Resmi dini eleştiriyor, moderniteyi övüyor!

Şebusteri’nin din ve siyaset uzlaşmazlığı üzerine kurguladığı düzlem, dinin sathi anlamda Allah’a yönelmiş manevi bir yaşam olarak algılanmasından kaynaklı..

Resmi dini eleştiriyor, moderniteyi övüyor!

 

Şebusterli (İran) Muhammet Müçtehid Şebusteri, İran ilim havzasının hermenötik sistemle tanışmasına referans olup, kendisini iyi bir modernist olarak sunmuştur. İyi bir modernist diyoruz çünkü; sıradan bir modernist ya da reformcunun yanında sus kaldığı cinsten bir yaklaşımı var din ve hâmisine karşı…

Resmi dine eleştiri, moderniteye övgü

1979 İran devriminin ardından İran İslam anayasasının fıkıh literatüründen soyutlanmış ve modern bir tonajda hazırlandığını vurgulayarak ısrarla modern tasavvurun lâdinî formatının daha kullanışlı olduğunu kendince ifade eden Şebusteri, Doğu toplumlarının içine düştükleri çıkmazın temelinde, aslen bu fıkıh kargaşasının olduğunu iddia eder.Şebusteri

Muhammed Müctehid Şebusteri’nin yazmış olduğu Resmi Dinin Eleştirisi adlı kitabı, ismiyle içeriği arasında ince bir çelişki içermektedir. Şöyle ki;  sahih İslam anlayışına sahip Müslüman bir ferdin İslam’ı herhangi beşerî bir kalıba oturtması durumunda, fani olan beşerin sıfatıyla sıfatlanmış İslam disiplininin bir kısmı da fani olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Fakat aksi durumda, baki olan bir bütünün tamamlanan parçaları için bâkilik sıfatı her zaman geçerliyken, fâni bir niteliğe bürümek (resmi din bloğu gibi) eleştiriye baştan açık olmayı kabullenmek demektir. Şebusteri’den de aynı  yaklaşımı beklemek iyimserlik olacağından, sadece  başlığa katılıp, içerikte polemiğe girmeksizin değinide bulunmak en iyisi…

Kumaş, yırtıldığı yerden dikilmeli…

Kitabının bir çok yerinde modern illüzyon etkisi altında kalan yazar,  herhangi din ve ilke doğrultusunda esas alınan kararların Batı kaynaklı felsefe ve bilimden daha sağlıklı bir sonuç çıkaramayacağı kanısında. 21. yüzyıl modern toplumların  ‘vatandaşlık, demokrasi, insan  hak ve özgürlükleri vs.’ çerçeveli kavramlarının temel mekanizmasında modernitenin yattığını, dolayısıyla bu sorunların yine aynı yolla çözülebileceğini savunması ve bunu İslam değerleriyle de aynı  düzlemde ele alması, kısmen bir sakatlığı itiraf etmekle birlikte gerçeği  görmemesinden kaynaklanmaktadır.

Batı’nın kendi içerisinde geçirmiş olduğu din-terakki çatışması sonucu dinin ve öte hayat tasavvurunun diskalifiye edilmesi, bir bakıma Batı insanını siyasal ve sosyoekonomik bağlamda yeniden doğurdu. Bu doğuşun, bireyi özgür ve tüm haklar karşısında eşit kıldığı varsayımından yola çıkarak, aynı uygulamanın İran İslam rejiminde olmak üzere tüm ümmet coğrafyasında da uygulanarak zihinsel ve biçimsel bağımsızlığa kavuşabileceğini iddia etmiştir.

Din gereken çözümü sunamıyor mu?

Şebusteri’nin “din ve siyaset”  uzlaşmazlığı üzerine kurguladığı düzlemin ana zemini, dinin “Allah’a yönelmiş manevi bir yaşam” olarak algılanması ve bu yönelmenin tek taraflı kalarak sosyal-siyasal-ekonomik ve evrensel formatını görmemesinden kaynaklanıyor.

ŞebusteriVahyi akıl çemberine oturtmak

Şebusteri, yer yer düşüncesinde dinin mevcut toplum sorunsalına gereken çözümü sunamadığını vurgularken, yer yer de dinin asıl itibariyle özünde aklî bir temel üzerinde  bulunduğunu  belirtir!.. Rasyonel yaklaşımın  içinde var olduğu duruma din varlığını da eklemesi,  başlı başına paradoks…

Allah resulü s.a.v.’in getirmiş olduğu sistemin özünde aslen akla uygunluğu vurgulayan Şebusteri, böylelikle tartışılması ya da çekiştirilmesi insan için sınırlandırılmış olan bir takım soyut meseleler üzerinde (örn. Ruh, Tanrının varlığı vs.) düşünme, tartışma ve üzerine fikir yürütmenin açık olduğunu da rahatlıkla iddia etmektedir.

İnsan hakları tellallığı yapanların aynı zamanda dünya halklarının cellatlığını da yaptığını görmezden gelmek...

Başlı başına hümanist bir portre çizen Şebusteri, tüm Müslümanları ortaya çıkardığını zannettiği orijinal(!) çıkarımlarına ve birçok yönden problem içeren yaptırımlarına davet ederken, bir o kadar ironik duruma düşmekten kendini alamıyor. İnsan hakları beyannamesi ve maddelerinin dikkate alınarak mevcut sistemle hemfikir olunmasını vurgulayan yazar,  insan hakları tellallığı yapanların aynı zamanda dünya halklarının cellatlığını da yaptığını görmezden geliyor.

Yazarın, İslam’ın çağdaş Batı menşeli yapılara (insan hakları kavramı, vs.) katılması sanki bir zorunlulukmuş gibi muamelede bulunması, madalyonun öte yüzünde gerginliğin sebeplerinden birini oluşturuyor.

Çünkü söz konusu olan herhangi bir felsefî ya da kendi zemininde sağlam bir argümana sahip tezler değil, Şebusteri’nin içinden çıkamaz hale geldiği modern handikaptır. Hangi felsefî argüman ya da bilimsel tez olursa olsun,  Müslüman fert, İslam ile olan ilişkisinde kendi  vakasına yabancı  argümanlarla değil, gelenek ve disiplinine uygun çözüm arayışlarıyla duruma müdahale etmeli/ediyor.

İlahi değil, dünyevî

Kitabında insan hakları beyannamesindeki maddelerin bir kısmını alıntılayan yazar, kısa bir not düşüyor ve maddelerin üzerine inşa edildiği ahlakî felsefenin ilahi kaynaklı değil de, dünyevî olduğunu ifade ederek seküler içerikli bir yaklaşım olduğunu da bizlerden saklamıyor.

 

Hülya Kurgan yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2012, 10:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13