20 yıldır Cumaları yazarlar vaaz veriyor!

Camisini üniversite kürsüsüne çeviren Topkapı Çinili Camii İmam- Hatibi Ahmet Yüter ile konuştuk.

20 yıldır Cumaları yazarlar vaaz veriyor!

Ahmet Yüter ismini ilk defa Yavuz Bülent Bakiler’in Halk’a ve Olaylara Tercüman Gazetesi’nde yazarken okumuştum. Yavuz Bülent Bey, Ahmet Hoca’nın camideki çalışmalarından övgüyle söz ediyor ve kendisini camiye konuşma yapması için davet ettiğini yazıyordu. Üniversiteyi bitirdim. Şanlıurfa’da bir okul dönüşü Balıklıgöl’den geçerken Ahmet Hocamın Ali Ulvi Kurucu’yu anlatan kitabını gördüm ve alıp okudum. İstanbul’a geldiğimde de Eskader’in Timaş Kitap Cafe’deki mekanında tanıştık. Ahmet Hoca her hafta Perşembe günleri Timaş Kitap Cafe’deki Edebiyat sohbetinden sonra o günkü konuya dair manzum şiirini okuyor. 19 Aralık 2011 Pazartesi günü de Cevizlibağ’da bulunan Topkapı Çinili Camii’nde çok güzel bir mülakat gerçekleştirdik.

Çocukluğunuzun geçtiği Amasya- Merzifon’a gidecek olursak şahsi anlamda kendi çocukluğunuzu ve genel anlamda Türk toplumunu anlatabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum, Dünya Bizim okuyucularına selamlarımı, sevgilerimi iletmek istiyorum. Efendim ben 25.12. 1963 tarihinde Amasya Merzifon’da eski ismiyle Muşruf, yeni ismiyle Yakacık köyünde doğdum. İlkokulu köyümde, ortaokul ve liseyi Merzifon İmam- Hatip Lisesi’nde okudum. İlahiyatı Açıköğretim yoluyla tamamladım. Çocukluğumuz aslında unutamayacağımız en güzel günlerimiz, en güzel zaman dilimlerimiz. Bizim çocukluğumuz aslında unutulmaması, yaşanılması gereken bir çocukluktu. Bizim çocukluğumuzda yoksulluklar vardı. Açlık vardı, sefalet vardı. Belki de yaş itibarıyla çok yaşlı olmasam bile o yoksullukları gördüm. Fakat yoksul olan ailelerde dostluk, samimiyet, insanlık, dayanışma, kaynaşma, paylaşma, vefakarlık vardı. O zamanlar atı, öküzü olanlar bu imkanlardan yoksun olanların yardımına giderler, yardım edilen kişiler de kendi işleri bittiğinde bu malların sahiplerine yardım ederlerdi. İmece usulü gibi yani. Çocukluğumuzda biz bu hatıraları yaşadık. Mesela ekmeğimizi paylaşmasını biliyorduk. Bizim çocukluğumuzda biz okurken ilkokulda, özellikle ortaokul ve lisede eski yolumuzdan üç kilometre, yeni yolumuzdan üç kilometre giderdik. 7 sene ben bu şekilde gidip geldim. Biz öğlen yemeklerinde her şeyi bulamıyorduk. Bir zeytini ancak üç-beş ısırımda yiyorduk. Baş parmağımız kadar peynirle ekmeğimizi idare ediyorduk. Bir üzüm salkımındaki 8 üzümü beş-on arkadaş yemek durumunda kalıyorduk. Silgimizi, kalemimizi, defterimizi arkadaşlarımızla ortaklaşa kullanırdık.

Her şeye kendimizin gözüyle bakma imkanımız yoktu. Sırada otururken benim değil, bizim derdik. Sonra okulu bitirdik, vazife aldık, vazife aldığımız köylerde yine bu zor şartları belli bir dönem devam ettirdik. Şimdi ise belki imkanlar genişledi, çoğaldı, rahatladı fakat teknik imkanlar ve rahatlamalar çoğaldıkça insanların ruh dünyasında, komşuluklarında, dostluklarında sıkıntılar meydana gelmeye başladı. Bu da gösteriyor ki annelerimizin, babalarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin bize göstermiş olduğu hem dini, hem milli, hem de geleneksel anlamdaki değerlerimizi yavaş yavaş yitiriyoruz gibi geliyor. Erkek çocuklarımızın, kız çocuklarımızın, gelinlerimizin, torunlarımızın, gençlerimizin durumlarına baktığımız zaman böyle. Geçmişte gençler inşaatta, tarlada, bahçede, bağda annesine, babasına yardım edebilmek için Cumartesi, Pazar günleri koşuşturabiliyordu. Şimdiki gençler hazırdan yemeye alışmışlar. Kısa yollardan köşe dönmek istiyorlar. Doğru dürüst iş beğenmiyorlar. Şimdiki gençleri anlamakta zorlanıyoruz. Gençlerin tamamını kastetmiyorum. Okuyan, araştıran, birkaç dil bilen, bilmek çabasında olan, kitapla iç içe olan çok güzel gençlerimiz var. Dolayısıyla sosyal bakımdan çocukluğun anaforunu ortaya koyacak olursak kendi çocukluğumuzun özlemlerini bugün daha çok hissediyoruz.

Çocukluğunuzda ülkemizin siyasi durumu nasıldı? Ahmet Yüter

12 Eylül öncesi hepimizin bildiği gibi sıkıntılı dönemlerdi. Ben ilkokula gittiğim zaman sağ-sol kavgası had safhadaydı. Biz fakir aile çocuğu olduğumuz için ideolojik gruplar arasına girme cesaretini bulamıyorduk. İyiki de girmemişim diyorum çünkü gençleri boşlukta bırakan ideolojik hastalıklar da vardı. Bunlar şimdi daha iyi anlaşılıyor. Okumadan, araştırmadan uzak sevketmelerle, koşuşturmalarla geçiyordu. Çocuklukta siyasi kimlikleri iyice tanıyamıyorduk. Aradan gençlik, delikanlılık ve olgunluk çağımıza geldiğimizde bakıyoruz ki o çocukluk yıllarımızdaki birçok siyasetçinin kaç tane yüzü olduğunu görünce şaşırıp kalıyoruz. Tabii ki çocukluk yıllarımızda ince çizgiler, önemli noktalar yok değildi. Fakat güçlü değillerdi. Ses, soluk, nefes olamamışlardı. O gün anlayamasak da bugün bunu daha iyi anlayabiliyoruz.

Nerelerde İmamlık yaptınız?

Merzifon’un Aşağıbük köyünde -halkı Çerkez olan bir köydü- göreve başladım. Onlarla çok güzel hatıralarım oldu. Sonra Ortaova diye bir başka köye tayin oldum. Bu iki köyde 5-6 senem geçti. Bu arada askerliği de yaptım. Askerden sonra Ortaova köyünde kısa bir süre daha vazife yaptıktan sonra İstanbul- Zeytinburnu- Telsiz Camii’ne geldim. 2-3 sene de orda vazife yaptım. 1991 yılından beri de şu anda içinde bulunduğumuz Topkapı Teknik Oto Sanayi Sitesi Çinili Camii’nde el’an vazifeye devam etmekteyiz.

Aydınları Cami’ye çağırma geleneği ne zaman başladı?

1991 yılında bu camiye gelince önce cemaatimin profilini çıkarttım. Tabiri caizse cemaatimi tanımaya çalıştım. Kültür seviyesine, okuma oranına, yaşam biçimlerine baktım. Hakikaten yüksek seviyeli buldum. Yüksek tahsilli birçok esnafla tanışma fırsatını buldum. İşçilerin dahi tekniker işçi olduğunu gördüm. Cemaatin seviyesinin iyi olduğunu gördüm. Bu tip şeylere müsait. Dolayısıyla 1994 yılında Mim Kemal Öke Hocamızla “Kürsüden Akademik Sohbetler Platformu” adı altında başlattık. O gün bugündür tam 465 tane farklı branşta hocalarımızı konuşturduk. Tıp, Hukuk, İlahiyat, Sanat, İktisat, Edebiyat, Musıki, Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Çevre Bilimi, Deprem Bilimi gibi değişik sahalarda uzman, otorite, söz sahibi olmuş, toplumun beğenisini kazanmış güzel insanlarımızı, aydınlarımızı davet ettik. Mesela Nörolog, Sosyolog, Psikolog, Karaciğer Mütehassısı, Akciğer Mütehassısı, Bevliye Mütehassısı, Çocuk Doğum Mütehassısı, Kişisel İletişim Uzmanı, Aile İçi İletişim Uzmanı, Çevre ve Deprem Uzmanları, Antropologlar, İnsan Bilimcileri, Gazeteci, Yazar, Profesör gibi farklı farklı sanatlarda hocalarımızı getirdik, getiriyoruz, konuşturuyoruz. Toplumun aydınlanmasını, Cumayı Cumanın özelliklerine uygun bir şekilde Asr-ı Saadetteki uygulamasına en uygun, en yakın, en faydalı bir şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Ailelelerimiz mutlu oluyor. Mesela birçok ailenin huzursuzlukları giderilmiş oluyor. Çalışan insanlarımız moral buluyor. Namaza yeni yeni başlayanlar oluyor. Toplumun sosyal yönlere açılımı kuvvetleniyor. Bu hizmet insanlara mutluluk veriyor.

Yazı hayatına nasıl başladınız?

Efendim yazı hayatım da vazife hayatıma birebir eşit. Hatta meslek hayatımdan da önce 1981 yılında başladım. Aşağı yukarı İmam- Hatip’in son yılları. İlk şiirim Cankardeş Dergisi’nde yayınlandı. “Ona Yalvarış” isimli bir şiirdi. Cenab-ı Hakka dua şiiriydi. İki dörtlüklüydü. İlk yazım da 1981’li yıllarda haftalık Yeni Düşünce Dergisi’nde çıktı. Yazımın başlığı şu an aklıma gelmiyor. Sonra Zaman’da, Ortadoğu’da, Tercüman’da, Yeni Asya’da, Yeni Nesil’de, Zeytinburnu Bulvar’da, Zeytinburnu Tercüman’da, Taşova’da, Sur Dergisi’nde, Sızıntı Dergisi’nde, Ribat Dergisi’nde, Hakses Dergisi’nde, Akşam Gazetesi’nde, Güneş Gazetesi’nde zaman zaman köşeyazılarım yayınlandı, zaman zaman haftalık yazılarım. Şu anda Sur Dergisi’nde röportaj ağırlıklı yazılarım, zaman zaman makalelerim, denemelerim devam ediyor. Son iki yıldır Sanatalemi.net sitesine portre yazıları, Türk Edebiyatı’na şiir üslubuyla portre duaları, manzum usulle bir gelenek kazandırdık. Vefat eden büyüklerimize anma duaları, hayattaki büyüklerimize vefa duaları yazıyorum. Yani portre, kişinin biyografik yönleri de içine giriyor, Dinihaberler.com sitesinde de haftalık makalelerim yayınlanıyor. Her ay Sur Dergisi’nde röportajlarım yayınlanıyor. Yazı hayatımıza o gün bugündür devam ediyoruz. Yayınlanmış irili ufaklı 18 tane eserimiz mevcut. Bunların dört tanesi Aydınlar Geçidi, Aydınlardan Damlalar, Aydınlar Zirvesi ve Aydınlar Camide adı altında dört cildi camideki aydınlarımızın konuşmalarından meydana gelen, Kürsüden Akademik Sohbetler Platformu’nun sohbet kitapları. Diğerleri komşuluk üzerine, hayatı kolaylaştıran kurallar üzerine, görgü ve nezaket kuralları üzerine kitaplar. Dolayısıyla Komşuluk gibi, Çocuk Eğitiminde Altın Kurallar gibi, Görgü ve Nezaket Kuralları gibi eserlerimiz meydana geldi. İlk kitabım şiir kitabım oldu. Şiire düşkünüm. Şiirlerimi “Haberin var mı?” adı altında topladım. İkinci şiir kitabım da “Gül Efendim” diye, Efendimize yönelik şiirleri bir araya getirmiş oldum.

Yazı konusunda sizi en çok teşvik eden ve öven kim oldu?Ahmet Yüter, Ali Ulvi Kurcu

Ben köylerde imamken mektup yazmayı çok severdim. Dergi ve gazete okumayı çok severdim. Ara ara beğendiğim yazarlara mektuplar yazardım. Ayda 20-30 tane mektup yazardım. Hem öğrencilik yıllarımda, hem de vazife hayatımın ilk yıllarında en çok mektup yazan kişi olduğumu söyleyebilirim. Hem gazetecilere, hem yazarlara, hem dergilere, hem sevdiğim akrabalarıma, dostlarıma, yakınlarıma mektup yazardım. Mektup yazmayı özledim. Şimdi mektup yazamıyoruz. İnternet çıktı, bilgisayar çıktı, teknik aletlere zaten bir türlü adapte olamadım. Hekimoğlu İsmail’den, Vehbi Vakkasoğlu’ndan teşvik gördüm. Çok dualar aldım. “Sen yaparsın, edersin, güzel olacak” diyen yazarlarımız, büyüklerimiz oldu. Hasan Hüseyin Korkmaz ağabeyimiz tavsiyelerde bulunurdu. Doçent Doktor Süleyman Doğan, Prof. Cihan Okuyucu, Prof. Ahmet Akgündüz, Ahmed Şahin teşvik ettiler.

Birçok aydınla ruberu görüşme imkanı buldunuz. Bunlardan sizi en çok etkileyen kimdir?

Hem zor, hem de kolay bir soru. Benim hayatımda en özel yeri olan insan Üstad Ali Ulvi Kurucu’dur. 12 sefer benim camime özel olarak sohbet etmeye gelmiştir. Rahmetli onun dışında her yaz İstanbul’a geldiğinde beni mutlaka yanına çağırırdı. Ben onun yanına giderdim. Her hafta bir yere sohbete giderdi. Gittiği sohbetlere katılırdım, kayda alırdım, dizinin dibinde dinlerdim. O kadar konuşmalarına, bakışlarına, duruşlarına imrenirdim ki tarif edemem. Çok etkileyici bir halet-i ruhiyesi vardı. Hatta hiç konuşmasa bile insan üzerinde etkisi vardır. Zaten mübarek bir kimseydi. Allah gani gani rahmet eylesin. Bana takmış olduğu bir mahlas vardı. “Matkap” derdi. Hizmet ederken yolları aşıp gider, deler, geçer filan gibi. Ali Ulvi Kurucu Üstadımın üzerimde çok büyük etkisi var.

Said Nursi’nin talebelerinden Müdde-i Umum Reisi Abdullah Battal isminde bir büyüğüm vardı. Benim şahsi hayatımda da, aile hayatımda da çok özel bir yeri olan, çok özelliği olan, mütefekkir, düşünce adamıydı, şairdi, edipti, çok yönlü bir zattı. Onun emeği var üzerimde. Okulda okuduğum Edebiyat Öğretmenlerimin üzerimde emeği çok. Rahmetli İbrahim Canan Hocamın üzerimde çok tesiri var. Prof. Ümit Meriç Hoca ilim, kültür ve sosyoloji bakımından beni çok etkileyen bir insandır. Rahmetli Cemil Meriç’in eserleri beni çok etkilemiştir. Said Nursi’nin eserlerini kim okursa etki alanına giriyor. Müspet manada insanı daha iyi olgunlaştırıyor, daha iyi yetiştiriyor, daha bilgili, daha kültürlü, daha imanlı, daha inançlı hale getiriyor. Gençliğimde Mehmet Şevket Eygi’nin yazıları, tarih bakımından Yavuz Bahadıroğlu bizi etkilerdi. Şimdilerde Mustafa Armağan etkiliyor. Daha da var tabii. Bunun dışında Hekimoğlu İsmail, Mustafa Yazgan, Doç. Dr. Osman Sezgin, Osman Demirci, Sabahattin Zaim, Cevat Babuna, Doç. Selçuk Eraydın gibi hocalarımızın üzerimizde çok çok etkileri var.

En beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?

En başta Ali Ulvi Kurucu’yu okurum. Necip Fazıl Kısakürek, Yahya Kemal, Mehmed Akif, Abdürrahim Karakoç, Mehmet Altan, Fehmi Koru, Vehbi Vakkasoğlu, Ahmed Şahin, Hayreddin Karaman, Faruk Beşer, Mümtaz’er Türköne, Ali Erkan Kavaklı, aklıma gelenler bunlar.

Yazılarınızın ve kitaplarınızın toplumda tesiri oldu mu, bunu bizzat müşahede ettiniz mi?

Özellikle Çocuk Yetiştirmede Altın Kurallar, Günümüzde Komşuluk, Ailede ve Toplumda Görgü ve Nezaket Kuralları isimli kitaplarımın toplum üzerinde çok büyük etkilerini gördüm. Çocuk Yetiştirmede Altın Kurallar vesilesiyle boşanma durumuna gelmiş, kendisi ve eşi arasında problem olan birkaç ailenin kurtuluşunun  haberini almak beni ziyadesiyle sevindirdi. Kitabı okuduktan sonra daha sağlıklı çocuk yetiştirmenin yollarını öğrenmenin verdiği yeni donanımla yetişen aileler, hanımlar, beyler çocuklarına sımsıkı sarılmaya başlayınca aralarındaki mutluluğun arttığının bilgilerini aldım ve bunu o kitap vasıtasıyla gelip benle paylaşanlar oldu. Mesela komşuluğu düzelen, iyileşen, komşularıyla problemlerinin kalktığına dair örneklerin tanığı oldum. Eserlerimin içinde sigarayla ilgili yazılarım da var. O yazılar vesilesiyle birçok insan sigarayı bıraktı. Bine yakın insanın sigarayı bırakmasına birebir vesile oldum. Son olarak da Görgü ve Nezaket Kuralları kitabımı eşimden habersiz eşimin ismiyle yayınladım. Yayınevi benden o kitabı yazmamı istediğinde oturup beş-altı senemi verdim. Yayınevindeki yetkililer de buna “Bir bayan ismi koyalım.” dediler. Ben de herhangi bir bayan ismi olmasındansa eşimin isminin olmasını istedim. Onlar da “Hay hay” dediler. Eşimin doğum gününe yakın, eşimden habersiz kitap yayınlandı, çıktı ve doğum günü paketledim, sardırdım, hazırladım, bir buket çiçekle beraber akşam eve gittim, zili çaldım, “Hanımefendi! Hem doğum gününüzü tebrik ediyorum, hem de kitabınız hayırlı olsun. Şu çiçeğimizi de kabul buyurun lütfen!” diye takdim ettim. Bu kitap vesilesiyle birçok aile kurtuldu. Değişik basın-yayın organlarında o kitapla ilgili röportajlar vesilesiyle bu hatıramı paylaşınca birçok aile aradı. “Bir İmam olarak öyle bir eser yazmışsınız, ne güzel. Aradık, bulduk, okuduk, hakikaten yuvamıza huzur geldi. Çocuklarımızla aramız düzeldi. Çocuklarımızın okullarında seviyeleri arttı. Yuvamızın çehresi değişti. ” dediler. Çalışmalarımın sosyal bakımdan çok faydası oldu.

Şimdi zor bir soru soracağım. Evlatlarınız arasında bir tercih yapmanızı isteyeceğim. En beğendiğiniz eseriniz hangisi?

Tabii ki Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun sohbetlerini bir araya getirdiğim “Medine İkliminden Esintiler: Ali Ulvi Kurucu” isimli eserim. İçindekiler bana ait değil ama onu kitaplaştırmak bakımından en sevdiğim kitabım. Kendi telif eserlerimin de önüne aldığım bir eserimdir. Ama telif çalışmalarımdan yine eğitim konulu eserlerimi önceliyorum. Çocuk Yetiştirmede Altın Kurallar gibi, Görgü ve Nezaket Kuralları gibi eserlerim daha önde geliyor benim için.

Mehmet Sait Fidan sordu

Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2012, 02:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13