banner17

Yorulduk beddua etmekten Yarab!

Danıştay'ın kararını kültür adamlarımıza sorduk. Bir dokunduk bin ah ve intizar işittik. Haberimizin sonunda Mustafa Nezihi'nin "Katsayı duası" da var...

Yorulduk beddua etmekten Yarab!

Katsayı mağduriyetini bitiren kararın yürütmesini durduranların çocuklarının kolejlerde okuduğunu düşünüyoruz. Kendilerinin bir defa bile bir meslek lisesinin kapısından geçtiğine inanmıyoruz. Steril bir yaşam sürüyorlar. Bu yüzden halktan değiller ve bu yüzden halkı ilgilendiren bir konuda karar veremezler. Bu kararı; bu karardan etkilenenlere sorduk...

 

İsmail Karakurt (şair- yazar)

Şu mübarek günlerin içerisinde istenmeyen, vicdanları üzen, yaralayan bir karar... Bu kararı alanlar başka bir kararın içinde mutlaka kendilerini bulacaklardır.

İster demokrasi adına diyelim isterse başka bir şey adına ama hiç şık olmadı.

Ben böyle der, böyle düşünürüm.

Tanrılarından bulsunlar..

Eylem

Furkan Özüdoğru (İHL ve İlahiyat Mezunu)

Haramilerin saltanatı yıkılmadan halka rahat yok.

Didişme ve kavga devam edecek. Umarım AKP mücadeleyi bırakmaz...

 

Mansur Yılmaz (yazar)

Elin gevurundan korkmam; biz de Müslümanız, bizim de anamızın başı örtülü diye ahkam kesen, ilmihali tersten okuyan ve okutmak için ömrünü heba eden yerli malı faşistlerden korkarım! Ha bir de; kurban öyle kesilmez böyle kesilir, diye kendilerini de kesen bıçağa kul köle olanlara hiç birşey demem; öyle ya "hukuk küçük sineklerin takıldığı, büyük sineklerin delip geçtiği bir örümcek ağıdır" demişti Üstad.

Yarın bir gün, iki çocuk yapmak kanunlara aykırıdır! diye hüküm verebilecek kadar her haltı bilenlerle karşı karşıyayken yola devam etmek en hayırlısı; çalılar dişlerden daha az zarar verir!

 

İlyas Aslan Uçar (Çevirmen)

Zalimlerden adalet beklemek en büyük adaletsizliktir....

 

Ali Paktaş (Yönetici)

Zulüm..  Resmi ideolojiden şimdiye kadar beslenenler, yeni, oligarşiye izin vermemek için her yolu deniyor.. Biri o taraftan çekiyor biri bu taraftan.. Olan sana, bana oluyor abi.. Etrafımızda çok mağdur olan çocuklar var.. Allah yardım etsin hepsine.. İnşallah düzelir

Eylem

Lütfi Bergen (Yazar)

Türkiye'de muhafazakarlık-maneviyatçılık çizgisinde siyaset eden kurumların (partilerin), önceki iktidarlar tarafından denenmiş kimi politikaları, iktidar ve siyaset etme becerileri buhrana girince yineledikleri aşikar olmuştur. Seçim takvimine göre 2011 yılında bir seçim var. Ancak kimi öngörülere göre seçim takvimi erkene alınabilir. Seçim öncesinde karar alındı. Meslek liselerinin katsayı engelini aşması ile ilgili bir düzenleme yapıldı. Yüksek Öğretim Kurulu'nun 21/07/2009 günü yapılan toplantısında katsayı problemi "çözüldü". Sosyal mutabakatla halledilemediği için butlan bir karardı. İslamcı entelektüeller ciddi bir ortam-durum analizi yapmadan muhafazakar iktidar odaklarına yaklaşıyorlar. Mezkur çözümün toplumsal bir mutabakat olmadığı siyasetçe biliniyordu. Dolayısıyla halkın dini taleplerini,onu dinin ekonomi-politiği üzerinden okumayan bir entelektüalizm ile karşı karşıyayız. "Başörtüsü problemi" Nurettin Topçu' nun eşsiz tanımı ile "İslam'ı sömüren siyaset" haline gelmiştir. Hem de İslamcılık eliyle. Bu şekliyle ve oldu bittilerle başörtüsü problemi çözülemeyecek. İslamcı entelektüalizm, Alevî ve Kürt entelektüalizmi ile asgari müştereklerini bulmaya yoğunlaşmalıdır. Türkiye'nin gerçek problemi İslamcılar açısından bile "başörtüsü" değil. İslamcılık, Müslümanlığın bir helal ekmek dâvâsı, bir maişet dâvâsı olduğuna kâni olabilecek mi? İşçi ücretleri bir aileyi geçindirmeye müsait değil. Dolayısıyla yeni çağda kadın çalışmak zorunda bırakılmış ve evsiz kalmıştır. Başörtüsü problemi de kademe kademe aşağı katmanlara -fakir ve az eğitimli geleneksel ailelere-inmiştir. Erkeğin maaşı kadını beslemeyince kadın çalışma hayatına katılmaya itiliyor. Bu ters modernlik denilebilecek bir olgu. Son on yılda Türkiye nüfusu eski hayat çeperlerini parçalayan kimi yapısal değişikliklere maruz kaldı. Öncelikle bir kentleşmeden bahsedilmelidir. Kentleşme İslamcı-Alevi-Kürt demografileri tarafından içselleştirilmiş bir kültür talebi olmamıştır. Bu kültürler açısından "gelenek" ile bağları koparan ve kimlikleri bozan dış etkenlerle gündeme gelmiştir. Kentleşmeyi Anadolu'nun gündemine getiren de ulus ötesi finans-kapitaldir. Üç kültür de, geleneğini inşa ettiği geçimlik düzenini kaybetti. Kentte eski kimliğini koparıp attığını inkar edemediği ama itiraf da etmediği bir kavga ile "öteki" saydığı kültürlerle yer kapma mücadelesi yapmakta. İslamcılık kendi değer dünyası bakımından erkeğin ekmek kazanımında başat rolde olmasını önemsemelidir. İslami anlayış çerçevesinde erkekler görevlerini ifa etmedikleri için kadının başörtüsü kronik bir probleme dönmüş gibidir. Zira Kur'an'a göre :" Allah’ın bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeni ile erkekler kadınlar üzerinde sorumlu gözeticidir" (4 Nisa 34) buyrulmuştur. Başörtüsü mücadelesi kadınların ekonomik hayata katılmasını ve erkeklerin kadın parası yemesini sağlayan bir talebe dönmüştür.

Türk nüfusunun değişime uğramasıyla ilgili başka olgu da nüfusun kendini yenileme dinamiğini yitirmesidir. Eski toplumda 18- 20 yaşında evlendirilen gençlerden 100 yılda 5 kuşak gelirken, 2010'lu yıllarla beraber 2,5 kuşak gelmesi ihtimali belirmiştir. Bu oran Türkiye'nin ekonomik gücünü bozuyor. Başörtüsü mücadelesi,temelde ekmek ve hak mücadelesi gibi algılanırken aslında İslamcıların gecikmiş aileler kurmalarına ve uzun periyotta ekonomik bir güç:nüfus olarak temayüz etmelerine engel olan yenilgiye dönüşüyor. Çünkü eğitilmiş bir kadın 33-35 yaşından önce evlenememekte veya evlense dahi evliliğini idame ettirememektedir. Bu durum da Kur'ani beyanda ahlâk ile ilgili bir mesele halinde serdedilmiştir: "Sizden bekar olanları ve kölelerinizden, cariyelerinizden temiz olanları nikahlayıp evlendirin; yoksulsalar Allah, lutfuyla zengin eder onları ve Allah'ın lütfü boldur ve O, her şeyi bilir." (24 Nur 32).

Eylem

Bir diğer değişim olgusu da ideolojik manada İslamcılığın artık yöneten ideolojisi haline geldiği ile ilgilidir. İslamcılık başörtüsünden başka siyasal söylemi kalmamış bir iddia haline gelmiş görünüyor. Yani artık Türkiye'nin ara eleman istihdamını karşılayan çevre olmaktan teberri edilmiş gibidir. Kol ve sanayi işçisi olmayan bir ideolojiye dönüşen İslamcılık, kadınların başörtüsü üzerinden prim kazanmaya çalışırken emek, fakirlik, cahillik , hak ihlalleri ...vs. gibi meselelere yabancılaşmıştır.

Danıştay'ın kararı iktidarın bildiği ve halkın da sezdiği bir karardır. Tabir caizse "Batı'da yeni bir şey yok".

 

Mustafa Nezihi Pesen (Yazar)

 Allah’ım bütün acizliğimle, zayıflığımla sesleniyorum sana. Biliyorum, rahmetin olmasaydı yeryüzünde bir tek canlı yaşayamazdı. Biliyorum rahmetin-bağışlayıcılığın, gazabını- öfkeni geçmiştir. Biliyorum mühlet verdiğini ama ihmal etmediğini. Biliyorum tuzak kuranların en hayırlısının sen olduğunu. Biliyorum her şeyin bir kader ile gerçekleştiğini. Biliyorum her kaderin üstünde bir kader olduğunu.

Allah’ım Habib’in Muhammed Taif’te taşlandığında, mübarek vücudu kanlar içinde kaldığında; Cebrail gelip kahreylemek istedi düşmanlarını. ‘Olmaz’ dedi o Gül Yüzlü. Biliyorum.

Yorulduk Rabbimiz o meşum tarihten beri kalbi yumuşamayanlara beddua etmemekten. Kalbimiz daraldıkça daraldı. Dilimizin ucuna gelen Ya Kahhar’ı yutmaktan yorulduk. Bağışla bizi Rabbimiz tembelliğimizden ötürü. Yanlışlar yaptık çok. Eksiklerimiz saymakla bitmez. Hatta birbirimize girdik, birbirimizi kırdık, yaftaladık, tekfir ettik. Ama sonra senin yol göstericiliğinle birbirimizi affettik ve sarıldık birbirimize. Şükürler olsun sana Rabbimiz: bilerek sana, dinine ve Müslümanlara düşman olmadık.

Eylem

Sokaklara dökülmedik Rabbim. Belki de dökülmeliydik. En büyük zulümleri sineye çektik, çekmek zorunda kaldık. Güzel adamlarımızı dar ağacına yolladılar, hapsettiler, sürgüne yolladılar. Senin adını anmaktan alıkoydular bizi. Adının coşkun ırmaklar gibi aktığı dergahlara kilit vurdular. Harflerimizi, kelimelerimizi geçersiz kıldılar. İçine yüzyılların hasretini sardığımız sarıklarımızı başımızdan aldılar. Örtünüyorduk hicap içinde… tüm bunları unutturmak için hayasızca çalıştılar. Bizi kendimizden, özümüzden, İslam damarımızdan uzaklaştırmak için, içerden ve dışarıdan çok gayret sarfettiler. Ama şehitlerin kanları, velilerin tasarrufları, alimlerin eserleri, gariplerin duaları, mazlumların ahları ve daha bilmediğimiz pek çok şey Allah’ın rahmetini celbetti üzerimize. O’nunla aramızdaki o ipin kopmasına izin vermedi. Tuttu ve yeniden yürüttü bizleri her seferinde. İskilipli Atıf’ı, Bediüzzaman’ı, Süleyman Efendi’yi, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, Nuri Pakdil’i, Zahit Kotku’yu, Muzaffer Özak’ı, Esat Hoca’yı… daha kimleri kimleri göndererek.

Şimdi Rabbimiz, bizleri yozlaşmaktan koru, ümitsizliğe kapılmaktan koru! Yılgınlıktan, tembellikten, dinini yanlış anlayıp yanlış yerlerde saf tutmaktan koru bizleri. Bir makama oturduğunda seni unutanlardan eyleme bizi. Şımarıp çalım satanlardan eyleme bizi. İçinden çıktığı milletini unutanlardan eyleme bizi Allah’ım! Unutturma bize tüm Müslümanların bir millet olduğunu. Unutturma bize, kendimizi ve seni. En iç damarlarımızdan tutarak bizi merhametle sars. Çünkü galiba onların merhametle sarsılma vakitleri geçti. Çünkü onlar, en güzel çocukları ve kızları kendilerine düşman belleyip zulmetmeyi, hukuk sanıyorlar. Çünkü onlar, kendi yanılgılarını sarsılmaz doğru kabul etmeyi ve ona iman etmeyi üstünlük sayıyorlar. Çünkü onların kalbini sen bizden iyi bilirsin. Ama ey merhameti bol Rabbimiz! Artık bize zarar veremesinler.

Kalbimiz daralıyor, içimiz kan ağlıyor. Yolumuza çıkamasınlar artık. Çocuklarımızı, kızlarımızı rahat bıraksınlar. Sevdiklerimizi rahat bıraksınlar. En azından savunuyor göründükleri demokrasiye inansınlar ve onun gereğini yerine getirip adam gibi iş yapsınlar, hüküm versinler. Yorulmadılar mı çelişkili kararlar almaktan? Her seferinde farklı kararlar verip hadlerini aşmaktan… Biz yorulduk ve kızgınız, öfkeliyiz, içimiz kahriye çekiyor. Dilimize vurursa; senin gazabının ve öfkenin önünde kimsenin duramayacağını biliyoruz.

Ey İmam- Hatip’in kapısına kilit vurmak için son çırpınışlarını gerçekleştiren yobazlık! Sana kahriye yazmak için oturmuştum. Olmadı. Seni, her şeyi gören ve bilen tüm varlıkların ve alemlerin sahibi Allah’a havale ediyorum. 

 

Saime Çelebi sordu.

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2018, 15:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 9 yıl Önce

kızlar neden yürüyor bana biri açıklayabilir mi ?
çok mu meraklılar başörtülerinden taviz vererek üniye girmeye ?
kızların başörtülü eğitim hakkı için eylem yapması lazım
üniye girmek istiyorum diye değil !

Mustafa UĞURLU
Mustafa UĞURLU - 9 yıl Önce

Lütfi Bergen en güzel ve detaylı açıklamayı yapmış. Varolsun.
Ayrıca şu da var. Artık bu zalimlerden medet ummayı bir hak arayışı olarak değerlendirmeyelim. Onlar kim oluyor ki bir Müslüman onlardan medet umuyor. Artık daha büyük düşünelim öyle büyük düşünelim ki Müslüman'ın onlardan medet ummadığı onlara mecbur kalmadığı bir düzen düşünelim. Ne yazık ki bu kadar büyük düşünmek kimsenin yüklenmek istemediği birşey ve artık çoğu Müslümanın başörtüsü gibi bir derdi yok bunu dert edinenler çok a

mühlet yeter
mühlet yeter - 9 yıl Önce

bence yınede ihl demelıyız ki samimiyetımız samimi olsun...ihlyi bitiren nolur dinkültürü öğretmeni, kuran kursu hocası,imam ama bunların hepsinin ortak bir özelliği var bilinçli bilenmiş ve öfkeli dileriz bu sıkıştırılmış alandan derinlemesine bir yol buluruz yere ve göğe...dileriz bu mezunlar bilinçleriyle bileylerler öğrencilerini zararı kara dönüştüren rabbe hamdolsun...

banner19

banner13

banner20