Adına 2005 yılında dadandığım Ali Haşimi Kütüphanesi’ndeki eserlerde rastlamıştım. Ardından, 2007 yılında ilki gerçekleştirilen Açe-Hint Okyanusu Çalışmaları Konferansı’nda (ICAIOS) tanışma ve görüşme fırsatı bulmuştum. Adı Teuku Iskender...
Nedendir bilmem, bu adı her duyuşumda aklıma Sultan İskender Muda gelir... Belki de, Prof. Dr. Teuku İskender, 87 yıllık yaşamına sığdırdığı pek çok çalışmasıyla Açe tarihini yeniden gün yüzüne çıkaran ‘has’ bir Açeli olmasıyla, döneminin Güneydoğu Asya’sında en şaşaalı devlete sultanlık yapan İskender Muda’nın büyüklüğünü anımsatıyordu bana.
87 yıllık yaşamında önemli hadiselere tanıklık etmiş birisi
Teuku İskender, her daim akademyanın gündeminde olmuş bir isimdir. Bu anlamda, son dönem Açe entelektüel ve akademisyenlerinden biri olmaklığı onu ön plâna çıkarır. Aslında çalışmalarının çapına bakıldığında, sadece Açeli değil, Malay dünyasının son dönem yetiştirdiği önemli bir isim. Bu çerçevede kendisini Prof. Seyyid Nakib el-Attas ile kıyaslarsam herhalde hata etmiş olmam.
Teuku İskender, Açe’nin son yüzyılına sığan pek çok önemli gelişmeye tanıklık etmiş bir isim aynı zamanda. Hollanda sömürgeciliği, Japon işgali, bağımsızlık yolunda verilen mücadele, modern Endonezya Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Endonezya İslam Hareketi vb… Hayatının önemli bir bölümünü Açe dışında geçirse de, Açe’yle bağını koparmamış bir şahsiyet. Leiden’da doktorasını tamamladıktan sonra, Açe’de Şah Kuala Üniversitesi’nin kuruluşu için 1950’li yılların sonlarında kısa süreliğine Açe’ye dönmüş ve bu anlamda Açe’nin yüksek öğrenim yaşamının yeşermesinde doğrudan müdahelesi olmuş bir bilim adamı.
Açe tarihinin önemli tarihi izlerinin bulunduğu bir şehir olan Leiden’da yaşaması, onu Açe’den uzaklaştırmamış, aksine Açe’yi çok daha derinden yaşamasına yol açmıştır. Leiden ki, Açe’ye “kan gütmüş” bir şehirdir kimilerinin nezdinde. Teuku İskender, Açe’nin kimliğini çalan Leiden’da yaşayarak, Leiden Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdiği çalışmalarıyla bu kimliği yeniden Açe’ye kazandırma konusunda önemli bir işlev görmüştür kanaatimce. Bu işlevinin açılımı eserlerinde karşımıza çıkar. Nedir bu eserler diye soracak olursak, Hikayat Aceh ve Bustanu’s Salatin (Dewan Bahasa Dan Pustaka, Kuala Lumpur, 1966) en başta gelir.
Teuku İskender’in ilmî eserleri Malay dünyasının olmazsa olmazları
Teuku İskender, doktora çalışmasını Hikayat Aceh üzerine yapmış ve tezini de Felemenkçe kaleme almıştır: “De Hikayat Atjeh” (1959, Leiden). Bu çalışma Endonezyaca olarak da yayınlanmıştır. (Bkz. Teuku Iskandar, Hikayat Aceh: Kisah Kepahlawanan Sultan Iskandar Muda, Çev.: Abu Bakar, Proyek Rehabilitasi dan Perluasan Museum Daerah Istimewa Aceh, 1978.) Önemli bir çabayı gerektiren bu çalışmalar, pek de kimsenin ilgi göstermediği görece erken dönemdeki çalışmalar olmasıyla da dikkat çeker.
Öte yandan, bu eserler sadece Açe’nin değil, Malay dünyasının tabiri caizse olmazsa olmazlarıdır. Bugün her kim Malay dünyasının tarih ve medeniyetinden bahsediyorsa, bu eserlere atıf yapmadan geçmez, daha doğrusu geçemez. Bu otantik eserlere ilave olarak, Malay medeniyetinin atardamarı rolündeki üç bölgeye ait el yazmalarını topladığı katalog çalışması önem taşır: “Catalogue of Malay, Minangkabau and South Sumatran Manuscripts” (1999, Leiden). Kitapları, makaleleri, Journal of Malayan Branch of Royal Asiatic Society (JMBRAS) ve Dewan Bahasa dan Pustaka (Kuala Lumpur) gibi önemli dergi ve yayınevlerinde yer bulmuştur.
Yeni nesil, Teuku İskender’in açtığı yolda ilerlemek zorunda
Biraz önce Teuku İskender adına nerede rastladığıma değinmiş, yüzyüze görüşme olanağını da 2007 yılındaki Açe’deki Konferansı’nda bulduğumu belirtmiştim. Teuku İskender, söz konusu bu konferansta, “Aceh as a Muslim-Malay Cultural Centre (14th – 19th Century)” başlıklı makalesini sunmuştu. Uzunca olan bu makalesini neredeyse satır satır okuma “iştahı” karşısında şaşkınlığımı o günkü gibi hatırlıyorum. Haddizatında elindeki kağıt tomarını okumuyordu, sanki orada yazılanları bizatihi yaşıyormuşcasına bir halet-i ruhiye içerisindeydi. Öyle ki, Teuku, sahip olduğu bilgiyi salonu dolduran çoğunluğu Açe’li dinleyicilere aktarma şevkiyle dolu olmasına rağmen, bu tip konferansların rasyonel yönetiminden payını almış, oturumu yöneten Batılı akademisyen biraz da edepsizce “kısa kesmesi için” kendisini uyarmıştı.
Şimdi o günlere dönüp baktığımda, Açe üniversitelerinin, kütüphanelerinin, eyalet yönetiminin ilgili birimlerinin bu kıymetli bilimadamını hakkınca ağırlayamadıklarını düşünüyorum. Yıllar sonra Açe’ye gelmiş böyle bir değeri baş tacı etmek varken, bu fırsat kaçırılmıştı. Ancak ben bu fırsatı kaçırma niyetinde değildim. O günlerde, kendisiyle görüşme talebimi kabul etmiş, Darusselam’da Şah Kuala Üniversitesi kampüsünde aile efradına ait eve davet etmişti. Bir öğle sonrası gerçekleşen bu mülakatı geniş bahçeli evin “verandah”sında gerçekleştirmiştik. Birkaç saat süren bu güzel sohbeti bugüne kadar yayınlama fırsatı bulamadım.
Ve Teuku İskender 5 Eylül 2012 Çarşamba günü Leiden’da Hakk’ın Rahmetine kavuştu. “Inna lillahi wa inna ilayhi rajiun”... Makamı cennet olsun...
Şimdi sıra Açeli yeni nesil tarihçi ve entelektüellerinde. Sorumlulukları az değil... Teuku İskender’in açtığı yolda ilerlemek zorundalar. Teuku İskender’in çalışmalarını teker teker ele alıp yeni çalışmalara imza atmalılar. Umarım bu bilinç en azından bir kısım Açeli dostta hasıl olur. Öte yandan, üniversite yönetimlerine de büyük görev düşüyor. Teuku İskender’in eserlerini yeniden basmalı, ilgili fakültelerde ders kitabı olarak okutmalılar. Açe Milli Eğitim Müdürlüğü bu eserleri basitleştirerek ortakoul ve liselerde müfredatta zorunlu kılmalılar. Bunlar yapılmalı ki, Teuku İskender ve kaleme aldığı gerçekler unutulmasın.
Mehmet Özay yazdı