banner17

28 Şubatla emekli olmuştu!

Necla Pekolcay aramızdan ayrılalı 2 sene oldu. O, İsmail Kara'nın tarifiyle müşahhas bir ahlak abidesiydi.

28 Şubatla emekli olmuştu!

11644Şöyle bir Hoca imajı bugün rastlanılacak bir durum mudur bilmiyorum. Elli yıllık fiili Hocalık ömründe gerek ortaöğretimde gerekse de üniversitede yüzlerce talebe yetiştirmiş olmalı. Vefat ettiği zaman en eski talebesi 76 yaşında olmalı ve bu dünyadaki son anlarında dahi hocasının dizinin dibinden ayrılmamalı o talebesi, hizmetinde bulunmalı.

Felsefesi mahviyetkârlık olmalı Hocamızın ve hayatı boyunca “ben”i değil, hep “biz”i ön plana çıkarmalı. Öyle zamanlardan geçmeli ki, çalıştığı dönemlerde fikrî uyuşmazlık yaşadığı kişilerle mücadelesinde, kurumlar zarar görmesin diye, haklıyken bile geri plana çekilmeli. Hocalığı sadece kürsüde ders vermek olarak algılamamalı; yetiştirdiği, üzerine titrediği talebesinin profesör olduğunu duyunca, onun sevincini paylaşmak üzere ilerlemiş yaşına rağmen koşarcasına talebesinin yanına gitmeli. Asırlardan süzülüp gelen bize özgü bir duyuş ve düşünüşünün mücessemleştiği İstanbul’u yaşamalı; rafine yaşamları, rafine zevkleri görmeli, duymalı, rafine bir yaşam sürmeye çalışmalı. Ne dersiniz, böyle bir Hocanın adı Neclâ soyadı Pekolcay olsa yeridir değil mi? 

11645Bizde neden hatırâtlar yetersiz? 

Ömrünün sonlarına doğru, içinden geldiği devrin kıymet hükümlerinin gitgide yıpratıldığını gördükçe ikna olmuş Neclâ Pekolcay Hocamız Geçtim Dünya Üzerinden adlı hatıratını yazmaya. İkna olmuş diyorum çünkü bizde böyle güzide insanların hatıraları belki de son on yıldır yayınlanır olmaya başladı. Zira böyle bir hatırat yazma geleneğimiz yok. Bahsekonu kitabın “bir hatıratın peşinde” adlı takdim bölümünde İsmail Kara, bizde hatırat türüne pek iltifat edilmediğini söylüyor geçmişte. Çünkü ona göre İslam’da Hristiyanlıktakine benzer itiraf (günah çıkarma) kültürünün olmamasının yanı sıra, bir insanın kendinden bahsetmesinin ahlakî olarak zaaf hatta ayıp kabul edilmesi de hatırat eserlerinin hem adet hem muhteva itibariyle zayıf olmasına bir sebep. Fakat yine de çok önemli bir tez sürüyor ortaya Kara:

“…Halbuki naçiz kanaatime göre hasbelkadar önemli görevlere gelmiş, mühim işler yapmış veya bizim için hayatî derecede kıymetli bir kısım olaylara şahitlik etmiş insanların hatta ‘sıradan’ kişilerin hatıraları-bilgileri; onların şahsi bilgileri-hatıraları olmaktan öte kamu malı addedilmesi ve bu sebeple de mutlaka yazılı-kayıtlı olarak topluma aktarılması gereken malumat mesabesindedir. Çünkü herkesin hayatı bizden bir parçadır ve herkesteki bize ait parçayı bilmek yani kendimizi daha iyi ve sıhhatli tanımak hakkımızdır.” 

11646Neclâ  Pekolcay neyimiz olur? 

Neclâ Hoca’yı, babamın üniversitede edebiyat formasyonu alması hasebiyle, evimizdeki İslamî Türk Edebiyatı kitabından gıyabında tanırdım. (Sahi, var mıdır edebiyat öğretmeni olup da bu kitaptan faydalanmamış olan acaba?) Bir gün Geçtim Dünya Üzerinden’i kaleme aldı talebesi Hilal Ferşatoğlu’nun gayretleriyle Neclâ Hocamız ve bana da hemen alıp okumak düştü. Kitabı okuyunca içimdeki Hoca’yı tanıma arzusunun kuvvetlendiğini tahmin edersiniz. İstanbul’daydım ve tanışma fırsatım vardı. (Bu tip fırsatları kovalamak gerek.) KOCAV’daki Üstad Ziyaretleri vesilesiyle Hocamızı Altunizade’deki evinde ziyaret edip sohbetinden feyzlenmiştik 3 Nisan 2008’de. Elbette kitabında bizden parçalar vardı ama kendisiyle tanıştığımızda bu parçaları daha yakından tanıma imkânına sahip olmuştuk. 

Bir kere Necla Pekolcay kelimenin tam manasıyla bir Hoca olmanın yanı sıra müthiş bir insan olduğunu hissettiriyordu. Emekli olmasına rağmen talebelerinden kopmamıştı, bir kenara çekilmemişti. Hayatının her döneminde insanlara manevi yatırım yapmış, yani kendi deyimiyle insanlara ziyadesiyle yaklaşabilmiş bir insan vardı karşımızda: karşısındaki insanın derdiyle dertlenen sevinciyle sevinen bir insan… Sadece bu kadar da değil elbet. 1925’te Fatih’te doğmuştu yani gerek aile çevresinde gerek hocalarında bir incelikler medeniyetinin son temsilcilerini tanıma şansı bulmuştu. Ta çocukluğunda şahit olduğu ve çoğu kez kendisini direkt ilgilendirmeyen elim hadiseleri hayatının sonbaharında dahi unutmamıştı. Bu hadiselerin kahramanı tramvayda kaybolan bir küçük kız çocuğu olmuş yahut soğukta üşüyen bir kedi, ne fark ederdi ki… Bu ve buna benzer bir çok “parça”mız Neclâ Hoca’da hayat bulmuştu. 

11647Nasıl bir akademik hayat? 

İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nden mezun olan ilk Türk kadın filolog Necla Pekolcay. Ve belki de, Marmara Üniversitesi’nde ilkin Yüksek İslam Enstitüsü sonra İlahiyat Fakültesinin ilk kadın hocalarından birisi olduğu malum. Hatıratında, 2001 yılında emekli olana kadar merhum Selçuk Eraydın başta olmak üzere, şu an halen talebe yetiştiren bir çok Hocanın akademik kariyerlerinde dönüm noktası teşkil eden bir Hoca olduğunu gördüğümüz Neclâ Pekolcay’ın, İslamî Edebiyat sahasının tartışılmaz kaynaklarından birisi olduğunun da erbabınca söylendiğini eklemeliyiz. Ki Hocamızın eserleri arasında ders kitapları ve İslami Türk Edebiyatı’nın yanı sıra Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i üzerine bir incelemesi ve Mehmed Akif Ersoy hakkında küçük bir risalesi de mevcut. 

Vefatıyla aramızdan ayrılan ne idi? 

Necla Hocamızın fakülteden emekliliği Zekeriya Beyaz’ın fakülte dekanı olduğu zamana denk gelir. Hocalığı süresince talebesinin hakkını koruyan bir profil çizen Pekolcay’ın bu emekliliğinin arkasındaki sebepleri az çok tahmin edebilirsiniz zaten ama detayları kitapta bulmak mümkün ki çok önemli detaylar. Hocamızın huylarından birisinin kendi deyimiyle “gördüğü ve anladığı bazı şeyleri önce görmezlikten ve anlamazlıktan gelmek, yeri gelince de vaktiyle görmüş ve anlamış olduğunu ima etmek” olması, kitapta çoğu zaman neden imaların olduğuna delalettir belki de, kimbilir. Ve bu imalar emeklilik sürecini anlatırken de kendisini gösteriyor. Başta birkaç baskı yapan İslamî Türk Edebiyatı kitabı olmak üzere diğer tüm ders kitaplarının gelirini vakıflara hibe eden Necla Pekolcay 3 Temmuz 2008’de aramızdan ayrıldığında, aramızdan ayrılanın sadece onun dünyamızdaki naçiz varlığı mı yoksa “müşahhas bir ahlak” abidesi mi olduğu tartışılması gereken bir soru olarak ortada duruyor. Cevaplandırmaya kim yanaşır bilinmese de… 

 

Mehmet Emre Ayhan, “madem ki böyle duygularım kaldı” deyip şükretti

 

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2017, 12:29
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Necip
Mehmet Necip - 9 yıl Önce

İsmail Kara hocamızın Necla Pekolcay hocamızın vefatı üzere kaleme aldığı yazı için:
http://www.eilahiyat.com/alphacontent/esz-mainmenu-272/esz-mainmenu-272/723.html

banner8

banner19

banner20