banner17

Sufi tecrübeyi anladılar mı?

Sufi tecrübe ya da hareketler üzerinden söz söyleyenlerin ne bu sahada "hüküm" veremeyecek kadar cahil oldukları örneklerle göreceksiniz..

Sufi tecrübeyi anladılar mı?

Sufi tecrübe ya da hareketler üzerinden söz söyleyenlerin ne kadar bu sahada "hüküm" veremeyecek kadar cahil oldukları okuyacağınız örneklerle daha sahih hale gelecektir.

İnsanın yumuşak karnı olduğu gibi toplumun da yumuşak karnı vardır. Anadolu toprakları ve insanları İslam'la şereflenirken nasıl bir yumuşak karın oluştu? Bu sorunun cevabı hem basit hem de içinde bir sürü soru alanın olan zor bir cevap. "Anadolu'nun mayası sadece sufi tecrübedir." demek konuya yaklaşım imkânlarını darlaştırmaktır. Elbette, bir mesele olarak sufi tecrübeye içten bir bakışla yaklaşılabilir. Bir insanın sufi tecrübeyi neden yaşamak istediği üzerinde de durulabilir. Eğer böyle bir soruyla sufi yolcuları muhatap kılsak nasıl bir yanıt alırız? Bu soru şimdilik imkânını beklesin.

Semazen

Bu soru yerine sufi tecrübenin yaşadığı kırılma noktaları ve bunların karşılığı ve etkisi üzerinde durmak gerekir. Şüphesiz bu topraklarda sufi tecrübenin en önemli kırılma noktalarından biri Tanzimat ilenci ve 1925'te sufiler üzerinde kılıçla karşılık bulan kanundur.

Annemarie SchimmelHele hele bu kanun sonrasında eleştirilen bir sufi tecrübeden de bahsedilebilir. Neler duymadık, görmedik ya da iştemedik ki? "Atatürkçü şeyhler", "Laik sufiler", "Cumhuriyetçi dervişler" işin içinde başka işlerin olduğu intibahını veren ifadeler olarak zihnimizde yer etti bile.

Yolumuzu sufi tecrübe yolcularının ne düşündüklerini uğratmadan bu konularda araştırma yapanların problemleri üzerinde durmak gerekir.

Doğruyu söyleyen, yanlışı düzelten araştırmacılar (!)

Sufi tecrübeyi ve bu tecrübeyle oluşan hareketleri yazmak, onlarla hesaplaşmak kolay bir iş midir? Bu soruya vicdan sahibi bir araştırmacının ya da hesap verme ve sormayı öncülleyen bir araştırmacının kolay kolay evet diyebileceğini düşünmüyorum. Çünkü sufi tecrübe ve hareket "hüküm" vermek konusunda mantığı gereği ketumdur. Kolay kolay kendini açmaz. Bu konuda "müşteşrik Rabialar"ın tecrübelerini anlatan metinler anlamaya yardımcı olan kaynaklardır. ( Müşteşrik Rabialar: Schimmel, Melikof, Eva de Vityay...)İlber Ortaylı

(Bu tavır sadece canlı sufi hareketler için söylenemez. Aynı tavrı, İlber Ortaylı'da da görmek mümkündür. İcraatın içinden yetişen bir insan olmasına rağmen kaç defa Cumhuriyet tarihiyle ilgili yorumlardan özellikle kaçtığına şahit oldum. Hatta Üsküdar-Beşiktaş vapurununda yan yana oturmamız hasebiyle sorduğum sorular canını epeyce sıkmıştı. Ortaylı'nın Osmanlıyla bu kadar ilgileniyor olmasının arka planın da aktüalite hakkında konuşamama zorluğu da olabilir mi?) 

Bazı araştırmacılar da değişik disiplinlere sahip sosyal bilimciler olarak bu sahayla ilgilenmekte ve kendi yetersizliklerini görmeden bu sahada hüküm cümlelerini hesapsız şekilde savurmaktadırlar. Aslında orta çıkan durum, maddi bir tecrübe gibi görünen sufi tecrübenin kendi mantığını anlamamaktır. Çünkü, her ne kadar maddi göstergeleri olsa da sufi tecrübe manevi bir tecrübedir. 

28 Şubat sürecinin yaşayanlar şahittiler ki yumuşak bir karın olan sufi tecrübe ve hareketlerden deliller(!) sunarak genel kitlenin zihnini ve kalbini bulandırmaya çalıştılar. Bizler daha ne Müslüm Gündüzleri, ne Fadime Şahinleri ne de Ali Kalkancıları unutmuş değiliz. 

Cahillik diz boyu

Sufi tecrübe ya da hareketler üzerinden söz söyleyenlerin ne kadar bu sahada "hüküm" veremeyecek kadar cahil oldukları okuyacağınız örneklerle daha sahih hale gelecektir:Gencay Saylan

"Genel olarak tasavvuf ya da sufilik olarak tanımlanan tarikat"(s.85)

Daha çok Marmara bölgelerinde etkinlik gösteren bu tarikat(Kadiriler-A.T.) Nakşibendilere göre daha "bütünleşmiş" bir yapıya sahip gözükmektedir."(s.99)

Bu ifadeler, Gencay Şaylan adlı bir akademisyenin İslam ve Siyaset adlı çalışmasından iki örnek.

İfadelerin neresini düzeltelim?

"Türkiye'de geniş kitke bulan tarikatlerin sayısı yüzleri aşıyor. En çok bilinen tarikatler şunlardır: Abdüsselamiye, Ahmediye, Acemiye, Afifiye, Arabiyye, Buhuriyye, Burhaniye, Ramazaniye, Safeviye.."(Cumhuriyet, 1997)Ahmet Taner Kışlalı

Bu tarikatleri duyan var mı?

"Arap-Acem kökenli tarikatler 'Allah korkusu' üzerinden kuruludur. Anadolu kökenli tarikatler ise 'Allah sevgisi' üzerine kuruludur."(Cumhuriyet, 1997)

Bu sözler kime ait olabilir? Ben hemen cevap vereyim. Bu sözü en fazla Bülent Ecevit'ten duymuşsunuzdur ama sözlerin sahibi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı. Sormak lazım Rabiaü'l-Adeviyye Türk müdür? Olmak zorunda mıdır?

Sufi tecrübe yazılanlara en güzel cevabı veriyor: Diyenler bilmez, bilenler söylemez.

 

 

 

Ahmet Topçu, fanusu içindeki görmeyip dışarıdan kötüleyenleri yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2010, 23:57
YORUM EKLE
YORUMLAR
oğuz yılmaz
oğuz yılmaz - 7 yıl Önce

bu yazılanlar hakkında daha geniş ve doyurucu malumat için bkz: Prof. Dr. Mustafa KARA Günümüz Tasavvuf Hareketleri Dergah Yayınları

banner8

banner19

banner20