banner17

Nuri Pakdil mi, Nurullah Ataç mı?

Pakdil’in Türkçesinde, Ataç’ın dilindeki düşüp kalkmalar, yaralanmalar azdır. Pakdil o dille üslup ve müziğini yakalayabilmiştir. Ömer Yalçınova yazdı.

Nuri Pakdil mi, Nurullah Ataç mı?

Bir yazarın dili, neden onun söylediklerinin önüne geçer? Veya onu değerlendirirken tek kriter olarak alınır? Dil önemlidir, bir kişinin nasıl düşündüğünü gösterir. Onun siyasetini, düşüncelerini, niyetlerini belki kullandığı dille çözümleyebiliriz. Eh, postmodernizm herkese bir şekilde bulaşmış. Yapısöküm yapacağız ya! Şu kişi, hangi kelimeyi neden kullandı da diğer kelimeyi kullanmadı diye gizlenmiş hakikatlere ulaşacağız ya! Bu soruların cevabını verebilecek birikimde bir dilbilimcimiz varsa, lütfen konuşsun. Fakat öyle bir birikime sahip kimseyi tanımıyorum. Bizde bir Jacques Derrida veya René Girardyok ki ta Yunan tragedyalarındaki, Tevrat veya İncil’deki çarpıtmaları, dönüşen anlamları, yanlış anlamaları dil üzerinden yaptıkları çözümlemelerle ortaya çıkarsınlar. Hermenötiği yeniden yeniden keşfetsinler, biz de onları okuyalım. Fakat bildiğim kadarıyla, bu alanla uğraşan kimse yok. Kaldı ki modern edebiyatçılarımıza sıra gelsin.

Nurullah Ataç’ın dil tutumuna takılmaktan öteye geçemiyoruz. Ve çoğu kimse halen Nurullah Ataç’ın kullandığı, savunduğu Türkçeyi küçümsedikleri için, onun ne düşündüğünü bilmez, kitaplarını okumaz. Aynı kişilerin Cemal Süreya veya Turgut Uyar hayranı olmaları ayrı bir vakıadır. Korkulu Ustalık (Yapı Kredi y.) ismiyle toplanan Turgut Uyar’ın bütün yazılarına göz atıldığı zaman, onda Nurullah Ataç’ın ne kadar etkili olduğu görülür. Ataç’ı küçümseyip, Hüseyin Cöntürk’ü göklere çıkarmak da ilginçtir. Üç aşağı beş yukarı Cöntürk de Ataç’ın dilinden etkilenmiştir. Onun kullandığı birçok kelimeyi kullanmaya çalışır. Ama Cöntürk’te veya Uyar’da bu dil sırıtmaz, rahatsız etmez. Çünkü onlar, bu dil meselesini dava haline, hatta devlet politikası haline getirmeye çalışmamışlar, dille ilgili yapılan yoğun tartışmalara dalmamışlar. Bir de, Ataç gibi şimşekleri üzerine çekme özellikleri yoktu. Ataç’ın dil davası kendi döneminde önemliydi, geldi geçti ve zaman onun haksızlığını ortaya çıkardı. Eğer Cemil Meriç veya Necip Fazıl şiddetli hücumlarda bulunmasalardı Ataç’a, tahminim zaman yine de Ataç’ı yalanlayacak, onun dilindeki suniliği gösterecekti.

Basit de olsa, nettir Nuri Pakdil’in sözleri

Nuri Pakdil de Nurullah Ataç’ın dil tutumundan etkilenmiş, bu çok bariz. Fakat Ataç’ın yapamadığını yapmış Nuri Pakdil. O dili öyle bir işlemiş ki okuyucuya dil hiç de suni görünmez. Ataç’ın denemelerinde geçen uydurma kelimeler için sözlük gerekir. Pakdil’in hiçbir kitabı için sözlüğe gereksinim duyulmaz. Belki İslam’ı bilmeyenler için, onun kullandığı bazı kelimeler ilk etapta anlaşılmaz veya belirsizdir. Fakat birazcık İslam bilgisi olanlar için, onun “toplantı”yla hac ibadetini, “yabancılaştırma”dan Batılılaşmayı kastettiği hemen anlaşılır. Ki hac ibadetinden maksat, dünya Müslümanlarının bir araya gelmeleri, toplanmaları değil midir? Batılılaşma, “yabancılaştırma” kelimesinden başka hangi kelimeyle bu kadar net ve kestirmeden anlatılabilir? Veya bunu Ataç’ın dil tutumuyla açıklamaya çalışmanın nasıl bir anlamı olabilir? Bakılması gereken, düşüncenin ne kadar berraklaştırıldığı veya bulanıklaştırıldığı değil midir?

Bizce Nuri Pakdil’in düşüncelerinde herhangi bir bulanıklık, kafa karışıklığı bulunmaz. Basit de olsa, nettir Nuri Pakdil’in sözleri. Öyle uzak çağrışımlar, gereksiz örnekler, betimlemeler, yerli yersiz kullanılan imge ve sembollerle konuları boğduğu, fikirleri birbirine karıştırdığı görülmez. Dil de eninde sonunda bu vazifeyi görsün diye kullanılmaz mı?

Pakdil o dille üslup ve müziğini yakalayabilmiştir

Ataç’ın cümleleri, Meşrutiyet cümleleriydi. O zorlayarak, yeni kelimeler uydurup onları kullanmaya çalışıyordu. Bu yüzden, kendisi de demiştir ki, ben eski kelimelerle yazarım, cümleleri onlarla kurarım, fakat en sonunda, onları çıkarır, yerine yeni kelimeleri koyarım. Bu mealde konuşmuştur. Sen Osmanlı mantığıyla, Osmanlıca kelimelerle cümle kur, sonra da ona şapka giydirmeye kalk! Ataç’ın denemelerindeki aksaklık, ses kırılmaları, ritmindeki düşüş bu yüzdendir. Onda mesela Peyami Safa’nın üslubundaki gürlemeler, esmeler, yağmalar bulunmaz. Yürümeyi yeni öğrenmiş çocuk gibidir Ataç’ın dili. Düşe kalka ilerlemeye çalışır. Ayağını, dizini yaralar. Peyami Safa’nın Türkçesi ise göklerde uçar, onu tutabilene aşk olsun.

Pakdil’in Türkçesinde, Ataç’ın dilindeki düşüp kalkmalar, yaralanmalar azdır. Pakdil o dille üslup ve müziğini yakalayabilmiştir. O üslubun devamı yok, fakat etkileri yer yer görülebilir. Bazı yazarlar Pakdil’in dilinden istifade edebilirler, ama onu üslup haline getirip dalgalandıramazlar. Buna kusurlu Türkçe denilemez. Türkçede denenmiş ve başarılı olunmuş bir deney, deneme denilebilir.

Pakdil için “sorumluluk” diye bir kelime vardır

Dil konusuyla kısıtlı kalır, Ataç’ın Pakdil üzerindeki etkisi. Belki bir de, bir teknik olarak sübjektif/öznel eleştiri Ataç’tan Pakdil’e geçmiştir. Fakat ikinci hususta ince bir ayrım söz konusu: Pakdil keyfince yazıp çizmez. Ataç tamamen keyfidir. Pakdil için Kur’an-ı Kerim vardır. Her şeyden önce Pakdil’in kıstasları, İslam ahlakına göre dizayn edilmiştir. O, okuduğu kitapları, o kıstaslara vurur. Ataç’ın kendi keyfinden başka kıstası yoktur. Ataç’ın kıstasları her daim değişebilir, Pakdil’in düşünsel kıstasları değişmez.

İkincisi, Pakdil için “sorumluluk” diye bir kelime vardır. Sadece ülke değil, dünya Müslümanlarıyla ilgili sorumluluklarımızdan söz eder. Ve düşünce dünyasının merkezine koymuştur bu kelimeyi. “Her şeyden sorumluyuz, kendi çapımızda” demeye getirir. “İslamcı edebiyat”tan veya “Türk ulusu”ndan söz ederken de bu sorumluluğu ön plana çıkarır. Edebiyatın, bir ulus hareketinden kök bulacağı, ortaya çıkacağı gerçeğini savunur. Ulusu ulus yapanın da onun dini inançlarından başkası olamayacağını söyler. Sorumluluk duygusu olmadan ve kaybettiğimiz İslam ahlakını yeniden inşa etmeden hiçbir yere varılamayacağını defalarca belirtir. Ve bu konularda en büyük sorumluluğu da yazarlara yükler. Öyle olduğu için keyfince yazdığını belirten Ataç’ın öznel değerlendirme yöntemleriyle, Pakdil’in öznelliği bir tutulamaz.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2015, 11:00
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20