banner17

O baba ve kızın acısını görmediler

Son günlerde televizyonda Tüsiad'ın reklamları dönüyor. Belki izleyeniniz olmuştur.

O baba ve kızın acısını görmediler

Reklamın içeriği çalışma hayatında kadın ve Türkiye’nin özellikle çeşitli alanlarda uzmanlaşmış kadınların bir şekilde çalıştırılmıyor olması… Ama tabii ki reklamda seküler dünyanın modern(!) kadınından bahsediliyor. Bu tip tek taraflı bakışlardan yeterince sıkıldık ve sürekli ikinci planda görülmek, hatta hiç görülmemek sinirlendirir oldu belki de. Tabii ki onlar reklamda gösterse ne olur göstermese ne olur ama yine de sinir bozucu her daim görünmez olmak.

Reklamdaki iki yüzlülük

Özellikle İslami yaşamı kendisine yol edinmiş olanların bu derece yaşanmışlıkları varken üç maymunun oynanması, sanki bu ülkede okumuş ama başörtüsü problemleri, dini inançları yüzünden hiç çalışmamış insanların olduğundan dem vurulmaması ve madalyonun daima tek yüzünden gösterilmesini hazmedemiyorum heralde. Bu iki yüzlülük ne kadar sürer bilinmez ama reklamı ilk izlediğimde aklıma gelen, bu konuyla ilişkili şu hikâyeyi yazmak yerinde olacak sanırım…

Evet, gerçek bir hikâye!

1950’lerde şehirlere olan göçle birlikte İstanbul’a gelir birçok genç gibi. Kalacak yerinin de olmamasından ötürü sokaklarda kalır uzun zaman. İstanbul’a gelmesinin henüz ilk günlerinde ise yolu Beyazıt’a düşer ve İstanbul Üniversitesi’nin önünde hayranlıkla dakikalarca kalır. Malum köyden henüz gelmiştir ve belki de ilk defa böyle heybetli bir yapı görmektedir. Bunun heyecanı ile gözlerini alamaz ama bu hayranlıkla süzülen kapıya bakışlar uzun sürmez. Okulun güvenliği üzerlerinde doğru düzgün kıyafeti olmayan, belki de dilenci görünümlü olmasından ötürü oradan uzaklaştırmak için kovalar bu iki genç adamı. Bu kısmı gerçekten ses tonundan anlaşılacağı kadar içerlemiş olarak anlatır. Tabi aradan uzun zaman geçer ve inşaatla da ilgilenmeye başlayınca köyden çoluk çocuğu da toplar ve İstanbul’a yerleştirir. Kendisi ise Arabistan ve Almanya’ya çalışmaya gider. Uzun yıllar orada kalır ancak çok seyrek de olsa İstanbul’a gelir. Aradan uzun seneler geçer bu zaman zarfında, 4 de çocuk sahibi olmuştur ve hatta en büyüğü 20’li yaşlarına varmıştır. Bir küçük kızı ise henüz yeni ÖSS sınavına girmiştir. Şimdiki gibi internet olmadığından sonuçlar açıklandığında gazetenin sayfalarındaki ince ince yazılmış olan ismi ve karşısında yazan üniversitenin adını büyük hevesle ararlar. Genç, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanmıştır, ailenin duyduğu gurur ise çok başkadır. Amcasıyla kayıt yaptırmaya giderler. (Bu günü ise amcası büyük hevesle anlatmaktadır ne de olsa İstanbul Üniversitesi’ne hatta üniversiteye ilk girişidir. Kayıt için bile olsa dahi…) Yani herkes çok heveslidir tabi kolay değil köyden gelen ilk neslin kızı, köyün ise ilk okuyanı İstanbul Üniversitesi’ni hem de o zaman için çok daha önemsenen hukuk fakültesini kazanmıştır.

Zorluk yılları…

1982 yılında okula kayıt yaptırılır ve dersler başlar. Herkesten çokça duyulmuştur ki bu okula giren 7 yıldan az zamanda mezun olamaz, bunlar da hukuk fakültesi efsane dedikodularındandır.3 yıl geçer ve alttan dersi bile kalmadan son seneye başlar. Bu zamana kadar derslere girerken başörtüsü hiç problem olmamıştır. Ta ki Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığına kadar... Son senesine denk gelen bu dönemde artık okula alınmamışlar ve hiç sesini çıkarmayan hocalardan bile türlü hakaretler duyar olmuşlardır. Hatta bir gün Kriminoloji hocasının onları dersten atarken amfinin ortasında “Ayı postuna bürünmüş gibi benim dersime giremezsiniz.” der. Bu yönetim döneminde öğretim görevlileri de güç almış olacak ki hiçbir şey demeyenler dahi üzerlerine gelir olmuştur. Neyse zaten son senedir ve zor şer sınavlara girmişler ve okuldan mezun olmuşlardır. Yalnız diplomanın alınması, baroya kayıt hepsi ayrı problem haline gelmiştir. Tüm bunların yanındaysa baba üniversiteye giden ve artık son senesi yani mezun olacak kızına büro açmış ve dayamış döşemiştir. Hatta şöyle anlatır annesi evde güzel olarak ve büroda kullanılabilecek ne varsa almış oraya götürmüştür, oldukça heveslidir yani baba. Ne de olsa kızı avukat olacaktır. Tabii ki hiçbir şey onun istekleri doğrultusunda gerçekleşmez. Bu kadar baskıdan, sıkıntıdan, yıpranmadan sonra kız büroda çalışmayacağını ve bu mesleği yapmayacağını söyler yalnız bu baba için çok daha büyük bir yıkımdır. Bir ramazan boyunca kızıyla hiç konuşmaz. Tüm hayalleri ve hevesleri böylelikle son bulmuştur.

Pişman mıyız?! Hayır!

Henüz fakülteden yeni mezun olmuş kız ise “Gevşemeyin üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”ayetine sırtını dayayarak, her şeyi bırakmış ve bir daha da bu mesleğe dair hiç bir şey yapmamıştır. Bu duruşun mükâfatı ise Allah tarafından verilecektir inşallah.

Her ne kadar mesleğini Allah yolunda bırakmış olmaktan en ufak bir pişmanlık duymasa da zaman zaman bunun yaraları, sancısı tekrarlanmakta ve belki de asıl zor olan durumda bu olmaktadır. Bin bir emek verilerek okunan, mezun olduğun fakülteden geriye baktığında sadece böyle bunalımlı şeylerin yer etmiş olması ise psikolojik olarak ayrıca incelenmeyi gerektirir.

24926Şimdi 3. nesil üniversite sıralarında

Tüm bu hikâyeyi dinlememin sebebi ise üçüncü kuşakla hikâye arasında, yani bizler arasındaki bağlantı. Şöyle ki; bu kadının kızı şu sıralar 20’li yaşlarında ve aynı üniversite de ikinci sınıfta ve aynı amfilerde, hukuk fakültesi öğrencisi. Aradaki temel fark ise başörtüsünün serbest kalmış olması ve onların yaşadıkları son sene bunalımları inşallah yaşamayacak olması.

Bu hikâyeyi ise dedesi üniversiteyi kazandığının haberini verdiğinde tekrar aynı heyecana kapılarak anlatmıştır. Sanki her şeyi ilk zamanki gibi torunuyla tekrar yaşıyor gibi. Taa İstanbul Üniversitesi’nin kapısından kovalanmasına kadar her şeyi tekrar zihninde canlandırıyor. Zamanında kovalanarak uzaklaştırılan kapıdan kızı ve şimdi de torunu öğrenci olarak girmekte. Büyük ihtimalle tekrar hayal kırıklığına uğrayacak ama torunu için kurduğu hayal ise kızı için kurduğundan çok farklı değil. Belki de bıraktığı yerden aynı dekorla tekrar devam ettirmekte tüm zihnindekileri.

Tüsiad bu gerçeği görebilecek mi?

Örneklerin çoğaltılması için çok düşünmeye gerek dahi yok. Hemen herkesin ailesinde bu durumda olan birileri var ne yazık ki. Yanlış anlaşılmak istemem, demek istediğim keşke mesleğini bırakmasaydı değil (Bilakis bu duruştan gerçekten etkileniyorum), bu durumun hayatta yaratmış olduğu tahribatın çok daha önemli olduğu kanaatinde olmam. Reklamda her ne kadar iş gücü üzerinde durulsa bile bu açıdan bakıldığında bu ülke iş gücünden değil kendi vatandaşlarından mahrum durumda her ne kadar bu kimsenin umurunda olmasa da…

Görmemek için direnseniz de, herkesin farkında olması gerekir ki bu ülkede mesleğini bırakan kadınlar seküler ve modern(!) kadınlardan ibaret değil!

 

 

Şehbâl Erenay yaralarımız var diyerek yazdı

Tüsiad’ın reklamını izlemek için tıklayın

Güncelleme Tarihi: 20 Mart 2011, 16:58
YORUM EKLE
YORUMLAR
fkgk
fkgk - 8 yıl Önce

dünyayı bütün "çekiciliğine" rağmen bir kenara itebilmek! hey yavrum benim, hepimize böyle evlatlar yetiştirebilmeyi nasibet allahım.görmeyen varsın görmesin,görselerde anlıyamazlar zaten.ufukları dar bacım,allah ıslah etsin.

Ch
Ch - 8 yıl Önce

Görmelerini bekliyorsanız baştan yanılıyorsunuz,bunu çok bilmişlik olarak algılamamak lazım,onların inancı bu şekilde ,çünkü.Koç,sabancı,doğuş gruplarını tanımadığınızdan olabilir.Onları daha iyi tanıyın.

seda
seda - 8 yıl Önce

yüreğine sağlık kardeşim ne güzel yazmışınız...

GÜVEN DİRGİ
GÜVEN DİRGİ - 8 yıl Önce

ALLAH BUNLARIN GÖZLERİNİN DE KALPLERİNİ DE BAĞLAMIŞTIR GÖREMEZLER,BU KADERDİR,ELBET SONU HAYIRLA GELECEKTİR.

banner8

banner19

banner20