İhsan [Tamgüney] Efendidir (ks). Sezai Karakoç’un ikinci öykü kitabı Portreler’deki hikâyeleri hatırlamamak elde değil bu anlamda. Hikâyelerdeki anlatıcı benin, yani çocuğun babası da köy köy geziyordu Doğu köylerini. Bir şeyler alıyor ve satıyordu takas yoluyla. Sezai Karakoç’un babası olduğunu zannettiğimiz bu şahsın da bir veliyullah olmadığını kim iddia edebilir ki? Nitekim öykülerde geçtiği üzere, çerçinin geldiğini duyan bütün köylüler köy meydanında toplanıyor ve çerçinin ağzından çıkacak iki çift lafa bakıyorlardı. Çerçi umudu kırılmış, yaşama azmini kaybetmiş köylüye adeta ölüleri dirilten bir Mesih nefesi üflüyor ve kıyamet aşısıyla onları hayata bağlıyordu. İşte Şeyh Muhammed Taha’nın seyahatlerini de bu şekilde yorumlamak mümkün. Hazretin bu yolculukları vefat ettiği tarihe kadar fasılalarla sürmüş.

Böylesi gözlerden uzak eserlerin gayr-i resmi tarihimiz için çok önemli olduğunu düşünüyorum. İşte önemli olduğunu düşündüğüm bu eserden hemen hiçbir yerde, olayın yaşandığı günün gazetelerinde bile bulunamayacak, sadece olayı yaşayanların ve olaya tanıklık edenlerin hafızalarından ve hatıralarında kalmış iki önemli olay aktarıyorum.

Siretlerinden razıyız

1955 yılında birkaç müridiyle beraber Norşin’den Bitlis’e, oradan da Kurtalan’a geçen Şeyh Muhammed Taha, Kurtalan’dan da trenle Ankara’ya geçer. Yolculuk esnasında, gazeteci olduğunu öğrendikleri bir şahıs şeyhi görür görmez gözleri parıldar. Şeyhin heybetinden, kılık ve kıyafetinden, nurlu simasından ve ak sakallarından etkilenerek şeyhe ayaklaşır ve doğulu olup olmadığını sorar. Şeyh olumlu cevap verir ve gazeteciye nasıl bildiğini sorar. Gazeteci de “Sizin gibi insanlara Anadolu’da hiç rastlamadım” der. Devir, Adnan Menderes devridir ve gazetecinin verdiği cevap çok anlamlıdır.

Gazeteci şeyhin samimiyetinden ve mütebessim çehresinden cesaret alarak hükümet hakkında soru sorar. Şeyh efendi, “siretlerinden razıyız” der. Gazeteci, “siretlerinden razıyız” sözünden şeyhin hükümete taraftar olduğunu düşünür ve “O halde neden yanaşmıyorsunuz” sorusunu sorar. Şeyh efendi bu soruya bir temsil ile cevap verir:

Yabani bir kediye, “Aslanın arkadaşlığını neden tercih ettiniz” diye sormuşlar: Yabani kedi, “Onunla beraber avlanır, onunla beraber yerim. Kendisi korkusuz ve cesurdur. Onun himayesindeyken hiçbir hayvan bana ilişemez” demiş. Yabani kediye bu sefer, “Aslanın cesaretini ve iyiliğini itiraf ve takdir ettiğin halde, yanına neden yaklaşmıyorsun, ona daha yakın olsan daha sıcak ve samimi bir dostluk kurmuş olmaz mısın” diye sormuşlar. Yabani kedi de, “Aslan korkunç bir hayvandır; sınırından, ne zaman ne yapacağından emin değilim” cevabını vermiş.

Şeyh efendi bu temsili anlattıktan sonra alınacak hisse için şöyle demiş: İşte bizim halimiz de devletle böyledir. Devletten uzak duramayız ki, düşman bize saldırmasın. Devlete fazla yanaşamayız ki, aslan gibi bizi yemesin. Şeyh Muhammed Taha hazretlerinin anlattığı temsilden ve çıkardığı dersten günümüze de pay düşer, herhalde.

Menderes’in yaptırdığı cami

Kitaptaki ikinci önemli olay da şeyhin Adnan Menderes ile görüşmesidir. Şeyh efendi ve müritleri Ankara’da bir eve misafir olurlar. Müritlerinden birisi Meclise gidip Adnan Menderes’le görüşmeyi teklif eder. Şeyh efendi ‘gerek yok’ diyerek reddeder. Menderes, şeyh efendinin Ankara’ya geldiğini duyunca bazı bakanlarla beraber şeyhi ziyarete gelir. Şeyhin sohbetini dinler ve izin alarak çıkar. Şeyh efendi bu ziyaretten çok memnun kalır ve Menderes’e hayır dualar eder.

Mecliste bulunanlar Menderes’in bir cami yaptırdığını söyleyince şeyhin memnuniyeti daha da artar. Yanındakiler Menderes’in camiyi kendisine hediye edilen iki atı satarak yaptırdığını söyleyince, şeyhin memnuniyeti katlanarak artar ve şu ayeti okur: ‘Sevdiğiniz mallardan tasadduk edinceye kadar, hayra erişemezsiniz.’ Şeyh efendi devamla, Menderes’in yaptığının, Allah’ın izniyle, bu ayetin sırrına mazhar olduğunu söyler.

Kitapta şeyh efendinin 26 mektubu da yer alıyor

Önemine binaen içinden seçerek anlattığımız bu iki olaydan başka neler içeriyor kitap? Kitapta Şeyh Muhammed Taha hazretlerinin umre yolculuğunu, Siirt, Erzurum ve Ankara’ya yaptığı yolculukları, şeyh efendinin birkaç sohbetini ve 26 mektubunu okuyabiliyoruz. Kitabın son sayfalarında ise şeyh efendiye, halifelerine ve dedesine ait resimlerden meydana gelen bir albüm bulunuyor.

Yirmi altı mektubun kiminde evlilik ve boşanma ile ilgili (sadece bugünün değil, bütün zamanların meselesi galiba bu evlilik ve boşanma) sorulan sorulara cevaplar verilmiş, kiminde mirasla ilgili sorunlar halledilmiş, kiminde hastalara şifalar, ölenlerin yakınlarına başsağlığı dilenmiş. Bu anlamda, şeyhin yaşadığı bölgenin gayr-i resmi tarihi sayılır bu mektuplar. Mektupların en büyük ve önemli eksiği, mektupların tarihsiz oluşudur. Orijinallerinde bulunduğunu düşündüğümüz tarihlerin, matbu metinde olmamasını açıkçası bir talihsizlik olarak görüyorum kendi adıma.

Bu mektuplar bize Doğudaki halkın İslam’la nasıl hemhal olduğunu, Doğu medreselerinde yetişen mollaların zahirî eğitimin yanında batinî eğitim de aldığını, şeyhlerin halk nezdinde önemli bir mevkie sahip olduğunu, şeyhlerin birer devlet görevlisi gibi iş görerek halkın maddi manevi sorunlarına çözüm ürettiğini gösteriyor.

Yayınevi aranıyor

Böylesi nadide bir eserin gün yüzüne çıkmasına vesile olanlardan Allah razı olsun diyoruz. Ancak imla hataları ve teknik kusurlarla dolu bu kitabın hem hatalarından arınması hem de daha geniş kitlelere nur saçabilmesi için, iş bilen yayınevlerinin mutfağına girmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu iş de düşse düşse hazretin amcası olan Şeyh Muhammed Diyauddin Hazretlerinin hayat ve menkıbesini de içeren Hazret ve Şah-ı Hazne adlı kitabı basan Semerkand Yayınlarına düşer. Haddizatında elimizdeki bu eser, Hazret ve Şah-ı Hazne’nin mütemmim bir cüzü sayılsa yeridir.

İsmail Demirel, ‘yeniden gün yüzüne çıkmalı’ diyerek okudu

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2019, 11:30
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali sözer
ali sözer - 6 yıl Önce

İsmail Hocam, eseri değerlendirmeye almıştık.. Bu kadar üzerine eğilmişken sizinle çalışsak eserin hatalarını gidersek...

berkay
berkay - 6 yıl Önce

Büyük bir zevk ile okudum. Mevzubahis kitabı da en kısa zamanda temin edeceğim inşallah.

banner19

banner13