Topçu'nun Akif'i milliyetçi muhafazakâr mı?

Nurettin Topçu’nun 1970 yılında yayınladığı Mehmet Akif’in İdealizmi adlı çalışması, Mehmed Akif’in milliyetçiliği, muhafazakarlığı, inkılâpçılığı, din ve mistisizmi ara kısımlarından oluşur.

Topçu'nun Akif'i milliyetçi muhafazakâr mı?

Nurettin Topçu, 1970 yılında Mehmet Akif’in İdealizmi adlı bir çalışma yayımlar. Bu çalışma idealin ne’liğinden hareketle, Mehmed Akif’in milliyetçiliği, inkılâpçılığı, din ve mistisizmi ara kısımlarından oluşur. Topçu’nun metne koyduğu bu ara başlıklar, metnin ana konusu olan idealizmin tamamlayıcısı olarak okunabilir.

Topçu Akif’te bir ideal arar. Nedir bu ideal? Topçu’nun zihnindeki “Ruh cephesinde savaşı kazanamamış” bir milleti, yeniden “O eski ihtişamı”na döndürme gayreti, ideali ve gerçekliğidir. Bu bağlamda Topçu, Akif’e kendi meramını en uygun anlatması bakımından bir “vasıta” rolü verir. Akif’in bu “vasıta” olma durumu Topçu’nun kendi deyimiyle “zihni realitenin üstüne yükseltmesi” bakımından önemlidir. Çünkü Topçu’ya göre, “ideal olanda bir sürekli tatmin eden tasavvur” vardır. Bu ideal hayatın pek çok alanında izlerini gösterir. Böylelikle insan ideal olana ulaşarak sonsuzluğa yüzünü çevirir.

Bu bakımdan Topçu’nun Akif’i algılayışı ve aktarımı, zihnindeki ideal tasavvurun bir parçası olarak anlaşılabilir. Topçu Akif’i ideali olan bir realist olarak açıklar. Topçu’ya göre “yapılan bir eylem veya uğraş eğer egoist ve altüst duygular sahasında kalıyorsa bu, eylem veya uğraşı anlamsız kılmak”tan başka bir şey değildir. Ona göre bu durum eyleme veya uğraşa yüksek olma payesi vermez.

Bu kavramlar, Topçu’nun Akif’i kendi zamanına tercümesi olarak da adlandırılabilir

Yine Nurettin Topçu’ya göre, gayesi sonsuzlukta olan bir idealin eserde barınması demek, o eserin kopyacılıktan, propaganda aracı olmaktan korunması demektir. Bu yüzden Topçu, Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi Turancı terennümleri ve sosyalist memleketlerdeki neşriyatı bu kategoride görür. Bu, bir anlamda Topçu’nun kendi ideallerini gerçekleştirmesinde neyi ve kimleri öncelediğinin en güzel örneğidir. Ona göre Goethe’nin Faust’u, Dante’nin İlahi Komedya’sı, Shakspeare’in çoğu piyesleri, Hugo’nun Sefiller’i, Bizim Mevlana’mız, Yunus Emre’miz, Fuzuli’miz ve Hafız’ımız yüksek heyecan ifadeleri halinde üsluplaşan idealin, farklı disiplinlerdeki biçimlerinin örnekleridir. Bütün bunlar Topçu düşüncesindeki Akif’in konumu hakkında bize bilgi verir. Yani Akif’in söylemi kendi yüksek ideali etrafında heyecanlı ama bir o kadar da gerçekliği olan bir söylemdir.

Topçu, kavramlar ile konuşur. Onun kavramlarında bir yüzleşme hâkimdir. Metnini Akif’i anlamak üzerine kurar. Bu anlamak Akif’i açıklamaya ve anlatmaya dönüşünce Akif üzerine kavramlar konuşur: “idealistlik, milliyetçilik, vatan duygusu, muhafazakârlık, inkılapçılık, ahlak, insanlık, mistisizm” gibi. Bu kavramlar, bir anlamda Topçu’nun Akif’ i kendi zamanına tercümesi olarak da adlandırılabilir. Bu metin bu kavramları Akif’te aramak üzerine kuruludur.

Metnin başında öncelikle “ideal” kavramını tanımlayan Topçu, Akif’in kim olduğunu bu ana kavram ile açıklar. Diğer kavramlar da bu ana kavramın yardımcı öğeleri olarak anlaşılabilir. Topçu’ya göre, Akif, nazmını içtimaî inkılâp için vasıta kılan, din ve ahlak ideallerinin insanı olan ve milliyet, inkılap, din ve mistiklik davalarına çevrilmiş, çok cepheli bir karakter taşıyan idealisttir. Burada Topçu’nun Akif’e yüklediği anlam ve bu anlamı anlatış düzeyi, üzerinde durulması gerekli bir noktadır. Çünkü Topçu, Akif’ i yadsımaz, bilakis kendi düşüncesine katar. Bu katmak eylemini de Akif’te bulduğu veya oluşturduğu kavramlar üzerinden yapar. Bu bakımdan yukarıda bahsi geçen kavramlar Topçu’daki Akif’in açıklanması bakımından önemlidir. Bu, aynı zamanda Akif okumalarında Topçu’nun farklılığı olarak da anlaşılabilir.

Tarih, mefahir ve ecdad duygusu Akif'in ruhuna sinmişti

Topçu’nun Akif’i okumasında ele aldığı yardımcı kavramlardan ilki ‘milliyetçilik’tir. Topçu bu kavramı, tarih ve toprak şuuru olarak ifade eder. Bu, aynı zamanda bir milletin ruh yapısı demektir. Onun Akif’i milliyetçi olarak görmesi, kendi deyimiyle Akif’teki ruh yapısına sinmiş olan tarih, mazi, mefahir ve ecdad duygusu ile ilgilidir. Topçu’ya göre sonsuzluk yolculuğuna çıkmış biri olarak Akif tarihî olaylar karşısında kayıtsız kalmamıştır. Bu da ondaki tarih şuurunun veya milliyetçiliğin bir göstergesidir. Topçu, milliyetçilik kavramı ile dine yabancı olan kişileri değil, bilakis Akif örneğinden hareketle Türk’ün Müslümanlıktan, milliyetçiliğin de İslam’dan ayrılamayacağı bilincini anlatır. Bu bakımından Akif bir denge adamı olarak bu dengeyi en iyi şekilde kurmuştur.

Topçu’nun kavramlarından ikincisi de ‘muhafazakarlık’tır. Ona göre bu kavram, bir milletin mukaddesatına, cemiyetin iradesi demek olan tarih içinde kazanılmış bütün ruh varlığına sahip olmak demektir. Onun Akif’i muhafazakâr olarak görmesini bu tanım etrafında anlamak gerekir. Çünkü metnin yazıldığı dönemin (1970) şartları göz önünde bulundurulduğunda muhafazakârlık aynı zamanda İslam olmak, Müslüman olmak demektir.

Akif’teki din duygusu toplumsal bir karakter taşır

Topçu’nun kavramlarından üçüncüsü de ‘inkılapçılık’tır. Topçu’nun muhafazakârlık ile anarşizm arasında bir yere koyduğu bu kavram, mazinin bugünde yeniden inşasıdır. Nurettin Topçu, yanlış anlaşıldığı takdirde hem muhafazakârlığı hem de inkılâpçılığı toplum ve birey için tehlikeli görür. Ona göre her iki kavramın da anlamı, muayyen içtimai şekillerin adı değil, sadece birer hareket prensibi olmasıdır. Topçu’ya göre bu iki kavram birbirine zıt kavramlar değil, tam aksine birbirini tamamlayan prensiplerdir.

Topçu buradan hareketle bu iki kavram çevresinde Akif’in Safahat’ını tahlile girişir. Ona göre Akif, gençliğinden beri bünyesinde inkılâpçı düşünceler taşıyan bir şahsiyettir. Topçu Akif’i yalnızca fikir adamı olarak algılamaz. Akif aynı zamanda hareket adamıdır. Akif’in inkılâpçılığı, oluşmasını istediği (ki Topçu bu durumu Abduh-Efgani çizgisinin etkisine bağlar) Asım’ın nesli ideasından en güzel şekliyle okunabilir. Topçu, Akif’in istediği inkılâbın düşüncede ve devlette, sanatta ve ahlakta olduğunu söyler. Bu ifade bir anlamda Topçu’nun kendi idealizmi, inkılâpçılığı olarak da anlaşılabilir.

Topçu’nun Akif’i algılayışının son kavramı da ‘din ve mistizm’dir. Ona göre Akif bir İslam idealistidir. Bu bölümde milliyetçilik ile din kavramlarını uyuşturmaya çabalar. Topçu, iki kavramın birbirinden farklı olmadığını açıklar. Topçu’ya göre Akif’teki din duygusu yalnızca kendini kurtarmaya yönelik bir eylem olmayıp aynı zamanda toplumsal bir karakter taşır.

Akif’in mistik duyguları ise Topçu’ya göre gurbete çıkmasıyla başlar. Topçu mistisizm kavramını İslam tasavvufu olarak okur. Ona göre evvelinde vahdet-i vücuda inanmayan ve mistik olmayan Akif’i mistik yapan şey hicran ve hasret duygularıdır. Bu, bir anlamda Topçu’nun kendi gerçekliği olarak anlaşılabilir.

Akif’i ideal kavramı etrafında açıklamaya, anlamaya ve aktarmaya çalışır Topçu merhum. Ona göre Akif’te realite ile başlayan ve ilahi idealizm ile son bulan bir anlayış vardır. Kimi zaman milliyetçi Akif, kimi zaman inkılâpçı Akif, kimi zaman muhafazakar Akif ve en nihayetinde dindar ve mistik Akif ile okuyucusunu yüzleştirmek ister.

Topçu düşüncesinde Akif, ideali olan realist bir şahsiyettir.

Zeki Dursun, Akif’i okumaya devam ediyor

Güncelleme Tarihi: 11 Mart 2019, 13:40
YORUM EKLE

banner19

banner13