Abdullah Işıklar'ın kitabevi dolup taşardı

Cağaloğlu’nun birçok güzide mekânı gibi, Abdullah Bey’in dükkânı da kapanıp sırlandı. Geriye, müdavimlerinin hatıraları kaldı.. Yetkin İlker Jandar yazdı..

Abdullah Işıklar'ın kitabevi dolup taşardı

 

Kara Baba Dergâhı’nda tanıdığım değerli zatlardan birisi de, Abdullah Işıklar Beyefendi’dir. Cağaloğlu’nun en eski kitapçılarından ve Müslüman gençliğin yayıncılık, gazetecilik, habercilik macerasının öncülerinden olan Abdullah Bey, hiç şüphesiz gizli bir hazinedir. Onun hatıratında, son elli – altmış senelik mücadelemizin bir özeti saklıdır.

Abdullah Işıklar Bey’in, Ahmet Sadık Yivlik Efendi ile tanışması 1957 yılına rastlar. O dönemde Abdullah Bey, Kara Baba Dergâhı’nın bulunduğu sokak ile Yeniçeriler Caddesi’nin bitiştiği köşede, eski İLESAM’ın karşısındaki Kığılı Pasajı’nda bir kitapçı dükkânının sahibidir. Aynı zamanda o dönemin Müslümanlara ait birkaç neşriyatından biri olan Fetih Gazetesi’ni çıkarmaktadır.Abdullah Işıklar

Fetih Gazetesi, kısıtlı imkânlarla, büyük bir mücadele sürdürmektedir. Özellikle malum bazı çevreler tarafından Türkçe ibadet projesi canlandırılmak istenmekte, bu sebeple devrin Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayıroğlu, basın tarafından sıkıştırılmaktadır. Abdullah Işıklar Bey, birkaç arkadaşı ile beraber, gönüllülerden toplanan bağışların da katkısıyla, Fetih Gazetesi’ni çıkararak bu kampanyaya karşı mücadele etmektedir. Ömer Nasuhi Bilmen, Celalettin Ökten, Hasan Basri Çantay, Bekir Haki Efendi ve Ali Rıza Sağman gibi âlimler, Fetih Gazetesi’ne verdikleri yazılar ve röportajlar ile bu kampanyayı susturmayı başarırlar.

Hazmi Tura Efendi, Mesnevi’nin o beytini tam dört sene şerh etti

Böyle bir dönemde tanışan Abdullah Bey ve Ahmet Sadık Efendi, hemen kaynaşırlar. Birbirlerinin muhitlerine girerek dostları ile tanışırlar. Beraberce birçok âlimi ziyarete giderler. Abdullah Bey o dönemi; “Ahmet Abi, İslam’a hizmet eden kim varsa ya yanında olmuştur, ya da tanışmasa dahi muhabbet beslemiştir” diyerek anlatıyor.

Abdullah Bey ile Ahmet Sadık Efendi’nin beraberce ziyaret ettikleri ilk zat, Uşşaki meşayıhından, Süleymaniye Kütüphanesi Müdürü, Şeyh Bedrettin Dergâhı’nın son şeyhi, müderris Muhammet Hazmi Tura Hazretleri’dir. Birlikte Hazmi Tura Efendi’nin Beyazıt Camii’ndeki Mesnevi-i Şerif derslerini takip ederler. Hazmi Tura Efendi, Abdullah Bey’in süt amcasıdır ve her ikisi de Arapgirlidir. Bu sebeple Abdullah Bey’in Hazmi Tura Hazretleri’ne büyük saygı ve muhabbeti vardır.

Muhammed Hazmi TuraAbdullah Bey bizzat şahit olur ki, Hazmi Tura Efendi, Mesnevi-i Şerif derslerinde, Mesnevi’nin 3. beyti olan “Sine hâhem şerha şerha ez firâk / Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyak” (İştiyak derdini şerh edebilmek için, ayrılık acısıyla parça parça olmuş bir kalp isterim) beytini şerh ederken, tam dört ay boyunca, dert ehlinin vasıflarını anlatır, yine de bitiremez. En sonunda “bu bahse ertesi sene devam ederiz” diyerek, konuyu bitiremeden geçer.  O devrin âlimleri, ucu bucağı olmayan denizler gibidir.

Abdullah Bey, muhterem babalarının hastalığı esnasında, kendi odalarında Hazmi Tura Efendi’nin tercüme edip bastırdığı, İbn Sina’ya ait, “Ölüm Korkusundan Kurtuluş” adlı risaleyi okurken, babaları vefat eder. Abdullah Bey, “Sanki bu eser, yüzyıllar öncesinden, beni bu hadisede teskin etmek için yazılmıştı” diyerek bu kitabı hiç unutmaz, yazarına ve mütercimine hep dua eder.

Derslerde o kitaptan bir hadis okur, o hadisin izahı haftalar sürer

Abdullah Bey ile Ahmet Sadık Efendi, Medineli Hacı Osman Akfırat Hazretleri’nin Rüstem Paşa Camii’ndeki sohbetlerine devam ettikleri gibi, kendisini Beykoz’daki evinde de ziyaret ederler. Medineli Hacı Osman Efendi, her Cuma Beykoz’daki evinden Rüstem Paşa Camii’ne gelir, minbere çıkar, en fazla beş dakika konuşur, ama sözleri o kadar tesirli olur ki, cami dolup taşar.

Abdullah Bey Ahmet Sadık Efendi ile birlikte, Bekir Haki Efendi’nin hadis derslerini de takip eder. Bekir Haki Efendi’nin bir forma kalınlığında küçük bir kitabı vardır. Derslerde o kitaptan bir hadis okur, o hadisin izahı haftalar sürer. Yıllar geçse de kitabın okunması bir türlü bitmez. Bir gün dersten sonra, Şehzadebaşı Camii’nin kapısında, Celalettin Ökten Hoca, Bekir Haki Efendi’nin yanına gelir; “Ya hocam, şu kitabı bir göster, hangi kitaptır, nereden buldunuz, oku oku bitmiyor” diyerek takılır. Bekir Haki Efendi tebessüm eder. Bir başka gün Bekir Haki Efendi, Abdullah Bey’in dükkânına geldiğinde, dükkândaki yığın yığın kitapları gösterip; “Oğlum Abdullah, Hz. Resulullah zamanında bu kadar kitap var mıydı?” diyerek Abdullah Bey’e takılır. Abdullah Bey cevap veremeyince, Bekir Haki Efendi; “İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” buyurur.

Abdullah Bey, İstanbul Müftüsü olan Ömer Nasuhi Bilmen’i de sürekli ziyaret etmektedir. Ömer Nasuhi Efendi talebe yetiştirmemekte, sürekli eser telifi ile meşgul olmaktadır. Abdullah Bey ne zaman Ömer Nasuhi Bilmen’i makamında ziyaret etse, onu kan ter içinde, büyük bir vecd halinde yazarken bulmaktadır. Bir gün Ömer Nasuhi Efendi, masasının üzerinde duran zarfları Abdullah Bey’e gösterir. Zarfların içinde muhtelif partilerden, Erzurum vilayeti birinci sıra milletvekili adaylığı için yapılan teklifler bulunmaktadır. Abdullah Bey’in safiyâne bir şekilde, “Efendim ne güzel, keşke kabul etseniz” demesi üzerine Ömer Nasuhi Efendi, “Oraya gidip de parmak mı indirip kaldıracağız” diyerek mektupların hepsini yırtıp çöpe atar.

“Ölüm sessiz bir nasihattir”

Abdullah Işıklar Bey’in gazetecilik hayatında muhabir olarak katıldığı ilk program, İbn’ül Emin Mahmut Kemal Bey için, İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen “jübile”dir. Bu vesile ile tanıdığı İbn’ül Emin Mahmud Kemal Bey’in sohbetlerinin son devresine yetişip katılma imkânı bulur.Abdülhay Öztoprak Efendi

Abdullah Bey, Beşiktaş’taki Yahya Efendi Camii’nde imamlık yapan Abdülhay Öztoprak Hazretleri’nin sohbetlerini de takip etmiştir. O dönemde Abdülhay Efendi’nin Cuma cemaatinin çoğunluğu kurmay subaylardan oluşmaktadır. Bir gün Cuma hutbesine çıkan Abdülhay Efendi, sadece Resulullah (SAV) Efendimizin “Ölüm sessiz bir nasihattir” hadis-i şerifini okuyup kürsüden iner. Cemaat için bu hutbenin tesiri büyük olmuştur.

Abdullah Bey ile Ahmet Sadık Efendi’nin beraberce ziyaret ettikleri zatlardan bir diğeri de Sultanahmet Camii imamı Şefik Arvasi Hazretleri’dir. Askerliğini İstanbul’da yapan Abdullah Bey, mümkün mertebe Şefik Efendi’nin sohbetlerine devam eder.

Her ikisinin de değer verdikleri bir başka zat ise, emekli Ağır Ceza Hâkimi Abdullah Bey’dir.  Sırlı bir zat olan Hâkim Abdullah Bey, Anadolu’da vazifeli iken bir gece Resulullah (SAV) Efendimizi rüyasında görür. Üzerinde köylü kıyafeti ile müşahede ettiği Efendimiz (SAV) Hâkim Abdullah Bey’e; “Yarın sana birini göndereceğim, ona yardımcı ol!” buyurur. Hâkim Abdullah Bey ertesi gün makam odasında dava dosyalarını incelerken kapı çalınır, ihtiyar bir köylü odaya girer. Hayretle müşahede eder ki, ihtiyar köylünün üzerinde gördüğü kıyafet, önceki gece rüyasında Hz. Resulullah (SAV) Efendimizin üzerinde gördüğü elbisenin aynısıdır. Hâkim Abdullah Bey durumu anlar. İhtiyar köylüyü dinleyince, vali, savcı ve emniyet müdürünün bir tertip ile, köylünün oğlunu işlemediği bir cinayetten ötürü mahkum ettirmek üzere olduklarını anlar. Dosyanın tekrar incelenmesini sağlayarak, o masum genci idamdan kurtarır, beraat etmesini sağlar. Ahir ömründe bir garip gibi yaşayan Hâkim Abdullah Bey, kimsesiz bir şekilde vefat etmiş, cenazesini ancak birkaç kişi kaldırmıştır. Abdullah Işıklar Bey ve Ahmet Sadık Efendi bu durumdan çok müteessir olurlar.

Necip Fazıl Bey, Erenköy’den Cağaloğlu’na bir özür dilemek için gelmiştir

27 Mayıs ihtilalinden sonra da Fetih Gazetesi, yine çok zor şartlar altında çıkmaya devam eder. Bu dönemde Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Üstad Sezai Karakoç’un yazıları da Fetih Gazetesi’nde yayınlanır. Abdullah Işıklar Bey sonraki dönemde, Kığılı Pasajı’ndaki dükkânını, Cağaloğlu Çatal Çeşme Sokağı’na, Molla Fenari Mescidi yakınlarındaki meşhur yerine nakleder. Ahmet Sadık Efendi de ailesi ile birlikte aynı apartmanda oturmaktadır. Abdullah Bey’in Işıklar Kitabevi adı ile meşhur olan bu küçük dükkânı, kısa sürede devrin önemli simalarının bir araya geldiği bir buluşma noktası haline gelir.

Eşref Edip Fergan, Ali Fikri Yavuz, Ali İhsan Yurt, Bekir Sadak ve Osman Yüksel Serdengeçti gibi isimler Abdullah Bey’in dükkânına gelip giderler.

Abdullah Işıklar Bey’in Cağaloğlu’ndaki kitapçı dükkânına sık sık gelen zatlardan birisi de Üstad Necip Fazıl Bey’dir. Bir gün sohbet edilirken Necip Fazıl Bey bir mevzuda öfkelenir, esip savurur. Konuştukça daha da hiddetlenir ve en sonunda ben gidiyorum deyip kızgınlıkla dükkânı terk eder. Ertesi gün Cuma günüdür. Cuma günleri Abdullah Bey posta işleri ve mali işlerle uğraşmak için dışarıda olur, dükkânı ise bir anahtarı da kendisinde bulunan Ahmet Sadık Efendi açar. Dükkânda Abdullah Bey gelene kadar bekler. Mevsim kıştır ve tipi derecesinde kar vardır.

Sabah erken bir saatte Necip Fazıl Bey gelir, Abdullah Bey’i sorar. Ahmet Sadık Efendi; “Üstadım, Abdullah henüz gelmedi, bugün biraz gecikecek, buyurun oturalım” derse de Necip Fazıl Bey oturmaz, ben tekrar gelirim diyerek ayrılır. Abdullah Bey öğlene doğru dükkâna gelince, Ahmet Sadık Efendi; “Yahu Abdullah, Necip Fazıl Bey hararetle seni arıyor. Sabah erkenden buradaydı, hatta buradan çıktıktan sonra da şuralarda gezindi durdu bir müddet” der.

Mustafa Özdamar, Üstad Necip FazılNihayet Necip Fazıl Bey gelir. Soğuktan korunmak için paltosunun yakalarını kaldırmıştır. “Abdullah, bana hakkını helal et! Ben galiba dün seni üzdüm” der. Abdullah Bey’in; “Aman üstadım estağfurullah, o ne demek? Lütfen buyurun içeri girin, bir çay içelim ısınırsınız” şeklindeki ısrarına rağmen “Yok gideceğim, ben sadece bunun için geldim” deyip gider. Necip Fazıl Bey, kışın, karın, tipinin ortasında, Erenköy’den Cağaloğlu’na bir özür dilemek için gelmiştir. Abdullah Işıklar Bey’den bizzat dinlediğim bu hadise, Mustafa Özdamar’ın Üstad Necip Fazıl adlı kitabında da nakledilmiştir.

“Hiç rızık kapısının üstüne oturulur mu?”

Bu dönemde Işıklar Kitabevi, İslam’a dair birçok mühim eseri neşreder. Bu eserler arasında Tahir’ül Mevlevi’nin eserleri önemli bir yer tutar. Abdullah Bey bu dükkânda Ahmet Sadık Efendi ile birçok hatırayı paylaşırlar. Bir akşam beraberce dükkânda otururlarken Abdullah Bey, “Ahmet Abi, artık dükkânı kapatalım mı?” diye sorunca Ahmet Sadık Efendi; “Ne diyorsun Abdullah, dükkân hiç kapatılır mı, dükkân örtülür. Kapatılan şey açılmaz, örtülen ise açılır” diyerek ikaz eder. Abdullah Bey bu ikazı hiç unutmaz.

Bir gün dükkâna kolilerce kitap gelmiştir. Onları içeri taşırlarken Abdullah Bey, yorgunluktan gayriihtiyarî olarak masanın üzerine oturuverir. Ahmet Sadık Efendi, “Hiç rızık kapısının üstüne oturulur mu?” diyerek yine ikaz ederler. Ahmet Sadık Efendi yine defaaten; “Sakın vitrini dışarıda olan lokantalarda yemek yemeyin. Çünkü o yemeklerin üzerinde göz hakkı vardır. O yemekler yendiği zaman şifa vermez, belki zehir olur” diye nasihat ederler. “Sözler tohum gibidir, tohum nasıl toprağa ekilince yeşerir, meyve verir. Söz de müspet veya menfi mutlaka bir meyve verir. Güzel söz söylemek lazım ki güzel meyve versin. Kötü söz söylemekten kaçınmak lazım” nasihatını da sık sık tekrarlarlar. Abdullah Bey’in dükkânındaki sohbetlerde sık sık hararetli tartışmalar olur. Ahmet Sadık Efendi bu tartışmalara iştirak etmez, fikir soran olursa “Bakalım Akl-ı Evvel ne diyecek” cevabını vererek takdiri Kudret-i İlahi’ye bırakıp sükût ederler.

Dua, hele ki meczupların duaları, gerçekten en tesirli silah imişİslam'ın Müdafaası

Işıklar Kitabevi’nin son devresine ben de yetiştim. Abdullah Işıklar Bey’in küçük dükkânı, eski bakan ve milletvekilleri, yazar-çizerler, kitap meraklıları ve bilhassa meczuplardan oluşan, başka bir yerde benzerine rastlanmayacak bir topluluğu ağırlamakta idi. Bu sebeple Abdullah Bey’e “meczuplar şeyhi” lakabı verilmişti. Çünkü onun dükkânına, nereden nasıl çıkıp geldikleri takip edilemeyen meczuplar düzenli olarak gelir, bu dükkânda hürmet görürlerdi. Abdullah Bey, diğer misafirleri ile bu meczupları aynı anda, düzenli bir şekilde idare etmesini, bir arada ağırlamasını bilirdi.

Meşhur 1 Mart tezkeresinin Meclis’te görüşüldüğü gün, Kara Baba Dergâhı’ndaki sohbet toplantısında, dergâhın müdavimlerinden olan merhum meczup Âşık Yusuf Baba’nın uzun bir duasına şahit olmuştuk. Âdeti olduğu üzere, kimsenin beklemediği bir anda, ellerini kaldırıp, yüksek sesle, uzun uzun ülkenin harbe girmemesi için dua etmişti. Dergâhtan çıkınca Abdullah Bey’in dükkânına gittim. Abdullah Bey’den başka kimse yok idi.  Birlikte oturur iken, sanki sözleşmişler gibi, arka arkaya üç meczup sırayla dükkâna geldiler. İçlerinden ikisini ilk defa görüyor idim. Bir tanesi, ceketinin her tarafına taktığı envai çeşit rozet ve madalyalarla, sanki görünmeyen bir ordunun generali gibiydi. Birden ellerini açıp yüksek sesle, ağlayarak dua etmeye başladı, diğer meczuplar da ona iştirak ettiler. Dua, yine ülkenin harbe girmemesi üzerine idi.  Dua bittikten sonra sessizce dağıldılar.

Abdullah IşıklarAbdullah Bey’in dükkânından çıktığımda, meczupların bu hassasiyeti karşısında hayret içindeydim. Eve gittiğimde, televizyonlar meşhur tezkerenin mecliste reddedildiğini son haber olarak geçiyorlardı. Hâlbuki kabul edileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. O gün anladım ki dua, hele ki meczupların duaları, gerçekten en tesirli silah imiş.

Cağaloğlu’nun birçok güzide mekânı gibi, Abdullah Bey’in dükkânı da kapanıp sırlandı. Geriye, müdavimlerinin hatıraları kaldı. Abdullah Bey, artık yalnızca cumaları evden çıkıyor, yakın dostları ile Cuma namazlarından sonra Beşiktaş’taki bir kıraathanede toplanıp sohbet ediyor. Allah ondan ve onun gibi İslam’a hizmet etmiş olan büyüklerimizden razı olsun.

 

Yetkin İlker Jandar yazdı

Yayın Tarihi: 19 Ocak 2013 Cumartesi 14:28 Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2013, 17:29
YORUM EKLE
YORUMLAR
SağÇarşı
SağÇarşı - 9 yıl Önce

Ayrıca bu kıymetli insan, Bjk çarşı grubunun kurucusu optik başkanında babasıdır. Güzel adamın güzel oğlu !!

y. t. günaydın
y. t. günaydın - 10 yıl Önce

Abdullah Bey'in o dükkânına uğramak bize de nasip olmuştu. Abdülkadir Akçiçek, Seyyid Fevzî el-Hasenî Paşa, Melih Yuluğ derken merak ettiğim bütün tasavvuf mütercimlerini sormuş ve hepsi hakkında yazılı hiçbir kaynakta bulamayacağım bilgiler almıştım. Onunla yapılacak geniş bir nehir-söyleşi Türkiye'nin 20. yüzyıl fikir tarihine çok ışık tutacaktır.

ŞEVKET
ŞEVKET - 10 yıl Önce

yetkin beg! bilesiniz ki, yazılarınızı sonuna kadar okuyorum.

enis
enis - 10 yıl Önce

Efendim, Yusuf Bey'in de "Sohbet yetiştiricidir." şeklindeki ince sözüyle sonlanan yazısını (http://goo.gl/5yg9k), sizin incelemenizin peşinden okuyunca; Abdullah Bey'in Cuma sohbetlerinden istifade etmek istedim. Görünen o ki, sizin yardımınız olmadan ona ulaşamayacağım. Sizinle haberleşmek için e-posta adresinizi yazmanızı rica edeceğim.

tespih
tespih - 10 yıl Önce

çok güzel bir yazı..böyle hatıratlar okumak çok hoşuma gidiyor. Bence de Abdullah bey konuşturulmalı

irfan
irfan - 10 yıl Önce

Abdullah Bey hayatta mı? Ona nasıl ulaşabilirim? sağlığı nasıl acaba? ben öğrenciyken bir yıl komşuları olmuştum. imkan olursa temas kurmak istiyorum. yardımcı olabilir misiniz?

Şener
Şener - 10 yıl Önce

Abdullah beyle üniversitede okurken 1981 yılında tanıştım. Dükkanı gidip geldiğim mekan olmuştu. Onu seviyorum. Allah ondan razı olsun.

banner19

banner36