Nişanyan'a estetik cevaplar!

Sevan Nişanyan'ın Taraf'taki yazısına Taraf'tan cevaplar geliyor.

Nişanyan'a estetik cevaplar!

Cemil Meriç yaşadığı son demlerini, insanların kelimelerle kavgası olarak yorumluyor. Kelimelerle kavga ediyor insan. Sen şunu dedin, ben bunu dedim şeklindeki ifadeler uzayıp gidiyor. Kucaklayıcı bir üslup/söylem yerini hep ötekileştirmeye bırakıyor. Bunun sebebi en çok da kendi mefhumları üzerinden konuşamamakta aranmalı.

Ne kadar zamandır kendi iç dinamiklerimizle konuşamıyoruz, bunu hatırlayabilir miyiz? Tanzimat’ın meşhur duası mı ilençli bir şekilde hayatımızda ya da düşünce dünyamızda duruyor? Hadi yaralı bir bilinç diyelim biraz daha ileri giderek durumumuza. Daryush Shayegan haksız mıydı acaba? Hadi ilerleyelim Alev Alatlı’nın "afazi” kavramı da karşılık bulmadı derdi olanlar arasında. Yoksa daha dini kavramlara mı atıfta bulunmak lazım: Fitnenin fitilini kim ateşledi? Fitne saatini kim kurdu yeniden? Daha düşüncemizi dinçleştirelim: İsmail Kara, Din ve Modernleşme adlı malum çalışması için başka isimler de düşünür: Din ve Gavurlaşma bunlardan biridir.

 

Din ve gavurlaşma!

İşte meselenin düğümlendiği nokta da, çözümlendiği nokta da burası. Gavurlaşmamızın öyküsünde saklı herşey aslında. Gavurlaşmak demek Osmanlı olmaktan çıkmak, müminin müminliğini terki, sadıkanın sadıkasını terk etmesi. Bu bakımından müminlerin hüzünlü bayramlardan çıkmak için duaya ellerini açtığı günlerde bir “sadıkan” sadıkalığını unutarak resmen gavurluğun ekmeğine yağ sürdü ve mümin dostlarının gönüllerini sıkıntıya düşürdü.

Her şeyden evvel Tanzimatın ilenci üzerimizde devam ediyor. Bu ilenç öyle bir üzerimizde duruyor ki, kurtulmak ne kelime, nefes bile almak mümkün değil. Yaşamak ile yaşamamak arasından gidip geliyoruz. “Sadıka”nın adı: Sevan Nişanyan.

Nişanyan’a iyi bir Türkolog desek abartmamış oluruz. Dil ile bir hesaplaşma içinde. Bu hem kendi için hem de bu topraklar üzerinde derdi olanlar için fayda sağlayıcı unsur. Nişanyan dertli buna bir itirazım yok ama düşünürken, düşüncesinin ilkelerini belirlerken gavurluktan bu işlere kalkıştığının farkına varmıyor. Yeni gavurluk dilini kullanıyor.

Epey zamandır garip gelen bir hareket olarak duruyor karşımızda Taraf ve Taraf’cılık. Gazete etrafında pek çok dedikodu döndüğü de malumunuzdur. Bunlar gündem dışı ve haberin içine alamayacağım kadar gereksiz. Son dönemlerde muhafazakar kesim arasında, muhafazakarların çeşitli alt gruplarının değişik istekleri “memlekete özgürlük geldi/gelmeli” nidası pek sesli yükseliyor. Bugün fevaran koparan Nişanyan’ın yazısı da bu söylemin tekrarından başka bir şey gibi değil. Kendi kavramlarıyla düşünmeyenin acısından öte bir anlam ifade etmiyor. Bu mezkur yazıya ya da etimolojik saldırıya Cahit Koytak bir şiirle, Cihan Aktaş bir yazıyla karşılık verdi. Usluplarındaki asalet hani yitiklerimiz arasında hasretle yandığımız müminliğimizin güzel bir nişanesi oldu. Bu yazılardan ne anlaması gerektiğini anlamayacak biri değil Nişanyan.

Ama hastalık, ruhu bir kez olsun sarmaya görsün, illeti gidermek zordur. Kanser gibi adamı ağırdan mahveder.

 

Cihan AktaşCihan Aktaş'ın cevabı 

Nişanyan’a mümince ilk tepki, anlamaya çalışan bir eylem olarak Cihan Aktaş’dan geldi. Aktaş, okuyucularının kendisini haberdar ettikleri bu durumla ilgili “Nişanyan’ın tahammülfersâh üslubu” başlığını kullanarak mümine bir insan yakışır bir sergiledi. Nişanyan’ın kelime avcılığından dem vurarak, kendisini iyi anlatması gerektiğini söyledi öncelikle. Devamı da şöyle:  

“ ‘Sansür’ başlıklı yazı, hele bir de bayram günlerinde yayınlandığı hesaba katılırsa, yaşadığı toplumun hassasiyetleri konusunda bir aydından beklenilebilecek asgari bir saygıdan yoksundu. Ateist olarak dinî konuları elbet tartışırsınız, hatta dinî konular bazen dindar bir kişilikten daha çok ateist bir kişiliğin zihnini meşgul edebilir. Fakat, sizi bir muhatap olarak görmeyi mümkün kılan, ayrıca kendi bakış açınızla dahi karşınızdaki insanların iyiliğini ve mutluluğunu temenni ettiğinizi gösteren bir diliniz olmalı ki sesinize ses verilsin. Özgürlük en kolay anlaşılma biçimiyle diline geleni dışa vurmayı gerektirir. İnanan insanların duyguları rencide edilmeden de var edilebilir, hassasiyeti yüksek bir değerdir özgürlük.  

...

Nişanyan’ın yaptığı ne “köhne” bulduğu bir yapıyı sökme işlemi, ne de bir eleştiri. Aynılık duraganlığı getirir. Farklı ses, kendinizde olanı yeniden ve tazelenerek anlamaya zorlar sizi. Şu var ki, Nişanyan’ın değinmeleri veya inançların, ayinlerin kökenine doğru gerçekleştirdiği kazıma işlemlerinin üslubu, karşıtını ya da okurunu geliştirmeye, birlikte gelişmeye çağırma niyetinden fersah fersah uzak.  
 
Nişanyan’ın Tevhidi dinlerin bağlılarını alaycı bir dille saçma sapan masallara inanan, bu masalların öğelerini de kutsallaştıran cahil kitleler olarak resmeden anlatımı, bu gazetenin okuyucusunun aşina olduğu dil ve üslubun çok uzağında.”

 

Koytak'ın cevabı!

Bu konuyla ilgili ikinci tepki mümin tepkisi olarak, “köşe komşum, sitemkârâne, tarizkârâne bir merhaba” başlığıyla Cahit Koytak’tan geldi:

 

Cahit Koytakİnsan, ömrünce yanağını  
            dayayacağı bir başka yanak,  
yüreğini dayayacağı  
            bir başka yürek aranır durur,  
 
“bırakma uykuya gömüleyim!”  
yahut, “uyursam, bırak,  
                     yanında uyuyayım,  
korkmadan, uyanamamaktan!”  
                     diyebileceği birini...  
 
bir insan, bir ağaç ya da bir taş,  
bir mevsim, bir kitap, bir sanat, ne olursa...  
sonra, o şeyin içinden derinden derine  
duyduğu sese, tutar, “Tanrı!” der  
ve o zaman, her şeyden taşar Tanrı...  
 
taş, ağaç, kerpiç, oyun hamuru,  
görünen, görünmeyen,  
konuşan, konuşmayan,  
her neyse, her kimse,  
yitirdiğimiz zaman ‘tanrı’mızı,  
kendi postumuzun içinde biz de  
kaybolmuş hissederiz  
            kendi benliğimizi,  
benliğimizin rengini,  
var oluşumuzun derinliğini.  
 
yön duygumuzdur çünkü o,  
kendilik
 genimizdir ‘tanrı’.

 

Cahit Koytak’ın tahammülleri zorlayan bir görmezden gelmeye vüs’ati yüksek, içeriği dolu ve muhatabına dostluğu hatırlatan cevabı herşeyi yerli yerine oturtuyor. Bu cevap, müminlerin burada ve sağlam olduklarının göstergesidir. Çünkü müminin beslenme kaynağı nefsi değil, Rabbinin elçisinin sevgisi ve kucaklayıcı tavrıdır.

Ey sadıkan, diyor Cahit Koytak Nişanyan için. Sen bizim kalbimizi yaraladın ama biz ömrünce yanağını koymak isteyeceğin menfaatsiz bir sevgiden yine seni haberdar ediyoruz.

Cahit Koytak’ın karşı duruşu içsel dinamiklerimizi harekete geçiren bir söyleme sahip. Müminlerin ve sadıkanın kendi unsurlarıyla buluşacağı ve hesaplaşıp tekrar eski günlerdeki gibi birbirinin sınırlarını gözeteceği günler gördü bu topraklar. Rüya demedim, bu bir rüya değil, gerçeğin kendisidir.

Ortak düşmanımız  gavurlaşmadır ve bu herkese zarar verir. “Taraf” olan bertaraf olmasın da.  

 

Zeki Dursun dikkat etti 

uzakihtimaller (at) gmail.com

Yayın Tarihi: 07 Ekim 2009 Çarşamba 06:33 Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2009, 16:37
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
bu dünya
bu dünya - 12 yıl Önce

Dışkısını biriktirip eşinin yüzüne döktü!
Öğretim üyesi ve turizmci eşinin akıl almaz kavgası...
Eşine saldırıda bulunan Sevan Nişanyan kadınların protestolarına hedef olurken, Müjde Nişanyan, “Olayın şokuyla üzerime dökülen şeyi toprak zannettim” dedi. Kadın örgütleri ise olaya tepki gösterdi.

Tartıştığı eşi tarafından saldırıya uğrayan Müjde Nişanyan, “Bu olay Müjde'nin olayı değil, mağduriyet yaşayan tüm eğitimli kadınların meselesidir” diye konuştu. bir gazete haberi

Cemal Atik
Cemal Atik - 12 yıl Önce

cihan aktaş ve cahit koytak ince ince giydirmişken ne gerek var böyle densiz yorumlara.her doğru her yerde söylenmez.ortamın seviyesi icabı.

önemsiz
önemsiz - 12 yıl Önce

sadık olan..kime, efendisine mi?arkadaşına belki..
hz. ebu bekir sıddık..sadakat..
yine de hoş çağrışımları yok sadıkan'ın.tavrından/üslubundan dolayı rahatsız olduğumuz biriyle ilgili iki güzel yazı alıntılanmış yazıda, üstelik cemil meriç'le başlanmış, fakat o son..o kelime..sadıkan, ne kadar rahatsız edici.
tencere dibin kara, seninki benden kara! malesef!

banner26