banner17

Onlarla aramızda dil ve din bağı zayıflıyor

Avrupa’daki Türkiyeli Müslümanlar sizler için ne ifade ediyor? Afrika’daki Müslüman kardeşlerimizin maddi fakirliğini düşündüğünüz kadar onların manevi fakirliğini düşünüyor musunuz? Melih Turan yazdı..

Onlarla aramızda dil ve din bağı zayıflıyor

Bu satırları Avrupa’da büyümüş, daha sonra Türkiye’ye giderek din ve lisan eğitimini ciddi olarak alan ve tekrar Avrupa zihniyetini ziyaret etmiş biri olarak yazıyorum. Avrupa’daki Türkiyeli Müslümanlar sizler için ne ifade ediyor? Afrika’daki Müslüman kardeşlerimizin maddi fakirliğini düşündüğünüz kadar onların manevi fakirliğini düşünüyor musunuz? Halbuki birileri dünyanın kahrını çekerek ahiret meyveleri kazanıyorlar, diğer taraf ise dünyanın sefasını çekip ahiret meyvelerini kaybediyorlar.

Avrupa, bilhassa İngiliz ve Fransızlar İslam ülkelerine besledikleri düşmanlığı içlerinde yaşayan Müslümanlara da besliyorlar tabii ki. Bakmayın siz özgürlük ve demokrasi namı altındaki beyanlarına. Kültürlerini Avrupalı Müslümanların ruhuna kadar işletiyorlar.

Fransa’da olmam hasebiyle buradan başlarsak, örneğin burada çocuklar iki-üç yaşından itibaren dil öğrenmek üzere ana okuluna başlıyorlar. Yani daha ana-dilini yani annesinin konuştuğu Türkçeyi bile henüz öğrenememişken... Bunu zikretmemin sebeplerinden birincisi şu, bir insanın dil yapısıyla aynı sistemde düşündüğü tahakkuk etmiştir. ikincisi ise bir kültürü kolayca benimsetmek istiyorsanız dilinizi öğretmeniz yeterlidir.

Dolayısıyla çocukluktan itibaren alınan temel dil eğitimi kültüre, örf ve adete de yansıyor. Yaşam tarzını etkiliyor. Öyle bir konuma getiriyor ki insanı, herkesin Türkiyeli olduğu bir ortamda dahi o ülkenin dilini konuşturuyor. Annesinin konuşamadığı dili anadili gibi konuşur oluyor artık insan. Temel terbiye aile eğitimi olması hasebiyle aile ve özellikle anne ile çocuk arasında (anne, ülkenin dilinin bilmediği takdirde) dil bağıyla birlikte kültür, örf ve din bağı da incelmeye başlıyor. Bu bağlamda temel dini yaşantıyı anne veremiyor.

Multi-kültürlü fakat iki kültüre de ait olmayan insanlar

Gelelim okuldaki Türkçe derslerine ve Diyanet camilerinin işlevine. Avrupa’da genel olarak okullarda Türkçe eğitimi sağlanmaktadır fakat haftada birkaç saat kadar. Türkçe dilini ve kültürünü öğretmek amacıyla Türkiye’den geçici süreliğine veya kalıcı olarak gelen öğretmenlerimizin haftanın sadece birkaç saatinde dilimizi, adetlerimizi ve tarihimizi ne kadar öğretebileceklerini yahut talebelerin ne kadar öğrenebileceklerini düşünüyorsunuz? Kaldı ki Türkiye’de ayrı ayrı verildiği halde bu dersler tam manasıyla öğrenilemiyor.

Diyanet ise yurtdışındaki camilerine ise imamları özel sınavlara tabi tutarak 4-5 yıllığına göndermektedir. Fakat imamlar ülkenin diline tamamen aşina olamadıkları için çocuklar ile –yine- dil bağından dolayı sağlıklı bir iletişim kuramıyorlar. Dini anlatmak için önce dil lazım değil mi? Elbette hüsn-ü misal olmak daha önemli fakat genel kaidelerden bahsediyoruz.

Şimdi düşünün, Avrupa’da büyüyen aslı Türkiyeli bir çocuk; anne, öğretmen ve hoca tarafından bağı zayıflatılmış biçimde büyü(tülü)rse hali ne olur? Dili ve dini açısından tehlikeli, sallantılı ve neticesi zararlı olmaz mı? Mesela dinini tam manasıyla öğrenemeyip terbiye alamayan bir Müslüman, dilini konuştuğu ülkenin hal ve tavrına göre bir şekil alır. Multi-kültürlü fakat iki kültüre de ait olmayan kişilik berzahında kalmış şahıslar ortaya çıkar. Tarihini, dinini, dilini bilmeyen Türkiyeli Müslümanlar.

Avrupa’daki kardeşlerimiz için ‘neler yapılmalı’yı sadece devlet düşünmemeli

Bunları neden anlattın, bizleri ümitsizliğe düşürdün demeyin. Alarm ziline dokunmak için tehlikeleri hatırlatıyorum. Orda bir Avrupa var uzakta, o Avrupa’da yaşayan Müslüman bizim Müslümanımız. Onlara karşı ne kadar dertleniyoruz, bunu vurgulamak istiyorum. Onları düşünmeyi sağlamak istiyorum. Onların paraya ihtiyacı olmayabilir ama dinimizin, dilimizin ve tarihimizin şefkatine ihtiyacı var. Her Müslümanın diğer Müslümana ihtiyacı var ama Firavun Sarayında Musa olan Müslüman kardeşimizin, saray dışındaki kardeşine daha çok ihtiyacı var. Zira o ihtiyaç giderilirse sarayda zamanla ıslah olacak.

Ne mi demek istiyorum. Eğer buradaki kardeşleriniz dinini doğru bir şekilde yaşarsa Avrupa’nın İslam’ı doğru şekilde tanımasına vesile olacak. Bir zincir diğer zinciri kıracak. Avrupa’nın dinimizle doğru bir şekilde tanışması ise dünyadaki Müslümanlara ettiği zulmü bir derece yavaşlatabilir. Dinini doğru yaşayan insanların çevrelerinde mutlaka yeni Müslümanlar vardır. İşçisinden profesörüne kadar nerede doğru İslam yaşandı ise Avrupa’da o cazibeye kapılan yeni mümin kardeşlerimiz İslam bostanında çiçek açmaktadır. Bu manevi cihad değil de nedir?

Hasılı-ı kelam, Avrupa’daki kardeşlerimiz için ‘neler yapılmalı’yı sadece devlet eline yıkmadan millet olarak düşünmeli, bu konu hakkında duyarlılığımızı göstermeliyiz. Elimizden ne geliyorsa, gerek internet vasıtasıyla gerek bizzat yerine getirerek, tarihimizi, dilimizi ve dinimizi onlarda şuurlandırmak en az diğer milletlere ettiğimiz maddi yardımlar kadar ehemmiyetlidir. Özellikle yazarlar, düşünürler ve araştırmacılar, maddi menfaat gütmeyen cemaatler ve dernekler konuyu gündemlerine almalı ve bu endişe hakkında daha dikkatli olmalılar.

Unutulmuş kardeşlerimizi Avrupa’da ziyaret etmek çok da zor değil artık. Yeter ki dertlenelim ve isteyelim. Unutmayalım bir kişinin imanını kurtarmak üzerine güneşin doğduğu her şeyden hayırlı olduğu hadis-i şerifler ile sabit.

 

Melih Turan yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2014, 13:40
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20