banner17

Şairleri mazur görmeli miyiz?

Şairlerde de aynı tükenmişlik vardır. Onlar da zihinsel, düşünsel mesaisi fazla olan kişilerdir. Çok okuyan ve çok yazan şairlerde bu gerginlik ve sinir türü daha çok görül Şairleri mazur göreceksek, bu yüzden de görebiliriz diyebilirim. Ömer Yalçınova Dünyabizim için yazdı.

Şairleri mazur görmeli miyiz?

Çok sık karşılaştığım cümlelerden biridir: “Şairler biraz şey oluyor.” Bunu benim de şiir yazdığımı bildikleri için, böyle kendilerince biraz yumuşatarak söylüyorlar. Eğer şair olduğumu bilmeselerdi, daha net, basit ama ağır cümleler kurmaktan çekinmeyeceklerdi. Nedir o cümleler? “Şairler, egoisttir, dengesizdir, hastalıklıdır, bunalımlıdır, bohemdir, uyumsuzdur, hep muhaliftir, cinstir; kendilerini farklı ve üstün göstermeye çalışırlar…”

Şair olduğumu bilen kişiler, işte biraz da gülümseyerek “Sen onlara benzemiyorsun” diyorlar. Aslında yüz yüze oldukları herkese, biliyorum aynı cümleyi kuruyorlar. Onlar şairleri olabildiğince yerden yere vurmayı bir marifet sanırlar. Sanki adım başı bir şairle karşılaşıyorlar. “Kaç tane şair tanıdın, kaç şairin kaç tane şiirini okudun?” diye sorsan eminim çok azı cevap verebilir. Ama bir şairden yola çıkarak şairlerin genelini zan altında bırakmakta herhangi bir beis görmüyorlar.

Amacım şairleri savunmak değil. Yapılan genellemenin, ne kadar can yakıcı olduğunu söylemek istiyorum. Haksızlık etmektir, gafta bulunmaktır bu tür cümleler. Her genelleme gibi içinde büyük hatalar barındırmaktadır.

Yaşıtlarım arasında benim kadar çok şair tanıyan yoktur sanırım. Kendi kuşağımdan onlarca şairle ahbaplığım var. Bizden önceki kuşağı da üç aşağı beş yukarı bilirim. 80 Kuşağı’ndan da sevdiğim, saydığım, sohbetinden hoşnut olduğum epey şair var. Üstatlarla da tanışmıştım. Sezai Karakoç ve İsmet Özel’le mesela. Ki ikisi de, farklı insanlarda, farklı anılar bırakmış kişilerdir. Birebir ilişkileri konusunda ikisi de çok eleştirilmiştir. Necip Fazıl’la ilgili anlatılanları sanki kendim yaşamışım gibi bilirim. Cahit Zarifoğlu ve Erdem Bayazıt, neredeyse her sohbetimizin konusu olmayı başaran diğer şairler.

Bu sözler doğru bir yargıya ulaşmayı sağlar mı?

Şairlerin güncel hayatları, insan ilişkileri, varsa aileleri, edebiyat sohbetlerinin vazgeçilmez konularıdır. Bunda bir beis de görmüyorum. Olacak, konuşulacak bunlar. İstemesek de, gittiğimiz her yerde Necip Fazıl’ın “aristokrat” diye nitelendirilen tavırlarından söz açılacak. Ya da Sezai Karakoç’un mesafeli yaklaşımından; İsmet Özel’in bir genci, soru sorduğuna soracağına pişman etmesinden… Fakat onlarla veya şairlerle ilgili nihai kararı verirken veya onları yargılarken, değerlendirirken bu sözler, anlatılanlar, anekdotlar okuyucuya, bizden sonra gelen gençlere ne kadar yardımcı olabilir? Yardımcı olabilir mi? Doğru bir yargıya ulaşmayı sağlar mı?

Hiç sanmıyorum. Birincisi; acaba nasıl bir tavırla, el kol hareketleriyle, nasıl bir cümle yapısıyla, ses tonuyla o soruyu sordun ki Sezai Karakoç’a veya İsmet Özel’e, böyle bir tavır ve cevapla karşılaştın diye sormazlar mı? Ben sormak istiyorum. Maksat o an İsmet Özel’i kötü göstermekse, sorduğun soruyu değiştirerek kendini masum gösterebilirsin. Bu masumiyet karşısında İsmet Özel, bencilliği nedeniyle seni darmaduman eden, rezil eden bir cevap vermiş zalim şair konumuna düşer. Sen böyle görmek istemişsindir ve böyle yansıtırsın dinleyicilerine. Sonra bu hikâye, İsmet Özel’i tanımayan, uzaktan bile tanıma gereği duymayan, belki onun bir kitabını başından sonuna kadar okumamış, okumak gibi bir kaygı da taşımayan, fakat hakkında sürekli olumsuz sözler işitmiş kişilerce, İsmet Özel’in anıldığı her ortamda değiştirile değiştirile anlatılacaktır. İyi ihtimal, “Bir arkadaşımın başından geçmiş” diye başlar söze. Arkadaşı kimdir, necidir, ne zaman, nerede bu olayı yaşamıştır bilinmez. Sorulunca da cevap verilemez. Bunu yaşayan kişi bile unutmuştur bu tür ayrıntıları. Oysa etki-tepki yasası, her zaman her insan için geçerlidir. “Sen nasıl bir soru sordun da, o kişi böyle bir cevap verdi” diye düşünmek çoğu kişinin aklına da gelmez. Hemen, eğer o kişiyi seviyorsak, bu olumsuz anıya karşı çıkmaya, İsmet Özel’i savunmaya; sevmiyorsak, cephaneye yeni bir mühimmat eklemiş gibi gülümsemeye başlarız.

İsmet Özel sadece bir örnek. Onun ismini silip, yerine Necip Fazıl yazın, Sezai Karakoç, Yahya Kemal veya Fazıl Hüsnü Dağlarca yazın, fark etmez. İkili diyaloglarda veya yaşanan olaylarda, iki tarafı da tanımıyorsak, nihai yargıya varmamız imkânsızdır. Onlarla ilgili yapacağımız her türlü değerlendirme hatalıdır.

Büyük şairlerin huysuzlukları çekilir cinstendir

Konumuza dönecek olursak, şairlerle ilgili olumsuz cümleler kuran, bunu da her ortamda yerli yersiz, adeta mal bulmuş mağribi gibi söylemekten büyük keyif alan kişiler, zaten İsmet Özel, Sezai Karakoç veya Necip Fazıl’ı kastetmezler. Bunlar büyük şairlerdir. Onlar ayrı bir kategoridedir. Zaten onların huysuzlukları da çekilir cinstendir. Şairleri taşlayan kişilerin derdi; huysuzlukları, kaprisleri, muhaliflikleri çekilir cinsten olmayan şairlerledir. Diğer ifadeyle, aslında şunu demek istemektedir: “Yazdığın şiir de bir şeye benzemiyor zaten, ne bu afralar tafralar kardeşim?” veya “Sen de mi şair oldun ….?”. Bu karşı çıkışın, ayar edişin farklı versiyonlarıdır, şairin egoistliği, bunalım hali, cinsliği, hastalıklı hali veya bohemliğini dile getirmek. “Sen kim oluyorsan da, ‘Aleyna Tilki’yi bilirsiniz ama benim adımı bilmezsiniz?’ diye soruyorsun bana? Necip Fazıl mısın? Nazım Hikmet misin? Nesin sen?”. Şairlere dönük ince alayın altında, bu tür karşı çıkışlar, ayar vermeler dönüp durur. “Sen şair değilsin, şiirlerin de çok kötü, eğer şiirlerin çok iyi olsaydı, çok okunurdu, kitapların çok satardı, televizyon programlarında görürdük seni, Cumhurbaşkanlığı ödülüne layık görülürdün mesela, herkes peşinden koşardı, o zaman ben de senin ismini ve şiirlerini bilirdim…” demek istenmektedir aslında. Devamında “Öyle değilsen, bana afra tafra yapamazsın, mızmızlanamazsın, olup olmadık yerde cins cins konuşamazsın, kimseyi eleştiremezsin, hepsinden önemlisi, benden özel muamele bekleyemezsin” denilmektedir.

Öyleyse şairlerle ilgili olumsuz bir yargı belirtirken büyük şairler zaten konu dışı bırakılmaktadır. Şairler şöyledir böyledir cinsi yargılar ikinci, üçüncü hatta dördüncü sınıf şairler içindir. Tamam, sizi duyar gibiyim, “Bu tür yargılar, şairler için değil müteşairler için kullanılır” diyeceksiniz. Müteşairle şairi nasıl ayıracağız? Onların kitaplarını okumadık ki! Okusak bile nasıl ayırt edeceğiz? Şiir zevkimiz o kadar incelmiş midir? Yok. Bu tür cümleler kuran kişiler, genellikle bir şairle ya bir şiir festivalinde, ya bir şiir dinletisinde ya da bir sohbet ortamında karşılaşmıştır. Yakından tanıdığı, gerçekten şiiriyle tavırları arasında büyük fark olan, bir iki tane de şair tanıdıysa, tamam, olumsuz cümle kurmakta bütünüyle haklı görecektir kendini.

“Şiir zehirlenmesi” geçirenler

Yok mudur? Gerçekten yazdığı şiirle, ortalamayı bile tutturamadığı halde “büyük üstat” havalarında gezen, burnu yukarıda, her söyleneni ters anlayan, her söyleyeni tersleyen, hastalıklı kişiler? Var elbette. Ben elli tane iyi şair tanıyorsam, belki beş yüz tane bu tür insanla karşılaşmışımdır. Fakat hiçbir zaman bu kötü örnekler üzerinden “Ya gerçekten de şu şairler ne biçim insanlar!” diye düşünmedim. Bunlara yazık, Allah yardımcıları olsun, sanırım “şiir zehirlenmesi” geçirmişler, buna “şair zehirlenmesi” de denilebilir, diye düşündüm. Adamcağız, zamanında şairlere çok değer verildiğini görmüş. Ne yapsın, kendisi de öyle değer verilen biri olmak istemiş. Ama şiir nasip işidir, şairlik nasip işidir. Nasip olmamış ona. Uğraşmış, didinmiş, çabalamış ama şiir yazamamış. Ama şiir öyle bir şey ki, insan kolayca kendini kandırabilir. Şiir yazdığını zannetmiş, makus kişi. Sonra da kendini şair gibi karşılamalarını, şairlere edilen iltifatların kendine de edilmesini beklemiş insanlardan. Bu muameleyi görmeyince, üzülmüş, sinirlenmiş, hatta hınçlanmış ve etrafa çatar biri haline gelmiş. Bu yüzden ona şair olmadığını hissettiren bir tavır, dil sürçmesi, ima gördüğündeyse, normalden fazla tepki göstermeye başlamış. Onu mazur görmeliyiz. Acaba mazur görmeli miyiz? Halk mazur görüyor mu?

Halk mazur görüyor. Yazık diyor, onlar için, kendini şair zannediyor. Ama biraz okumuş, orta sınıf diyeceğimiz kişiler, o kişileri her ortamda ezmeye, onlarla dalga geçmeye devam ediyor.

Yoksa şairin egoistliği, herkesin egoistliği kadardır, ne eksik ne fazla. Şairin ukalalığı, herkesin içinde barındırdığı, kimi zaman gösterdiği, kimi zaman gösterme gereği duymadığı kadardır, ne eksik ne fazla. Şairler biraz saf olurlar, çocuksu olurlar; belki ukalalığı ne zaman, nerede, hangi şarlar içinde ve kime karşı göstereceklerini bilmezler. Ama bu, onun ukalalığının mesela bir akademisyenden veya öykücüden daha kabarık olduğunu göstermez.

“Şairlerde de aynı tükenmişlik vardır”

Son olarak gözlemlediğim bir “sinir ve gerginlik” türünden söz etmek istiyorum. Çok okuyan, çok yazan, zihinsel faaliyetlerde fazla bulunan, oldukça üretken kişilerde görülür bu tür sinir ve gerginlikler. Öğretmenlerde mesela ya da üniversite hocalarında, dergi veya gazete editörlerinde, grafiker ve tasarımcılarda… Bunların tahammülleri az oluyor, hoşgörüyle yaklaşamıyorlar birçok duruma. Hemen sinirlenip, bağırıp çağırmaya başlıyorlar. Olayları çok boyutlu düşünüyorlar. Zihinleri fazlasıyla yoruluyor. Ayrıntıya iniyorlar, isteseler de yüzeysel düşünemiyorlar. Siz onlara bir cümle kuruyorsunuz, onlar bu cümleyi on farklı manada anlıyorlar. Zihinlerinde belki de taşıyabileceklerinden fazla yükle dolaşıyorlar, dinliyorlar, çalışıyorlar. Öyle olduğu için, bazı konularda hiç beklenmedik sözler ettikleri görülebiliyor. Küçük bir şeye bile büyük bir tepki gösterebiliyorlar. Profesörlerin çoğu bilindiği üzere gerginlikleri ve çabuk öfkelenmeleriyle meşhurdur. Ben bunu zihinsel mesailerinin fazla olmasına bağlıyorum. Ya da bağlamak istiyorum. Yöneticilerde de aynı sinirle karşılaşılabilir.

Şairlerde de aynı tükenmişlik vardır. Onlar da zihinsel, düşünsel mesaisi fazla olan kişilerdir. Çok okuyan ve çok yazan şairlerde bu gerginlik ve sinir türü daha çok görülür. Az yazanlarda ise, onlar zaten yürürlerken, sohbet ederlerken, susarlarken bile şiir düşündükleri, kelimelerle uğraştıkları, sürekli kafalarından mısra geçirdikleri için, sinirli ve gergin oluyorlar. Şairleri mazur göreceksek, bu yüzden de görebiliriz diyebilirim. Görmek istemiyorsak, zaten sorun yok. Benim bu yazımın da bir etkisi olmayacaktır.

Fakat her ortamda, bıyık altından gülümseyerek, bazen imalı, bazen de doğrudan şairleri diline dolayan, onlarla dalga geçmeye çalışan, aslında ne şairden ne de şiirden anlayan, orta sınıf okumuşları, diploma sahiplerini nasıl mazur göreceğiz bilmiyorum. Onların masum olduklarını da düşünmüyorum.

Ömer Yalçınova

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2018, 01:35
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nusret Yilmaz
Nusret Yilmaz - 1 hafta Önce

Safra şifa bir izahat olmuş. Yüreğine kalemine sıhhat afiyet kardeşim dertdaşım. Kardeşlik ah kardeşlik/ Ebed devam ederdi olmasaydı serkeşlik. N.Y. Dua ile.

banner8

banner20