banner17

Şair kibri nasıl bir şeydir?

Sözün insanı zehirleyen bir iğnesi vardır, bazen şair onu kendi kendine batırır. Gözü kendisinden başkasını görmez, kulağı kendi sözünden başkasını işitmez olur. Hüseyin Akın yazdı.

Şair kibri nasıl bir şeydir?

Kibir ki en çok yakışandır bize/Belki de en çok anladığımız”. “Yok” dedim şaire o şiir öyle değildi. “Aldığın yere bırak o dizeleri”. Kaç kez söyledimse hiç oralı olmadı. “Neden oralı olmuyorsun?” diye sordum. Kafasını kaldırdığı yerden indirmeden cevap verdi: “Ben yukarıların adamıyım, oralı değilim!”. Kafasını laf dağından kaldırmış olsa rahat fark edebilecekti şiire bulaştırdığı kompleksi. “Kibir değil hüzün” olacaktı bu dizelerin yüklendiği hakikat. Klavyeye uzanıp da ‘hüzün’ kelimesini ‘kibir’ sözcüğünün yerine iade etmeye bir türlü yaklaşmıyordu. Eğilmek öylesine zor geliyordu ki garip kaçmasa kelimeleri ayağına çağıracaktı. Bir sözcük değişimiyle kendi içinde bulunduğu durumu itiraf ediyor gibiydi. “Bu dizeler Hilmi Yavuz’a ait” dedim, önüne bir sürü deliller yığdım. Görmezden geldi. Kendini görünür kılmanın yolunu böyle bulmuştu: Kendi dışındakileri görmezden gelmek! Alnı ile boynunu aynı ayarda yukarıda tutması değişmez ritüeliydi. Hem bu şekilde kendi etrafında mistik bir hale oluşturuyordu. Yukarıya bakmak başkaları için ‘gözü yukarda olmak’ olarak algılanabilirdi, ama onun için metafizik tecessüsten başka bir şey değildi. Sadece yerlilik düşüncesinden bahis açıldığında yere bakardı. Bu da çok kısa ve çok eğreti bir bakış olurdu. Tevazu atına binmiş bir kibir abidesi gibiydi. Burnu laf dağındaydı.

 “Sineklerin ontolojisi, karıncaların epistomolojisi olmaz”

“Varlığım kuru yaprak gibi uçuyor rüzgârlarda” dedi boşluğa tutunarak. O saatte dünya bir pazarmış da sanki herkes oradan geliyormuş gibi geçiyordu kaldırımlardan. İç cebinden böyle zamanlarda sıklıkla kullandığı ‘halkı küçük görme gözlüğü’nü çıkarıp gözüne taktı. Bu gözlük sadece insanları küçük gösteriyordu. Gördüğü herkes şimdi bir karınca sürüsü ya da dört yana uçuşan sinekler gibiydi. “Tabi ki sineklerin ontolojisi, karıncaların epistomolojisi olmaz” dedi kendi kendine. Yoldan geçerken sinek büyüklüğünde bir adam yanına yaklaşıp adres sordu. İndirmedi bakışlarını hiç. “Hay Allah’ım” dedi mini minnacık insan kalabalığına bakıp: “Hepsinin ellerinde yiyecek içecek çantaları! Hiç mi akşam dönüşü evine şiir kitabı götüren olmaz?”. “Sahi” dedi “halk ne anlar şiirden?”. Ağzına kadar kendisiyle doluydu. ‘Küçük lafları ben yarattım’ der gibi bakıyordu konuşarak evine giden insanların yüzüne. Ah dedi göğsündeki boşluğu hissedip “keşke biri bir şiir yazmış olsa ve bana okusa ve ben de her şartta her durumda o şiiri beğenmesem ne güzel olurdu!”

Kaç saattir istifini bozmadan boynu, alnı ve kafası yukarıya dönük öyle dikiliyordu ki acıktığını hissetti. Önünden geçen karınca zannettiği simitçinin ta kendisiydi. Bir gevrek simit istedi. Bir karıncanın parmakları arasında kocaman dev bir simitti gördüğü. Yere bakmadan güldü, güldüğünü alçaktan uçan bir karga fark etti sadece. Karga da şairin bu üstten üste gülüşüne eşlik etti. Kredi kartını uzattı simitçiye şair. Bir anlam veremedi simitçi “kart geçmez” diyebildi sadece. Başkaca bir parası yoktu şairin. Süngüsü düşmüş gibi oldu, ama hiç çaktırmadı. Yoldan geçen biri ödedi şairin simit parasını “fark etmez!” dedi giderken. Şair insanları küçük gösteren gözlüğü çıkardı gözünden, aldığı simidin parasını ödeyen adamın arkasından dikkatlice baktı. Adam avucundaki yemleri güvercinlere ata ata yürüyordu. İleride kaldırımda eğilip bir kediyi sevdi. “Hımm” dedi şair “bu adam mutlaka bir öykücü olmalı, onlar hep öyle yaparlar. Başları önde yürür, güvercin besler ve kedi severler; hatta çoğunlukla kucaklarında kediyle çekilmiş fotoğrafları vardır”. Önemsemez davrandı şair. Yeniden insanları karınca gibi küçük gösteren gözlüğünü taktı. Fakat bu kez işlemedi gözlük eskisi gibi. Gömleğinin etek ucuyla sildi gözlüğünün camlarını. Bütün cesametiyle ilk öykücü olduğunu tahmin ettiği adamı gördü. Halbuki adam çoktan köşe başından sapıp kayıplara karışmıştı. Öyleyse bütün heybetiyle gördüğü bu adam kimdi?

“İnsan basbayağı bir yanılgıdır”

İnsan basbayağı bir yanılgıdır. Gözlerini benden yana eğmiş olsaydı şaire bu gerçeği söylemeyi düşünüyordum. O kalabalık içerisinde kompleks gözlüklü bakışıyla karıncaya dönüştürülen kalabalığın içerisinde ben de vardım. Üç gündür ateşler içerisinde yatan kızıma eczaneden ilaç almaya gidiyordum. O kadar yukardan baktı ki bana şair, varlığım toz duman olup yele karışacak zannettim. İmgesel dünyayı gerçek hayatın üzerine salıyordu. Sadece bu kadarla kalmıyor, bir sürü kıkırdaktan ve bıngıldaktan yapılmış adamını hayatın üzerine gönderiyordu. Gövdesini gölgesinin emrine vermişti. Ortalıkta dolaşan gölgesini ruhu zannediyordu. O gece yatsı namazında Şuara suresinin son ayetleri geçti şairin kıraatinden. Hiç oralı olmadı şair. Bir kez daha sordum: Neden oralı olmadın? “Doğum yerim kibiristan!” dedi, ben oralı değil buralıyım. Yüzü bir tebessüme niyet ettiyse de bir türlü beceremedi. Hiçbir şeye benzemedi tebessüm diye yüzünde beliren şey.

Benliği bencillik sanmıştı şair. Gururu kibirden ayırt edememişti. Sözün insanı zehirleyen bir iğnesi vardır, bazen şair onu kendi kendine batırır. Gözü kendisinden başkasını görmez, kulağı kendi sözünden başkasını işitmez olur. İnsan yazdıkça zayıflığını ve acziyetini anlar. Aslında yazdıklarıyla yapmak istediklerinden biri de bu ontolojik zayıflığı insanım diyen herkes fark etsin. Kibir marifeti kendinden bilmektir. Var oluşu kendinden sanmaktır. Aynadaki görüntüye inanmaktır. Kendi olmanın sınırlarını terk ederek başka bir insanın tıynetine bürünerek tecessüm etme cüretidir. Gördüklerimiz kaybolup gidecek olanlardır. İşittiklerimiz gök boşluğunda asılıp kalacaktır. Konuştuklarımız kim bilir kimin kabını dolduracaktır? Dokunduklarımız İsa dokunuşu olmayacak elbet, ölüyü diriltmeyecek, uyuyanı uyandıracaktır. Varlığı tattığımız kadar yokluğu tadacağız. Yazdığımız şiirin kokusu üzerimizden hiç gitmeyecektir. Ne mutlu kibrine mağlup olmayan şairlere!

Hüseyin Akın

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 12:30
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Aktaş
Mehmet Aktaş - 2 hafta Önce

Tebrikler... Eline, yüreğine, gönlüne sağlık...

banner8

banner19

banner20