banner17

Abdulcelil Candan Hocanın Gayreti ve Çabası Ne İçindi?

Abdulcelil Candan Hocanın hem akademik çalışmaları hem de sohbetleri Müslümanları taklidi imandan kurtarıp tahkiki iman ve basiret istikametinde amel etmeye çağırma merkezli değerlendirebilir. Muaz Ergü yazdı.

Abdulcelil Candan Hocanın Gayreti ve Çabası Ne İçindi?

Abdulcelil Candan Hoca, iyilik ve samimiyetiyle temayüz etmiş değerlerimizdendi. Mütevazılığı, samimiliği onu öne çıkarmıştı. Akademik kimliğinin ötesinde bir ilim ve irfan adamı olarak yaşadığı toplumun sorunlarına, sıkıntılarına bigâne kalmayan bir yapıya sahipti. Yani milletin yarasına merhem olmayan çok iddialı projelerin, bilimsel çalıştayların, entelektüel gevezeliklerin adamı değildi. Sade, halkın içinde, ümmetin güncel sıkıntılarıyla hemhal olan, üzülen, acı çeken biri…

Candan Hoca’nın hayatına baktığımızda hem resmi eğitim kurumlarında eğitim aldığını hem de yaşadığı bölgedeki hocalardan Arapça-Belagat dersleri aldığını görürüz. Akademik eğitimini Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamlıyor. Hem mektepli hem alaylı… Hoca, üniversite sonrası direkt akademik hayata başlamış biri değil. Değişik yerlerde müftülük ve vaizlik yapmış. Sahayı tanıyor. Reelde olan bitenden haberi var. İlahiyattaki branşı tefsir… Gercüş ve Kurtalan’da müftülük yaptığı yıllarda bilgisi, yardımsever kişiliği ve tevazuu ile kendini halka sevdiriyor. Sabah namazından sonra uyumazmış. Güne okumayla başlıyor. Yakın şahitlerin tanıklığında ömrü okumak, araştırmak, düşünmek, anlatmak, yazmak ve yaşamakla geçiyor. Hatta günde on saat okuduğu bile söyleniyor. Ayrıca TRT 6 kanalında soru cevap formatında yaptığı programlar unutulmaz. Sempatik tavırlarıyla izleyenlerin gönlünde yer ediniyor.

Abdulcelil Hoca televizyon programları yapıyor dedik. Televizyonlardaki dini içerikli programlara baktığımızda çoğunda aşırı sulandırılmış, hurafelerle dolu, hakikati teğet geçen bir anlayış görürüz. Abdulcelil Hoca dinden bahsederken hamaset yapmıyor, sıkıcı ve yapay bir üslubu benimsemiyor. Doğal, samimi… Hayatına baktığımızda zaten hurafelerle mücadele eden, mezhepçiliğin yıkıcılığıyla canhıraş çarpışan birini görürüz.

İslam etimolojik olarak inanç ve muamelede mutedil duruş anlamına gelir

Aslında hocanın hem akademik çalışmaları hem de sohbetleri Müslümanları taklidi imandan kurtarıp tahkiki iman ve basiret istikametinde amel etmeye çağırma merkezli değerlendirebilir. Taklitçiliği, körü körüne mezhep taassubunu kıyasıya eleştirmiştir. Aynı zamanda damarlarımıza işlemiş olan bidat ve batıl inançlarla da mücadeleden geri durmamış. Bunların yanında Müslümanların en büyük sorunlarından biri olan dini anlayıştaki ifrat üzerinde de sürekli durmuştur. İfrat derken Allah dışındaki varlıkların kutsanması, ahlaki zafiyetler, katı cehalet ve taklit gibi kavramları kastetmiş ve kitaplarında bu kavramları sorgulamış ve bizleri itidale çağırmıştır. Aynı zamanda bugün en büyük hastalığımızın taassup ve kör taklitten kaynaklı olduğunu söyleyerek de önemli bir meseleye parmak basmıştır.

Hoca, Dinde Aşırılık ve İtidal adlı kitabında İslam’ın öngördüğü mutedil ve model toplumu anlatırken Batı felsefesinden de bahseder. Eflatun’un toplumu öne çıkararak bireyi ihmal ettiğini, onun öğrencisi Aristo’nun ise bireyi öne çıkararak toplumu dışladığını söyler. İslam’ın ise etimolojik olarak inanç ve muamelede mutedil duruş anlamına geldiğini belirtir. İman Allah ile insan arasındaki bağı, muamelat ise insanla insan arasındaki ilişkileri ele almaktadır. İslam ne toplum adına bireyi ne de birey adına toplumu yok saymaz. Helal - haram dairesi içinde herkese hakkını verir. Ne ruh kutsanır ne de madde putlaştırılır.

Davet nedir?

Evet, Abdulcelil Hoca kolayca anlaşılabilir bir üslupla İslam’ı anlatır. Aynı zamanda yaşamıyla da… Üzerinde önemle durduğu noktalardan biri de davetti. Ömür boyu davet… Yalnızca biz Müslümanları ilgilendiren bir olgu değil davet. Bütün insanlığı içine alan, insanlığın faydasına olan bir durum. Abdullah Hoca’ya göre Müslümanların en belirgin özelliği insanları iyiliğe, hayra ve güzelliğe çağırmalarıdır. Maalesef biz bu özelliği mensup olduğumuz cemaate, camiaya insanları çağırmak olarak algıladık. “Bizim cemaatimiz en hayırlı cemaat, bizim camiamız Allah’a en yakın camia” diyerek hakikatin buharlaşmasına sebep olduk. Şimdi böylesi bir ortamda Hoca’nın söylediklerini dikkate almak zorundayız. Allah’a davet, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak eylemidir.  

1959 yılında Mardin - Midyat’ta doğan Candan Hoca, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Meslek Okulu’nda Tefsir Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görevine devam ederken 8 Ekim 2012’de kalp krizi dolayısıyla vefat eder.

Ruhu şad olsun, mekânı Cennet!... 

 

Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2016, 12:49
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20