Acılarından doğan şair: Hansa

"Cahiliye toplumunda âdetlerine bağlı ve şiirleriyle ünlü meşhur bir kadın olan Hansâ, savaşlarda yaşanılan kahramanlık destanlarını, kadın duygusallığı ve sade bir dil ile anlattı. Meşâhîru’n-Nisâ’da Hansâ (Radıyallahu Anha) için “Hem cahiliye hem İslâmî devri idrak etmiş, şiir ve inşada kendisi gibi mahir başka bir kadın gelmemiş olduğundan bütün şiir ilmi erbabının ittifakı vardır.” denildi." Esma Nur Altan yazdı.

Acılarından doğan şair: Hansa

Cahiliye toplumunda âdetlerine bağlı ve şiirleriyle ünlü meşhur bir kadın olan Hansâ, savaşlarda yaşanılan kahramanlık destanlarını, kadın duygusallığı ve sade bir dil ile anlattı. Meşâhîru’n-Nisâ’da Hansâ (Radıyallahu Anha) için “Hem cahiliye hem İslâmî devri idrak etmiş, şiir ve inşada kendisi gibi mahir başka bir kadın gelmemiş olduğundan bütün şiir ilmi erbabının ittifakı vardır.” denildi. 

GİRİŞ: Cahiliye dönemi, şiir ve şair… Bu üç kelimeyi bir arada duyduğumuzda aklımızda İslâmiyet öncesi cahiliye toplumu canlanmaya başlıyor. Peki, o cahiliye toplumunda dünyaca ünlü kadın bir şair olduğunu biliyor muyduk?

İslâmiyet öncesinde söz söyleme sanatının, toplumda en değerli görülen işlerden biri olduğunu biliyoruz. Arap toplumunda şairler yoksul olsalar bile halk arasında bir öneme ve mertebeye sahip insanlardı. O dönemlerde kahramanlıklar dilden dile şiir yoluyla aktarılır ve nesillerin geçen zamana bu şekilde tanıklık etmesi sağlanırdı. Panayırlarda şiir yarışmaları düzenlenir, kabileler şairleriyle övünür ve değer kazanırlardı. Hansâ (Radıyallahu Anha) bu dönemde en tanınmış ve en beğenilen kadın şairlerin ilki idi.

İLK KADIN ŞAİR

Benî Süleym kabilesine mensup, meşhur bir Arap şairinin torunu olan Hansâ’nın asıl adı Temadur binti Amr’dır. Cahiliye döneminin son zamanlarında yaşamış olmakla beraber, İslâm’ın yükselişini de görmüştür ve bu dönemlerin en iyi kadın şairidir. Hansâ (Radıyallahu Anha), İslâm’dan önce varlıklı ve cahiliye devri âdetine göre kabile bağına çok önem veren bir ailede yetişmiştir. Benî Süleym kabilesinden Revâha b. Abdüluzzâ ile evlenmiş, ondan Abdullah adında bir oğlu olmuştur. Revâha’nın vefatı üzerine yine kendi kabilesinden Mirdâs b. Ebû Âmir ile evlenmiş, Yezid, Muaviye ve Amr adlarında üç oğlu ve Amra adında bir kızı olmuştur.

ACI DOLU GÜNLER

Hansâ’nın (Radıyallahu Anha) Muaviye ve Sahr adında iki kardeşi vardır ve aralarındaki bağ çok kuvvetlidir. Hansâ’nın (Radıyallahu Anha) eşi ona maddî ve manevî açıdan sıkıntılar yaşatırken Sahr her zaman kardeşinin destekçisi olmuştur. Ne yazık ki her iki kardeşi de kabileler arasında yapılan savaşlarda öldürülür. Bu durum onu fazlasıyla üzer ve Hansâ (Radıyallahu Anha) yas tutmaya başlar. Kardeşlerinin mezarlarının başında onların kahramanlıklarını anlatan mersiyeler söyler ve bu şair olma yolunda onun için bir adım olur. Daha önce de şiir denemeleri olan Hansâ mersiyeleri ile ünlenir ve dönemin en iyi şairleri arasına girer.[1]

Şiirleriyle ünlendiği bu dönemde âdetlerine bağlı tam bir cahiliye kadınıdır. Kardeşlerinin ölümüyle yas tutmaya başlar ve dönemin yas tutmak için yapılan tüm âdetlerini uygular. Hansâ (Radıyallahu Anha) yaşadığı acının yasını öyle bir tutmaktadır ki onu uzaktan gören kimseler dahi vaziyetine üzülür. Yaşadığı acıyı mersiyelerle tarif ederken bir yandan da kardeşlerine ağlamaktan gözlerinin çukurlaştığı söylenir. Aslında acılarıyla tanınan bir şair olmuştur Hansâ.

YENİ BİR HANSÂ

O dönemde çoğu şair kibirlerini yenemeyip iman etmez iken Hansâ onu cahiliye karanlıklarından çıkaracak nurun peşine takılır. İslâm ortaya çıktığında çocukları ile birlikte Medine’ye hicret eder ve Müslüman olur. O gün itibarıyla Hansâ (Radıyallahu Anha) hayata sanki yeniden başlar. Hakikati görür ve methiyeler yazdığı putlarını kırar. Artık söz söyleme sanatını İslâm’ı yüceltmek için kullanır.

Çocuklarıyla beraber adım adım cahiliye karanlığından aydınlığa yürür. İslâm nuru ile bir taraftan kendi ruhunu doyurmaya çalışırken diğer taraftan da çocuklarına bu yolda öncülük eder. Onlara fedakârlık ve cihad ruhunu aşılar.

Ömer (Radıyallahu Anh) zamanındaki Kadisiye Savaşı’na Hansâ’nın (Radıyallahu Anha) dört çocuğu da gönüllü olarak katılır. Hansâ (Radıyallahu Anha) çocuklarını cihada gönderirken şu nasihatlerde bulunur:

“Yavrularım! Sizi Müslüman olmaya kimse zorlamadı. Kendi isteğinizle Müslüman oldunuz. Kendi iradenizle orduya katılıp buralara kadar geldiniz. Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’a yemin ederim ki siz bir annenin oğlu bir babanın çocuklarısınız. Ben sizin babanızın namusunu korudum, ona ihanet etmedim. Dayınızı da mahcup edecek bir ahlâksızlıkta bulunmadım. Şerefinize leke düşürmedim. Soyunuzu değiştirip bozmadım. Sizler, Allah yolunda savaşan mücahidlere Rabbinizin hazırladığı sevabı biliyorsunuz. Bâkî olan ahiret yurdunun fâni olan dünyadan daha hayırlı olduğunu da biliniz. Cenab-ı Hakk’ın: ‘Ey iman edenler! Sabredin; (Düşman karşısında) sebat gösterin; (Cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.’[2] buyurduğunu hatırlayınız.

Yarın inşallah sağ salim sabaha erişirseniz, basîretli bir şekilde, sabır ve sebatla düşmana saldırın. Düşmana karşı sadece Allah’tan yardım isteyin. Harp kızıştığında düşmanın can alıcı yerine kadar gidin. Onların kumandanı ile çarpışın. Zafer elde ederseniz ganimete kavuşursunuz. Şehid olursanız cennete girer, ikrama nail olursunuz.”[3]

Kardeşlerinin ölüm acısıyla yas tutan, ağlamaktan gözleri çukurlaşmış bir anne, savaşın ölümle burun buruna gelinen bir yer olduğunu çok iyi bilmesine rağmen evlatlarını işte bu yüreklendirici cümleler ile cihada yollar. Hansâ’nın dört evladı o savaşta şehid olunca, acı haberi vermek için gelenler hem şehit olan yiğitlere üzülür hem de yas tutmasıyla bilinen Hansâ’nın evlat acısına ne tepki vereceğinden korkar. Ancak evlatlarının şehadetini öğrenen Hansâ (Radıyallahu Anha) her zamankinden farklı bir teslimiyet göstererek şu sözleri söyler:

“Yavrularımın şehadetiyle beni şereflendiren Allah’a hamd olsun. Rabbimden beni onlarla cennetinde buluşturmasını ümit ediyorum.” 

HANSÂ’DAN BİZE KALAN

Cahiliye toplumunda âdetlerine bağlı ve şiirleriyle ünlü meşhur bir kadın olan Hansâ, savaşlarda yaşanılan kahramanlık destanlarını, kadın duygusallığı ve sade bir dil ile anlattı. Meşâhîru’n-Nisâ’da Hansâ (Radıyallahu Anha) için “Hem cahiliye hem İslâmî devri idrak etmiş, şiir ve inşada kendisi gibi mahir başka bir kadın gelmemiş olduğundan bütün şiir ilmi erbabının ittifakı vardır.” denildi. Şiirleri yabancı araştırmacılar tarafından derlenerek, farklı dillere çevrildi.[4]

İslâm ile tanıştığında kendi kimliğini İslâm üzerinden yeniden inşa etti. İslâmiyet onda; bir şahsiyet oluşturarak, hayatını, malını ve evlatlarını Allah’ın verdiği birer nimet ve emanet olarak görmeye başlamasını sağladı. Fedakârlık kavramını tam da yerine oturttuğu için Rabbinden bir emanet olan evlatlarını sahibleri uğrunda feda ederken yas tutmadı. Aksine bunun için sağlam bir teslimiyetle dua etti. Mersiyeleri ile ünlü kadın şair, iman etmenin nasıl sağlam bir kale olduğunu bizlere gösterdi. Ve “Benim imanım bende neleri değiştirdi/değiştiriyor?” sorularını kendimize sormamızı sağladı.

Allah ondan ve evlatlarından razı olsun.

Esma Nur Altan

Hüma Dergisi, Sayı: 7

Dipnot:


[1] TDV İslâm Ansiklopedisi, Hansâ

[2] Âl-i İmran Suresi, 200

[3] Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 199

[4] Esat Ayyıdız, ‘’El-Hansâ’ Bint ‘Amr: Eski Arap Şiirinde Öncü Bir Mersiye Şairi Hanım’’, Mütefekkir Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi

Yayın Tarihi: 15 Nisan 2022 Cuma 18:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26