banner17

Selçuk Küpçük'ün yüzleşmesi neden önemli?

Selçuk Küpçük’ün Yüzleşmenin Kişisel Tarihi kitabı, akademik bir yöntemle yazılan bir yüzleşme; üstelik Anadolu’nun ağıdı yakılmamış çocuklarına deruni bir gönderme yaparak.. Mustafa Everdi yazdı..

Selçuk Küpçük'ün yüzleşmesi neden önemli?

İdealler peşinde gezenler meydanlarda, kafelerde, sosyal medyada, TV'lerde devlet dairelerinde sere serpe boy gösteriyor. Nereden geldik bugünlere? Geçmiş geçmiştir, gelecek elimizde değildir. An'dır aslolan. An nokta gibi kısacık bir an; yaratılıştan bu yana geçmiş çok uzun bir zaman. İskenderiye Kütüphanesinden binlerce kat büyük bir alana sığan, kısacık bir an'a sığamaz. Biz bir bütünüz an'ın ve parçasıyız zamanın. Zaman her şeyi eskitir, yeniler ve çark-ı felek döner.

Altaylar'dan gelir; Ergenekon’dan çıkar; zamanda büyük bir sıçrayışla Türkiye’de Nihal Atsız’ın romanlarına yansır. Türkiye’de geniş bir gençlik bu sıçrayışı ciddiye alarak Altaylar'ı bugüne taşımaya niyetlenir. Niyet dışarıdan telkinle oluşturulmuştur ama niyetlenenler kendilerini ve ülkülerini ciddiye alarak ölümlere, işkencelere, hapislere uğramıştır, mahrumiyet ve hayal kırıklıklarına.

Tamam bu yol stabilize; kendimize asfalt bir yol arayalım diyen pahalı arabasına yol arayan bir sürücü değildir bu insanlar. Kan ve emekle yoğrulmuş bir ülkünün kavşakta farklı yollara ayrılmasıdır. Bir anlık bir muhasebe yapmadan, kendisini anlamadan ve yolunu kesen heyelan, fırtına ve boranları tanımadan saadetli bir yuvanın bağrına basan sıcaklığına sığınırlar. Geçmiş geçmiştir; gençlikte bir şeyler yapmıştık. Aynı yoldan devam edelim. Hiçbir muhasebe, durum değerlendirmesi yok. Bu nedenle MHP bugün eli yüzü düzgün bir dergi çıkaramaz, TV yayını yapamaz; zamanın ruhunu okuyup kuşatıcı çözümler üretemez. İstemezük dışında bir tavrı yoktur.

Bir yanda Töre, Hamle, Maya dergileri, diğer yanda eylemler

Ancak MHP ve ülkücü hareket önemlidir. Sadece bu hareket “devletin duvarda asılı silahıdır. Emniyet ve beka için yedekte bulundurulur. Milletin yanında saf tutamaz, karşısında olanların yanında hizalanırsa mühimmatı azaltılır.” Buna karşılık milletin silahı diyenler de çıkabilir. MHP'nin bugünkü siyasi süreci bu çerçevede sürüp gider.

İnsan hareket ederken düşünemez, yavaşlamak gerek, hatta durmak; hadis-i şerifteki gibi: Fitne zamanında koşanlar yürüsün, yürüyenler dursun, duranlar otursun. Ki muhasebe ve muhakeme yapmaya ve bir icmal çıkarmaya zamanımız olsun. Bozkurtlar ile hilalciler MHP’de bir koalisyon içindeydi ama seslendikleri gençlik ister istemez ayrışmaya başlamıştı 12 Eylül öncesinde de. Bir yanda Töre, Hamle, Maya dergileri; diğer yanda eylemler, öldürmeler, provakatif olaylar.

Entelektüel ülkücüler için çokbilmiş solcular “oksimoron” örneği dese de bir kesimi aydın olmak gibi bir nitelikten yoksun olarak görmek tehlikeli bir körlüktür.

Her sosyal, siyasal grupta, örgütlenmede kitleler olduğu gibi aydınların da bulunduğunu kabul etmek ve buna uygun davranış sergilemek anlamayı ve hoşgörüyü başlatabilecek bir yaklaşımdır. Kabul etsek de etmesek de bu ülkede milliyetçi-ülkücü olup da entelektüel olan, aynı şekilde solcu-devrimci olup da kendinden, ülkeden bihaber insanlar vardır. Erol Güngör, Dündar Taşer, Nevzat Kösoğlu, S. Ahmet Arvasi entelektüel, kültürel olarak birikime yaslanan, İslam'ı referans alan aydınlardan birkaçıdır ve üstelik etkili bir ekolü oluşturuyorlardı onlar MHP’de. 12 Eylül'den önce bu aydınlardan beslenenler daha sonra başka ufuklara yelken açtılar.

Eyleme dayalı siyasal gruplar her zaman kültürel bir donanım edinme fırsatından istifade edemezler. Edemediği için olaylar sona erince birden kendilerini boşlukta bulurlar. Geçmişte bir arada olan gruplar ayrışmaya başlar. Bir kısmı eski söylemlerle 12 Eylül'e, askerlere temenna yapar ve “kendimiz hapisteyiz/ fikrimiz iktidarda” diye kutsayan bir taraf olur.

Diğer taraf ise Bizim Dergâh dergisi, BBP ve Muhsin Yazıcıoğlu çevresinde naif bir muhasebe yapmak zorunda kalırlar. Tamam, biz devletin duvardaki silahı isek; “12 Eylül'ün bu işkenceleri nedir? İdamları? İnsanımızın şahsiyetini ezen, yok eden ülkenin bütün çocukları ile birlikte bize de yönelen bu nefret nerden kaynaklanmıştır? Olayların içinde olan, bizi eylemlere sevk edenler neden tutuklanmamış, ortalıkta görünmemiştir?” sorularını sorabilmek önemliydi.

Neden entelektüel ülkücüler MHP’de siyaset yapmıyor?

12 Eylül sonrası yeniden kurulan Türkiye’de devlet kimseden kendisine yardımcı olunmasını istememektedir. Resmi ideolojinin ana damarı olan ve kurgulanan Türkçülük öksüz kalmıştır artık. Bu durumda bir tercih yapmak zorunda kalmıştır Ülkücüler.

Bir bölümü eylemlerde edindiği tecrübenin işe yarayacağı elverişli bir alan arar ve bulurlar. Mafyatik gruplaşma, devletin derin operasyonları için eleman haline gelme, bunun en belirgin olanıdır.

Geniş bir kesim olayları seyrederken içindeki cevherler bir anlam ve hakikat arayışına başlarlar. Zaten entelektüel, hareket bünyesinde dergi çıkaran, buralarda yazan insanlar zihinsel olarak kopmuşlardır. Eski ülkücüler, Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Mümtazer Türköne, Şükrü Karaca, Dücane Cündioğlu, Nihat Genç, Naci Bostancı, Vedat Bilgin, Burhan Kavuncu, Mualla Kavuncu, Durmuş Hocaoğlu, Ömer Lütfi Mete … bu hareketin mutmain kılamadığı insanlardır. Artık entelektüel ve/veya İslamcı yönelişler içindedirler.

Neden ülkücü hareketten yetişmiş entelektüel ülkücüler MHP’de siyaset yapmıyor?” sorusunu Naci Bostancı, “MHP, Türkiye’nin sosyal değişiminden payını alamadı. Milliyetçiliği geniş coğrafyalar için telaffuz edecek iktisadi ve entelektüel elitleri bünyesine katamadı, klişeler dışına çıkamadı. Tabiatıyla toplumsal değişmeden, insanlığın uzun tarihinden, dünyadaki farklı fikirlerden haberdar olan okuryazarlar MHP’nin siyasi repertuarında kendilerini bulamadılar. Onların Türkiye’nin problemlerine ilişkin sahip oldukları dille MHP’nin dili örtüşmedi. MHP değişemedi ama MHP’nin içinde bu gelenekten gelen kimileri okuryazarlıkları itibarıyla değiştiler. Bu da güzergâhları ayırdı” diye cevaplar.

Ülkücülerin İslamcı hareketle teması Zaman gazetesinin ilk çıkışı ile başlamıştı. Bu gazete Türkiye’nin düşünen, üreten bütün zekâlarını bir araya toplayan ortak bir payda olmuştu çıktığında. Devlet bir operasyonla Zaman’ı bu yayın politikasından saptırdı ve sonunda Fethullah Gülen'e ciro etti. Ancak ülkücülerle İslamcılar arasında dirsek teması başlamıştı ve bu entelektüel buluşma Malazgirt Savaşında buluşan her iki taraftaki Türklerin bir araya gelmesine benziyordu. Bir daha kopmadılar; birlikte ve bir arada Türkiye’nin gücü olmayı sürdürdüler. Yeni Şafak’ın ilk dönemlerinde süren bu ilişki bugün farklı zeminlerde de olsa birbiri ile irtibatlı olarak aynı havzanın içindeler. İslamcılığa güç veren ülkücüler Türkiye’nin kazanımıdır.

Yüksek bir duyarlılık ve entelektüel bir birikimin ürünü

Selçuk Küpçük’ün Yüzleşmenin Kişisel Tarihi (Mito-politik Söylemden Ağıdı Yakılmamış Çocuklara) kitabı, akademik bir yöntemle yazılan bir yüzleşme; üstelik Anadolu’nun ağıdı yakılmamış çocuklarına deruni bir gönderme yaparak.

Küpçük, bu kitapla, Bizim Dergâh çevresindeki naif muhasebe dışında hiçbir ülkücünün cesaret edemediği, doğru dürüst yapamadığı bu yüzleşmeyi bihakkın yapmıştır. Üstelik akademik bir yöntemle ve titiz bir edebiyatçı kimliği ile. Kendisini İslamcı hisseden, devletin karanlık yüzüne karşı, etnik ayrımlara mesafeli ve insan hak ve hürriyetleri konusunda tarafını belli eden bir cesaretle içerden bir bakışla yapıyor bu yüzleşmeyi Selçuk Küpçük.

Ülkücülerin ve MHP’nin bugünkü nefret söylemine; ulusalcılarla, CHP ile işbirliğine bakınca ülkücü hareketin nereden nereye, nasıl ve niçin geldiğini anlayabilmek Selçuk Küpçük’ün kitabını okumakla mümkündür. Üstelik bu kitapta Selçuk Küpçük evrensel bir bakışa yönelten bir duyarlılık göstermektedir.

Kitabın bölüm başlıkları bile yüksek bir duyarlılık ve entelektüel bir birikimin ürünüdür. Kitabı okuduğunuzda Türkiye’den ümitvar olacak bir kalemin gücüne, yaklaşımların nesnelliğine, konuları değişik kaynak ve akademik disiplinlerle işleme başarısına hayran olmamanız mümkün değildir.

Selçuk Küpçük çok yönlü bir sanat insanı. Ancak bu kitabı Türkiye siyasi tarihinde önemli yeri olan bir hareketi dünü ve bugünü ile anlamak için akademik bir yetkinlikle yazılmış. Edebi bir dille yazılan kişisel öyküsü satır arasında anlatıyı içselleştirmenizi sağlıyor. Böylece akademik tarafını dengeleyip sürükleyici bir kitaba dönüşüyor.

Selçuk Küpçük’ün tarihimizle yüzleşme cesaretini bütün kalbimizle tebrik ediyor ve çalışmalarının devamı için kendisine sevgilerimi ve dualarımı yolluyorum.

 

Mustafa Everdi yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2018, 14:53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah S
Abdullah S - 5 yıl Önce

Selçuk Ağabeyin kitabının kapağı ve "Anadolu'nun ağıdı yakılmamış çocuklarına..." ibaresini birlikte düşündüğümde büyük bir acı çöktü içime...O dönemlerde 'ülkücü hareket'ten içeride yatmış ve o sonraki süreçte "bilinçlenen/şuurlanan" abiler tanıyorum. Ve onlardan dinlediğim hüzünlü hikayeler geldi aklıma...Anadolu'nun ağıdı yakılmamış çocukları...

banner19

banner13

banner20