banner17

Şu kök paradigma denen şey

İnsanın annesi ve babasıyla birlikteliği sadece çocukluk yaşlarıyla sınırlı değil ilerleyen yıllarda bile bizi kuşatan içten ve samimi bir sevgiden, besleyici bir merhamet ve kuşatıcı bir himayeden emin olmak demektir. Necdet Subaşı Dünyabizim için yazdı.

Şu kök paradigma denen şey

Hayat bize kendini ilk önce aile ortamında göstermeye başlar. Anne, baba ve kardeşlere bazen daha da büyükler, dedeler neneler de katılır. İster geniş ister çekirdek olsun, bütün aile yapıları temel birtakım davranışlarımızın, ileride bazen başımıza bela bazen de imrenilerek gösterilecek huylarımızın çoğunu içinde kazanacağımız bir ana kaynak olarak kendine yer açar. Bir aile sıcaklığının kişiliğimize kattığı özellikler ileride başka hiçbir şeyle karşılaştırılmayacak kadar istisnai ve namütenahidir. Bir ömür boyu anne ve babamızın dizlerinin dibinde gelişen çocukluğumuzu, onların bizi arkalayan şefkat ve merhametini duyumsarız.

Herkes aynı derecede şanslı, herkes aynı düzeyde avantajlı değildir. Dünyaya anne ve babasız gelmek ya da dünya hakkında daha hiçbir korunaklı ölçüt geliştirmeden onlardan birini ya da hepsini kaybetmiş olmak insanı nereden bakarsak bakalım yarım bırakır. Onların yokluğu telafisi imkânsız bir kayıptır. İnsanın burnunun direği en çok da arkamızda dağ gibi duran varlıklarından mahrum kaldığımız anlarda sızlar. İnsanın annesi ve babasıyla birlikteliği sadece çocukluk yaşlarıyla sınırlı değil ilerleyen yıllarda bile bizi kuşatan içten ve samimi bir sevgiden, besleyici bir merhamet ve kuşatıcı bir himayeden emin olmak demektir. Ne yazık ki bazılarımız için bu imtiyazlı durum ya erişilmesi güç bir hayal mesabesindedir ya da yeterli ölçüde duyumsanabilmesi için henüz hiçbir şart olgunlaşmamıştır.

Hangi yaşta olursa olsun insanın ebeveyninin şefkat ve merhametinden mahrum olması aşılması zor gerilimler, giderilmesi imkânsız travmalar yaratır. Baba şefkati, anne sevgisi hepimiz için bir ömür mütemadiyen yenilenen bir güvencedir. Varlıkları şükür sebebidir, yoklukları bir azap, çile ve imtihan nöbetidir.

Gerekli olan tek şey yürekten sevgi

Sınır tanımaz sevgileri, emsalsiz yakınlıkları bize her ne verdilerse onların hepsinin bilinen değerini katbekat artırır. Öğretmeleri, rehberlikleri, yol göstericilikleri ve arayıp sormaları bizi her daim kendilerine borçlu ve mecbur bırakır. Bu mükellefiyet bir alacak verecek ilişkisinden çok “vefa” kavramı etrafında ancak tanımlanabilir. Onların yapıp ettikleri karşısında vicdan sahibi olanlar için gerekli olan tek yükümlülük, onlara ömür boyu saygı ve hiçbir protokol soğukluğuna fırsat vermeyen yürekten bir sevgidir. Gönülden duyulan yakınlık ne bir ekonomi politikle ne de bir mecburiyetle açıklanabilir. Bu böyledir ve çocuklar anne ve babalarını hilafsız sever, hürmette kusur etmezler.

Anne ve babalar bütün iyi niyetlerine, her daim korumaya azmettikleri rollerine rağmen sonuçta onlar da diğerleri gibi bir önceki kuşağın değerlerinin taşıyıcısı olarak temayüz etmeyi tercih etmekle yükümlüdürler. Annelik/babalık rolleri ve bütün bunların işleyişi kültürden kültüre farklılık taşısa da genel toplumda onlar ağırlıklı olarak önceden belirlenmiş, tasarlanmış ve yürürlükte olan bir fonksiyonun icracısı olarak çocukları için her şeyi göze alabilecek bir şekilde seferber olmaya meyyaldirler. Dahil oldukları gelenek, kendilerini bir şekilde ikna eden sabitleşmiş paradigmalar, içinde konumlandıkları zihniyet yapıları, çocuklarının geleceği hakkında kendilerine düşen görevlerin ne olduğu konusunda çoğunlukla her zaman aynı hedeflere vurgu yapan birörnek davranış kalıpları üretmektedir: Verili ahlaksal sistemin sınırlarını zorlamama, gündelik hayatın akışında bilinen genel geçer formülasyonların dışına çıkmama, yaygın yaşam alışkanlıklarını gözden çıkarmayı göze almayan bir hayal gücü, mevcut gerçekliğin sık sık kendini gösteren baskı ve otoriter hışmını sürekli olarak dikkate alan bir mesafe bilinci ve fizikle metafizik dünya arasındaki gerilimi aza indirmeyi önceleyen bir denge arayışı. Hemen her ebeveynin kısa ya da uzun vadede çocukları için tasarladığı gelecek planlamasının sonunda üzerine oturacağı temel sabiteler genellikle aynıdır ve bütün bunların çoklukla sürdürülebilme şansının her şeye rağmen hâlâ korunabilir olmasının nedeni, toplumun türlü deneyim zenginliğine rağmen sonuçta bu tercihlerde karar kılması ve bütün bu tecrübelerin kamu vicdanında kabul görmüş ve onaylanmış olmasına dayanmaktadır.

Bizi karşılayan hayat, en başta ailelerimizin sahip olduğu müktesebatın, inanç, bilgi ve tecrübe birikimin samimiyetle aktarımında kendini gösterir. Siyaset, kültür, değer, kimlik ve tahayyül gibi konularda çoklukla ailemizin izini takip etmeyi tercih etmemizin nedeni hem onlara duyduğumuz sınırsız sadakat hem de bizi taşımaya çalıştıkları dünyaya yönelik ilgilerimizin onlarla hemen hemen aynı hizada işleyen formlarından kaynaklanır. İtiraz yer yer gereklidir, ancak bunun için adım atmaya fırsat verecek bir bağımsız duruş için biraz daha beklemek gerekecektir. Anne ve babanın sadece bizim için koşturduklarına, onların biricik sermayelerinin biz olduğuna dair sık tekrarlanan beyanları kimseye kendi başına buyruk bir yol tutturma fırsatı vermez. Ailenin sevgiyle harmanlanmış ve hiçbir riyakârlığa prim vermeyen maneviyatı çocukları yüce bir teslimiyet içinde, duygu ve sadakatlerini sık sık kanıtlamak zorunda bırakır. Nihayet bu kapsamlı rehberlik, biçimlendirici terbiye ve adım adım, dalga dalga ilerleyen sadakat duygusu ilk bakışta fark edilmeyen örtük bir hiyerarşinin ve giderek kurumsallık kazanmış gizli bir hegemonyanın hemen her yeri kuşattığını afişe eder.

Alışkanlıklar, teslimiyet ve adanmışlıklar

Yaygın kanaatler devrededir ve hiçbir ailenin çocukları için onların çıkarlarını göz ardı edecek bir yönelim içinde olduğu fikrine inanmak zordur. Annelik namütenahi bir sıfat, istisnai bir formdur. Babalar bu sıfat ve formların tahakkuk edişini mümkün kılan geleneksel rol ve statüleriyle her zaman güçlü bir otorite telkin ederler.

Hayat bizi ilk önce aile içinde çekip çevirir ve ömür boyunca hemen her kertede taşıyacağımız temel birtakım örüntülerin ilk nüvelerini bu düzlemde kişiliğimize katmayı başarır. Orada edinilen huy ve davranışlar en başta anne ve babalarımızın kişisel dünyalarıyla sınırlı gibi görünse de onlar aracılığıyla bize ulaşan tek şey kendilerini kattıkları dünyanın değerlerinin biricikliğidir. Alışkanlıklar, teslimiyet ve adanmışlıklar içinde aile içi rollerin bize kazandırdığı erken dönem hayat bilgilerine bakıldığında bütün bunlar sayesinde cesaret, korkaklık, katılım, marjinallik ya da kendini gerçekleştirme çabası gibi hemen pek çok konuda kurucu kimlik değerlerimizin şekillenmesine önayak olan o ilk nüvelerle buluştuğumuzu gösterir.

Hayat zordur ve bilme, kavrama, söz alma ve rol alma süreçlerinin hepsinde önümüzde duran belki de en temel karakter özelliği bize aile içinde öğretilen değer ve normlarda potansiyel olarak yer almaktadır. Kimsenin anne ve babası, evladının kötülüğüne göz göre göre razı olmaz. Ama her anne ve baba, kişisel yeterlilik içinde bildiklerini ve sahip olduklarını gözden geçirip verili hayatla hesaplaşmayı göze almadıkça onun elinden gelen ürettiği insan malzemesinin bir önceki kuşağın ortaya koyduğundan çok fazla uzağa düşmemesidir. O mesafe sadece bugüne uzaktır, bugünün yaşam kriterlerine. Ah anneler… Ah babalar… Şu kök paradigma denen şey! Onu kuşaktan kuşağa aktarmak kuşkusuz önemli. Ya aşındıysa, ya hükmü çoktan bittiyse! Bizi bir başkasının asla ikna edemeyeceği tuhaf bir bakiyeye kalkıp bizzat bizimkiler aracılık edip bize aktarıyorlarsa ve bundan da hiç mi hiç haberleri yoksa! Sahi, iyi de şimdi biz ne yapacağız?

Necdet Subaşı

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 12:30
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20