banner17

34 yıldır konuşamıyordu!

Bayramın ikinci günü Ziya Nur Bey'i ziyaret edecektim. Nasip olmadı, cenaze namazına katıldım.

34 yıldır konuşamıyordu!

Ramazan'ın 27. günüydü ve ben bayramın ikinci gününü Ziya Nur Bey’e ayırmıştım. Beş gün sonra görüşeceğimizi düşünüyor, heyecanlanıyordum. 6 Eylül Pazartesi sabahı Reşat Şen Ağabey’den acı haberi aldım: “Ziya Abi bu gece vefat etti. Cenazesini Şakirin Camii’nden ikindi namazında kaldıracağız.”

Ziya Nur Aksun ve Tarık Ablak
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Ziya Nur Aksun'un cenaze merasimi
Fotoğrafları büyütmek için üzerini tıklayınız

Hazırlanarak Karacaahmet’e gitmek üzere yola çıktım. Camiye vardığımda saat üçtü. Daha iki saat var ve ortalıkta kimse yok. Daha cenaze de gelmemiş. Caminin içinde ilk karşılaştığım kişi avukat Ahmet İyioldu. Üzgün, mahzun “şehir dışından geldim Tarık” diyor. Biraz sonra avluda Reşat Şen’i gördüm. Onları kaybettiğim sırada, bir gün evvel fuarda tanıştığım Mehmet Can Gür gelerek “Cenazeyi taşıyacağız, gelsene” dedi. Gittik.

Cenaze arabasının başında avukat Halil Duruk var. Bir de cenaze görevlisi olmak üzere dört kişi tabutu yüklenip musalla taşına yatırdık. O sırada Vehbi Erdebil Ağabey de geldi. Ta Ereğli’den kalkıp gelmiş Ziya Abisi için. Yüzünde hem yol yorgunluğu, hem de büyük kaybın verdiği acı görünüyordu. Halil Duruk anlatmaya başladı. “Son bir aydır hayatî faaliyetleri iyice düşmüştü. Çapa’ya kaldırdık. Bu sabah da vefat etti.” Biraz sonra Şehzade Harun Efendi ve uçak profesörü Ahmet Nuri Yüksel göründüler. Harun Efendi’nin elini öptük. Kadirşinas şehzade, bilge tarihçiyi son yolculuğunda yalnız bırakmamıştı. Belma Hanım’ı müteakip kalan cemaat de yavaş yavaş gelmeye başladı.

Kimler yoktu ki…

Şehzade Harun Efendi, Bugün gazetesini çıkaran Mehmet Şevket Eygi, İmam-hatiplerin ilk müessisi Celal Hoca’nın oğlu Prof. Dr. Saadettin Ökten, Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Mehmet Fırıncı, Çanakkale Mahşeri gibi eserleriyle tanınan, Dahiler ve Deliler isimli romanında Marmara Kahvesi’ni ve Ziya Nur Aksun’u anlatan Mehmed Niyazi, Marmara İlahiyat’ın büyük edebiyatçısı Prof. Dr. Mustafa Uzun, tarihçi Mehmet Genç, kültür tarihçimiz Dursun Gürlek, ayaklı kültür-sanat mecmuası Mehmet Nuri Yardım, Marifet Yayınları sahibi Ömer Ziya Belviranlı, meşhur neyzen Ömer Erdoğdular, TRT ses sanatçısı Hasan Semerkand, mimar Prof. Dr. Suphi Saatçi, yazar Ahmet Turan Alkan, Türk Edebiyatı Dergisi’nden Cemal Aydın, Dr. Ahmet Alpay, Dr. Temel Dağoğlu, Yurdakul Dağoğlu, Reşat Şen, Av. Ahmet İyioldu, Zaptiye Ahmet’in kardeşi Şakir Yücel, Nurettin Topçu’nun yeğeni Fethi Erhan, marmaratör Gündoğdu Serhatlıoğlu, Ekrem Bektaş, edebiyatçı Prof. Dr. Âlim Kahraman, Abdullah Gucur, Yaşar Yılmaz İzmirli, İsmet Elbaşı, avukat Necip Kunt... Daha tanıdığım-tanımadığım dünya kadar ilim-kültür adamı vardı.

Hasan Semerkand, “Cemaatte eksikler var” dedi. Evet, az kişi vardı belki. Tüm cemaat birkaç yüz kişiyi geçmezdi. Ama samimiyet vardı, muhabbet vardı bu cenazede. Ezanın okunmasıyla herkes camiye geçti. İkindi namazından sonra cenaze namazı eda edildi.  Bilmiyorum, günümüzde böyle bir cemaatin “iyi bilirdik” dediği böyle değerli bir cenazeye ne kadar rastlanabilir?

Defninden sonra hayrü’l halefi konuştu

Tabut sırtlandı ve eller üstünde taşınarak cenaze arabasına yüklendi.  Kalabalık cemaat cenaze arabasının peşinden yürümeye başladı. M. Şevket Eygi Hocamız mezarlıkların talan edildiğinden şikâyet ediyordu: “Alçaklar, eski mezar bırakmadılar. Sahipsiz mezarları bir bir sattılar.” Mezara vardığımızda cenaze kabre indirilmişti. Ömer Ziya Belviranlı hoş sesiyle Kur’an okumaya, dostları da toprak atmaya başladılar. Ben de birkaç kürek atabilmiştim. Kur’an okundu, dualar edildi, mezar kapatıldı. Ömer Ziya Belviranlı, “Ziya Abi’nin hayrü’l halefi Mehmed Niyazi Bey’i” konuşma yapması için mikrofona çağırdı. O da birkaç cümle ile cemaatin duygularına tercüman oldu. Bilge tarihçi ebediyete uğurlanmıştı.

Biz uğurladık, Osmanlı sultanları karşıladı

Bizim yanımızdan ayrıldı, fani cihanı terk etti. Baki âleme geçti. Şimdi Fatih’le, Yavuz Selim’le, Şeyh Galip’le, Şehbenderzade ile beraber. Onun gerçek dostları onlardı, Ziya Nur Bey onlara hasretti, kavuştu. Mükrimin Halil’i, Zaptiye Ahmet’i, Dündar Taşer’i önden gönderdi, arkadan o da gitti. Biz yolcu ettik, onlar karşıladı. Biz uğurlama merasimindeydik, salatin-i Osmaniye karşılama merasimindeydi Karacaahmet’te.

34 yıldır felçliydi, konuşamıyordu. Şimdi özgür, rahat. Karacaahmet’te tarih sohbetleri yapıyor ehl-i kubura. Bilemediği yeri Fatih’e soruyor, Cevdet Paşa’ya itiraz ediyor tarihî meselelerde… 34 yıllık çilesini tamamladı, şimdi safasını sürüyor. Memleketi bu hale getirenlere hesap soruyor… Allah mekânını cennet eylesin. Kardeşi Belma Aksun Hanım’a ve dostlarına sabr-ı cemil ihsan eylesin.

 

Tarık Ablak oradaydı

Güncelleme Tarihi: 16 Eylül 2010, 17:04
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20