Omurga sorunları üzerine pek de tıbbi olmayan düşünceler

İşte omurga sorunlarımızın temelinde yatan gerçek; ister eğilelim, ister doğrulalım, duruşumuz sağlam değil. Yüzyılların içinde tecrübe edilerek, damıtılarak bize ulaşan bir yaşam kültüründen uzaklaşıyoruz. Kemal Kahraman yazdı.

Omurga sorunları üzerine pek de tıbbi olmayan düşünceler

Omurga en önemli organlarımız arasında yer alıyor. Onunla dik dururuz. Onunla eğiliriz. Yeniden ayağa kalkarız. O olmasa et ve kan yığını haline geliriz. İnsanoğlu, ayakları üzerinde duracak şekilde yaratılmış. Günlük hayatı, yürümesi, yeme içmesi dik durarak veya oturarak gerçekleşiyor. İşini elleriyle tutuyor.

Hayvanlar âlemine bakın. Hemen hepsi “eğilmiş” vaziyette yaşamlarını sürdürüyor. Hizmete amade olduklarını gösterir gibi... Bir kısmına sürüngenler diyoruz. Maymun türlerinin bizim gibi oturması, ayağa kalkması, ellerini kullanıyor görünmesi çok şaşırtıcı, çok sıra dışı sayılıyor. Öyle ki birileri çıkıp onlar üzerine tuhaf teoriler ortaya atıyor.

Bize ihsan edilen bütün organlarımız gibi omurgamızı da doğru bir şekilde kullanmamız gerekiyor. Sağlıklı kalabilmesi, yaratılışımıza en uygun şekilde yaşamamıza bağlı. Nasıl eğilip doğrulmalı. Ayakta durmalı. Sağa, sola nasıl dönmeli.

Bütün bunlar yapı taşlarımızda yazılı. Ama onları bilmek, bulmak, inanmak, benimsemek, gereğince uygulamak insanoğlunun cüz’i iradesine bırakılmış. Hayat tarzımıza dikkat etmek durumundayız. Unutmayalım bunlar başlı başına bir ilimdir. Şu dünyada tesadüflere bırakılmış bir şey yoktur.

Hareketlerin dengeli ve doğru bir şekilde yapılmasının sağlığımız için önemi büyüktür. Esnekliği kaybedersek bazı hareketleri yapmamız zorlaşıyor. Mesela eğilme hareketinde yoğunlaşırsanız, doğrulma yeteneğiniz zayıflayabilir. Omurganın kendine has bir yapısı vardır. Tabiatını zorlarsanız incitebilirsiniz.

Doğru şekilde eğilmek çok önemlidir. Rükû ve secde hareketinde vücut doğal seyrini bulduğunu hissediyoruz. Ruhen olduğu kadar bedenen rahatlıyorsunuz. Yanlış yerde ve zamanda eğildiğinizde omurga rahatsız oluyor. Devamı halinde deforme oluyor. Doğrulmanız zorlaşıyor. Artık sizin yerinize vücut isyan ediyor. İrademiz “haydi kalkalım” dese de omurga direniyor.  

İnsanoğlu yeri geldiğinde doğrulmak üzere yaratılmıştır

Şu halde eğilmek kadar önemli olan hareket, doğrulmak, ayağa kalkmaktır. İnsanoğlu yeri geldiğinde doğrulmak üzere yaratılmıştır. Esasen eğilmek arızi bir durumdur. Uyku dışında hayatımızın çoğunu dik durarak geçiririz. Uzmanlara göre sağlıklı bir yaşam için, günlük hayatımızda dik durabilmek büyük önem taşıyor. Vücudumuzun beklentilerini yerine getirmek, maddi ve manevi sağlığımız için gayet önemlidir.

İstediğinizde doğrulamıyorsanız, omurga sorunlarınız var demektir. Yerinizde kalakalıyorsunuz. Ayağa kalkmak gözünüzde büyüyor. Kaldırmayı düşündüğünüz yük ağırlaştıkça ağırlaşıyor. Gideceğiniz yol uzadıkça uzuyor. Alabildiğine güçsüz hissediyorsunuz. Güveninizi kaybediyorsunuz. Ufkunuz daralıyor.

Kolay eğilen ama doğrulmakta zorluk çekenlere “omurgasız” bile diyorlar. Bu durumda kendinize dikkat etmeli, zaafın üstesinden gelmek için elinizden geleni yapmalısınız. Yediğiniz içtiğiniz, iş tutuşunuz, yaşam biçiminiz burada çok önemlidir. Yoksa giderek çözümsüz hale gelir. Sonunda, hastalığa alışırsınız. Yeri gelse de dik duramamayı normal karşılamaya başlarsınız.

Alışmak, yaygın deyimiyle yalama olmak, işin en kötü yanıdır. Artık şifa için çare aramaya çalışmazsınız. Aksine, çevrenizdekilerin size benzemesini beklersiniz. Gücünüzün, etkinizin yettiği insanları sizin gibi olmaya zorlarsınız.      

Dik durmakla dikleşmeyi karıştırmamak gerekiyor. Yanlış yerde ve zamanda dik durduğunuzda bunun adı dikleşmedir. Tevazu, hilm, merhamet gibi güzel sıfatları kaybeden insan, eğilmesi gereken yerde bundan kaçınır. Vicdanen istese de bunu başaramaz. Adeta yüreği yetmez. Saygı, sevgi, anlayış göstermesi beklenen durumlarda bunun aksini yapar.

Ana, baba, hoca, büyük, küçük, dost, akraba, kural, emir dinlemez, nefsine tabi olur. Zayıf bulduğu kimselere haksızca yüklenir. Darda kalana yardım elini uzatmaz. Verilen nimetleri paylaşmaz. Bu şekilde üste çıktığını sanır. Oysa er veya geç sonu hüsrandır, pişmanlıktır. Bu gibi insanlar, esasen dayanıksızdır. Az bir kuvvet gördüğünde eğilme temayülü gösterir.

Eğilme ve doğrulma alışkanlıklarımızın yanında, omurga sorunlarının önemli bir kısmı taşıdığımız yükle ilgilidir. Vücudun ağırlığı kaldırma kapasitesi vardır. Bu, insana göre değişir. En doğrusu, kapasiteye uygun yüke talip olmaktır. Belli bir yük için en uygun insanı bulmaktır. Herkes her yükü kaldıramaz.

Her yük aynı şekilde taşınmaz

Öte yandan yükün altına girme şeklimiz de önemlidir. Her yük aynı şekilde taşınmaz. Onu üstlenmenin, tutmanın, kaldırmanın bir yöntemi, adabı vardır. Yanlış veya hazırlıksız bir yüklenme doğrudan omurgayı etkiliyor. Bugün yarın rahatsızlık ortaya çıkıyor. İnsanoğlu, kaldıramayacağı yüklerin altına girmekte pek cesurdur. Çünkü nefsin aynası onu daha büyük, daha güçlü gösteriyor.

Günümüzde insanlar arasında duruş bozuklukları had safhadadır. Nasıl oturup kalkacağımızı, eğilip doğrulacağımızı, bir işi nasıl tutacağımızı bilmiyoruz. Hayat karşısında sağlam duruş geleneğimizi kaybediyoruz.

Eski nesilleri hatırlayın. Ne kadar tabii bir duruşları vardı! Mesela bir kenarda kefen takımlarını hazır tutarlardı. Evleri kabirlerle uyumlu komşulardı. Bizim hatırlamaktan kaçındığımız şey,  onlar için en büyük nasihatti. Formül çok basit; insan fani, “huvel baki”.

Onlar her şeyi bizim kadar hesap etmezdi. Yokluk içinde yaşadılar. Ama ellerindekini vermekten çekinmediler. Ağızlarından şükür, dua eksik olmadı. Kuvvetle inandıkları bir hayat tarzı vardı. Zorluklar karşısında sabır ve tevekkül. İnsanlar arasında vakar ve tevazu. Maddi ve manevi anlamda yere sağlam basan bir duruş. Böyle bir dünyada insanlara yanlış hareket yaptırmanın zorluğunu tahmin edersiniz.  

İşte omurga sorunlarımızın temelinde yatan gerçek; ister eğilelim, ister doğrulalım, duruşumuz sağlam değil. Yüzyılların içinde tecrübe edilerek, damıtılarak bize ulaşan bir yaşam kültüründen uzaklaşıyoruz. Geçmişten kalanlara kibirle bakıyoruz. Karşılığında kimliğimizi, beden ve ruh sağlığımızı kaybediyoruz.  

O zaman insan, zayıf bir vücut gibi dış etkilere açık hale geliyor. Rüzgarda yaprak olup savruluyor. Oysa anahtar elindedir. İradesini kendine yakışır şekilde kullanabilse daha sağlam durabilir. Daha faydalı, faziletli sonuçlar alabilir. Bedeni, ruhu, sağlık ve selamet bulabilir. Çevresindeki insanlara iyi örnek olabilir. Unutmayalım ki hal, en güzel misaldir.  

Kemal Kahraman

YORUM EKLE

banner19

banner13