banner17

1930'larda Türkiye'de bir medrese kurmak istedi

Musa Carullah, İslam dünyasındaki çöküşün imanın sosyal boyutu kaybedildiği zaman başladığını düşünüyordu. Yusuf Tunçbilek yazdı.

1930'larda Türkiye'de bir medrese kurmak istedi

Birçok yazıda karşımıza çıkan, fakat bir o kadar da tanımlanması zor kavramlarımız vardır: “İslam dünyası”, “İslam düşünürleri” ve “İslam düşüncesi” gibi. Bu kavramlar, Müslümanlar aralarında birlik olamadıkları için biraz geçerliliği olmayan, fakat bir yandan da Müslümanların etki alanlarının ne kadar büyük olduğunu gösteren kavramlardır.

Musa Carullah ismi bu kavramların izini takip edenlerin, bu kavramların tanımını yapmaya çalışanların, bu kavramların bir geçerliliği olmasını isteyenlerin karşısına hep çıkacak olan bir isimdir. O, İslam dünyasının bir parçası olan Rusya Müslümanlarından, özgün fikirleri ve şahsiyetiyle de İslam düşünürleri ve İslam düşüncesi alanında yer alan bir isimdir.

Musa Carullah ilim için durmadan seyahat eden, çeşitli rejimlerce baskı altında tutulan ve zor şartlar altında yaşayan biri olduğu için genelde yaptığı çalışmalar ve yazdığı kitaplar belirli bir sistematik çerçevede oluşmamıştır. Ayrıca eserlerinin çoğunu Tatarca kaleme aldığından İslam coğrafyasında bir tanınma problemi yaşamıştır. Yaptığı onca seyahat, medreselerde gördükleri, kütüphanelerde okuduğu eski kitaplar, Rusya Müslümanlarının durumu onun fikirlerini oluşturan belli başlı etkenlerdendir.

Islahatın eğitim ve din kurumlarında yapılması gerektiğini düşündü

Musa Carullah, hayatının önemli bir bölümünü Rostov, Petersburg ve Moskova gibi Rus nüfusun yoğun olduğu yerlerde geçirmiştir. Müslümanların az olduğu yerlerde yaşaması ve Rusya’nın Avrupa’ya dönük şehirlerinde doğup büyümesi, özetle Rus-Batı kültürüne olan yakın teması onun dinin düşüncelerine esneklik boyutu getirmiştir.

Orta Asya, Hindistan, Mısır, Hicaz ve Suriye’deki gezileri de onun ıslahatçı bir çizgi takınmasına neden olmuştur. O, sosyal ve günlük hayattan da haberi olan medrese talebelerinin yetişmesi için ıslahatın eğitim ve din kurumlarında yapılması gerektiğini düşünmüştür. Zira ona göre Rusya’daki medreselerde tefsir ve hadis ilimleri öğretilmemiş, ilimden ziyade Arabiyat ve rivayetlerle eğitim verilmeye çalışılmıştır.

Onun dönemindeki bütün İslam düşünürleri gibi o da daha çok İslam âleminin geri kalmışlığı, yenilmişliği üzerine kafa yormuştur. Ona göre Müslümanların bu durumda olmaları, eleştirel düşünmenin bırakılması, mezhep taassubu, taklidi uygulamalar, medreselerin bozulması, kadınların sosyal hayatın dışına itilmesi, ameli faydanın görmezden gelinmesi, zengin tabaka ve devlet dairelerinde bozulmaların olması, kader ve tevekkülün yanlış anlaşılması gibi sebeplerden kaynaklanmıştır. Ayrıca siyasi gerilemeyi fikri gerilemeden kaynaklı görmüştür. Eleştirilerini ise köktenci bir dille değil, düzelten, ıslah eden ve üsluba çok dikkat eder bir yöntemle yapmıştır.

Durmaksızın yeni şeyler öğrenme tutkusuna sahipti

Günümüz birçok aydın-âlim tipinden farklı olarak matematik ve astronomiye olan ilgisiyle de dikkat çeken birisidir. Metodoloji olarak matematik ve sosyal bilimleri birleştirme gibi özgün fikirlere sahip olan yazar, aynı zamanda ay ve güneş tutulmalarını daha net gözlemleyebilmek için ilmi seyahatler düzenlemiştir.

On bir yıl boyunca kesintisiz ve daha sonrasında da birçok defa İslam coğrafyalarını ve medreselerini dolaşmış fakat umduğunu bulamamıştır. Önemli özelliklerinden birisi de durmaksızın yeni şeyler öğrenmeye olan tutkusudur. Onun çağdaşı medrese öğrencileri okullarını bitirdiklerinde ya cami imamı ya da bir medresede hoca olurken, o bunların ikisini de seçmemiş, kişisel olarak çalışmalarına devam etmiştir. Bu da onun özgür düşünmesine neden olmuştur, ki zaten kendisi de aklın özgür olması gerektiğini savunmuştur.

Musa Carullah'ın Osmanlı-Türkiye hakkındaki düşünceleri

Rusya Müslümanlarının, İdil-Ural ve Orta Asya Türklerinin kültürel ve siyasi birlikteliklerini savunmuştur. Bu kısmi birliği sağlayıp TBMM ve hilafete bağlılığını ilan ettirmiştir. Hilafetin gerekliliğini vurgulamış ve siyaset meydanında ehliyetini kanıtlayan Türk milletinin bu müessesenin başında olmasını istemiştir.

Musa Carullah, Türkiye’den her zaman umutla bahsetmiştir. Müslümanların Türkiye’yi örnek alması gerektiğini düşünmüştür. Ancak hukukçu kimliğiyle Osmanlı ve Türkiye’deki reformları yararlı bulmaz; çünkü burada çare içeride değil, dışarıda aranmıştır. Ona göre Osmanlı devleti mektepler, medreseler, camiler, şeri mahkemeler, şeyhülislam, tekkeler, velhasıl halkın din ve dünya işleri kendi haline bırakmış, toplumun uyanışına vesile olacak şeylerden uzak kalıp çözümü sadece siyasi ve askeri alanda aramış ve başarılı olamamıştır. 

Dönemin Osmanlı ulemasından Mustafa Sabri Efendi, onun kitaplarına reddiye ve tenkitler yazmıştır. Şeyhülislam, dönemin İç İşleri Bakanlığına Musa Carullah’ın eserlerinin yasaklanması gerektiğini belirtmiş, fakat eserler yasaklanmamış, tam tersine gençler tarafından daha da bir ilgiyle okunmuştur. Musa Carullah tabii bu olanlara üzülmüş, “Teessüf Etmiştim Artık Anladım” başlığıyla adeta bütün Osmanlı padişahlarının günahlarını şeyhülislamların çıkardıkları fetvalarla meşrulaştırdıklarını iddia ettiği sert bir yazıyla cevap vermiştir.

Musa Carullah Türkiye’de ve İslam dünyasında yenilikçilere göre gelenekçi, gelenekçilere göre yenilikçi, laikçilere göre dinci, dincilere göre laik, İslamcılara göre Türkçü, Türkçülere göre İslamcı görüldüğü için kimse tarafından tam anlamıyla sahiplenilmemiştir. Böyle olunca onun açtığı yolu sürdüren herhangi bir gelenek de oluşmamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye kitapçıklar yazıp göndermiş fakat dikkate alınmamıştır. Rusya’dan çıkınca Türkiye’ye gelip burada bir medrese açmak ve uyanışı buradan başlatmak düşüncesinde olsa da bunu gerçekleştirememiştir.

Carullah’ın Türkiye Türkçesine çevrilmiş eserleri de bulunmaktadır. Buna karşın hâlâ çevrilmemiş ve hiçbir zaman basılmamış eserleri de mevcuttur. Onun hakkında görebildiğimiz kadarıyla en iyi çalışmalar Dergah Yayınları’ndan basılan Ahmet Kanlıdere’nin eseri ve mevcut Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in basılan yüksek lisans tezidir.

İmanın sosyal boyutu kaybedildiği zaman...

Musa Carullah, Şiileri de Sünnileri de eleştirmiştir. Bunu Şii ya da Sünni olmaları dolayısıyla değil, gördüğü yanlışları düzeltme amacıyla yapmış, iki gruba da yaranamamıştır. İbn-i Arabi ve Mevlana gibi düşünürlerden ciddi derecede etkilenmiştir. Fakat o isimlerin yolunu izleyenler tarafından görmezden gelinmiştir. Birileri onu reformist, birileri de sufi olmakla suçlamıştır. Halbuki o hiçbir Müslümanı tamamen yanlış yolda görmemiştir. Sadece düzeltmeye, ıslah etmeye çalışmıştır. Yanlışları ayıklamaya gayret etmiş, doğruları ise kabul etmiştir.

Musa Carullah, İslam dünyasındaki çöküşün imanın sosyal boyutu kaybedildiği zaman başladığını düşünüyordu. Ona göre İslamiyet’in en büyük gayesi nizamlı, medeniyetli, her cihetle güçlü bir toplum oluşturmaktır. O, hayatın içerisinde bir İslam, İslam’ın içerisinde bir hayat tasavvur etmiştir. Müslümanların dertleriyle dertlenen, bütün hayatını İslam’a hizmete adayan, bu yüzden de vatanından sürülen ve ailesinden ayrı hayata gözlerini yuman bu şahsiyet her ne kadar fikirleri dolayısıyla bazılarınca tekfir edilse de bizimdir ve bizdendir.

 

Yusuf Tunçbilek yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2015, 11:18
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20