Politik türde özgün bir film: Güz Sancısı

Güz Sancısı, Yılmaz Karakoyunlu'nun aynı adlı romanından uyarlanmış bir dönem filmi. Yönetmenliğini Tomris Giritlioğlu'nun üstlendiği film 2009'da gösterime girdi.

Murat Yıldırım'ın idealist-milliyetçi bir babanın oğlunu Behçet karakteriyle canlandırdığı Güz Sancısı, Adnan Menderes iktidarındaki Demokrat Partili yıllara ışık tutuyor. Filmin özgün bir yapım olduğuna ilişkin kanaatim de esasında bu yılları ele alışıyla doğrudan bağlantılı. Zira yerli politik filmleri geniş bir perspektiften ele aldığımızda kahir ekseriyetinin, 70'li yılların kaotik havası ve sağ-sol çatışmaları üzerinden kurgulandığı gerçeği fark edilir. Bunun yanında 80 darbesi, kısmen Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in ilk yılları işleniyor olsa da 1950'li yılları beyazperdede pek nadir görüyoruz. Bu anlamda türü içerisinde başka bir yerde durduğunu ifade etmek yerinde olur filmin. Ayrıca son zamanlarda büyük tartışmalara neden olan 'tarihi hadiselerin gerçeklikten uzak bir kurgu içerisinde ele alınması' sorunsalı da aşılmış görünüyor. Yunanlılar tarafından Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba koyulduğu söylentisi üzerine 6-7 Eylül olaylarının hararetlenmesi, Kıbrıs Türk’tür Derneği vb. öğeler, kurgulanmış şeyler değil büsbütün gerçeklerdir.

Politik ve tarihsel olanın zemin olarak tercih edildiği film, seyircinin ilgi ve merakını aşk, pişmanlık, ikilemler arasında kalış gibi yan temalarla diri tutmaya çalışıyor.

Aşk temasının işleniş biçiminde ise birtakım klişeler göze çarpıyor. Farklı ideolojik ve ekonomik sınıflara mensup tarafların aşklarına karşı çıkış (dönemin sosyolojik çatışmalarının ortaya koyulması adına bu klişeye yaslanılması bir yandan işlevseldir de) ve iki sıkı arkadaşın aynı kıza aşık olup birisinin kendisini geri çekmesi çeşitli yapımlarda tekrar tekrar işlenen ve izleyene yeni bir şey sunmayan klişelerdir.

Kıyafet ve mekana dönem başarılı yansıtılmış

İlkin durağan ve ağır ağır ilerleyen film sürükleyici kimliğe erişmek için bu bölümde kurguya zemin hazırlıyor gibidir aslında. Sağ görüşlü ve siyasiler üzerinde etkisini hissettirebilen zengin toprak ağası bir babanın oğlu olan Behçet'in, Beren Saat’in canlandırdığı Rum bir kızına aşık olması, şüpheli bir ölümün peşine düşülmesi, protesto yürüyüşlerinin şiddetlenmesi, Behçet'in solcu arkadaşlarını fişlemesi ve bundan duyduğu pişmanlığının ve ikileminin işlenmesiyle de zaten filmin durağanlığı yerini gürültülü bir hıza bırakıyor.

Rum aksanıyla konuşturulan karakterlerin, aksana hakimiyeti ve tavırları yapaylıktan oldukça uzak. Kurgunun akışı içinde profesyonel bir doğallıkla seyrediyor.

Güz Sancısı bir dönem filmidir ve dönem filmi olduğu, karakterlerin kıyafet tercihleri üzerinden seyirciye ulaştırmaya çalışılmış ve bunda da epey başarılı olunmuştur. Mekanlar da yine dönemin etkisi dikkate alınarak dizayn edilmiş. İstiklal Caddesi'nde at arabasıyla geçen karpuz satıcısı da dikkat çekici küçük bir detay olarak okunabilir. Ayrıca filme hakim olmasa da kullanılan dilin içerisine yer yer kadim kelimeler de girer (hariciye siyaseti, nümayiş vs.).

Film, her dönemin sosyolojik sorunlarını ve kirli siyasal pratikleri ele alış biçimi açısından da düşünsel arka plana sahip bir yapımdır. Toplumu kutuplaştıran nefret dilinin esasında karanlık odaklarca planlı ve sistematik olarak üretildiği bilgisi tüm canlılığı ve gerçekçiliğiyle seyircinin hafızalarında yer ediyor.

Filmden dikkat çekici replikler:

• Siyaset işte böyle bir şey. Bazen tüküreceğin yüze güleceksin!

• ‎Ağlama, ağlarsan sihir bozulur.