Nefretin şiirine şiirle güzel cevap!

Küçük İskender Sözcükler dergisinde kin dolu, yabancı bir şiir yayınladı. Celal Fedai de ona bir şiirle cevap verdi.

Nefretin şiirine şiirle güzel cevap!

 

Geçtiğimiz ayın Sözcükler dergisinde Küçük İskender’in “Haşarat Uygarlığı” adını taşıyan biri şiiri yayımlandı. Bilenler biliyor, Küçük İskender, Türk şiiri içinde ‘skatoloji’nin (pislik edebiyatının) en ünlü temsilcisidir. Önceleri Memet Fuat tarafından korunarak ‘şair’ kılınmaya çalışıldı. Şimdilerdeyse toprağı bol olsun Memet Fuat’ın Adam Sanat yıllarından beri yakınlarındaki isimlerden Turgay Fişekçi’nin dergisi Sözcükler’de görünüyor. Tabii göründüğü yerler sadece burası ve bu çevre değil... Şiiri tahrif ederek şiir kılacağını sanan çok küçük bir azınlık böyle şeylere her zaman ilgi duymuştur. Duyuyor da… Çünkü Küçük İskender gibi yaşayıp yazanlar, içlerinden geçenleri söylemeye cesaret edemeyenler için iyi birer araçtır. Ne derler… Birine mi sövdüreceksiniz, çağırın mahallenin delisini sövsün ve herkes gülsün… Böyle görüntülere çarşıda pazarda sıkça rastlamışsınızdır. Biraz prim verirsiniz, zavallı hemen kelimelere sarılır, elini kolunu sallayarak. Küçük hesap peşindeki eli boş esnaf, sırf eğlence olsun diye çarşının delisine bir çay ısmarlayıp bir iki sakız vererek halden hale, kılıktan kılığa sokar. Bizimki de gösterilen ilgiden, gaza getirmelerden hoşnut, sahnede daha uzun kalabilmek için rolünü sıkıca benimser. Kendi halinin tüm hıncını başkalarından çıkarmaya çalışır. Tabii bu halden hale, kılıktan kılığa geçişlere şiir demek mümkün değildir. Çünkü bu hallerden şiir çıkmaz.

Çağır mahallenin delisini şiirle iftira atsın!

Uzatmayayım… Gelelim Küçük İskender’in şiirine. Şiir demek hiç mümkün değil buna aslında. Zaten uzun zamandır şiir yazamadığını ve yazdığı şiirin hiçbir zaman büyük bir şiir olmadığını bilen biri için sorun olmayacak bir şiir gene de. Skatolojinin bir örneği her zamanki gibi. Çünkü nihayetinde arzu edilen sövgü gerçekleşiyor. Şiir kanonumuzun esnafının maksadı hâsıl oluyor yani. Ellerinden çıkan şiir iktidarına yakacakları bir ağıtları da yok. Ağıt yakmak bir derin içlenme gerektirir çünkü. Onlar en nadir olan bu değil mi zaten... Uzatmayalım… Memet Fuat, nur içinde yatıyor böyle bir şiiri Turgay Fişekçi yayımladığı için. Sözcükler dergisinin Kasım – Aralık 2011 sayısından ç-alıntılıyorum:

Haşarat  Uygarlığı

Tasfiye edilmişti bu hayvanlar - şimdi geri geldiler

Şimdi onların iyilikleri en korkutucu olan - salyaları yeşil

Toprağın içinden, uzayın keskin uzuvlarından değil

Filtrelenmiş cahil dillerin ötesinden ve sesinden geri geldiler

 

Hepsi de konuşmadan, özel bir kokuşmadan geldiler

Özgürlükleri alıp yerine heykelleri kırılmış tanrılar verdiler

Ağaçlar utançlarından köklerine çekildiler onların yollarında

Sular, kuruyup intihar etmeyi kimi gecelerde onur bellediler

 

Unutulmuştu bu havanlar -  şimdi unutturmaya geldiler

Şimdi temmuzda kar yağdı Yarın yağlı kayışlarla dövecekler

Böcekler de geri geldiler - artık ibadet etmek ülkede zorunlu

İçimizde tek sorumlu aydın kalmayana kadar öldürecekler

 

Nefretle ve hınçla büyümüşler - pençelerindeki çamur ondan

Mezar kazmışlar, hayat kazımışlar yeryüzünün ışığında

Bağımsızlığı ahlaka teslimiyet sanarak üzerimize de yürüdüler

Simsiyah tüllerle mumya misali sarıp içimizdeki aşk gelinini

İlkelliğin yatağına, bağnazlığın saltanatına sürüdüler

 

Bir zamanlar körelmiş kanlı göz, can yakan kirli eldiler

Tasfiye edilmişti bu hayvanlar - şimdi geri geldiler.

 

Nasıl bir iftira değil mi? Ne bugün ne de geçmişin hiçbir döneminde bu şiirde anlatılanlar Müslümanlar eliyle olmadı. Bunu, şiiri yazan da o şiiri küçük primlerle yazdıranlar da pekâlâ biliyorlar. Fakat öyle yeteneksiz bir hale gelmişler ki ellerindeki her şey uçup giderken şiirle bari bir karşılık verelim istiyorlar. Şiiri bu kadar hafife alıyorlar yani. Şimdi bu yan yana gelen kelimeleri okuyup “zehir zemberek bir şiir” diyorlardır eminim. Kendi içlerinde bir şenlik bir şenlik… Aman ne güzel. Lakin Müslümanları ima ederek iftira atabilmek için bile hiç değilse müteşair olmak gerek. Bu yukarıdaki metin şiir olamadığı gibi bir iftira olarak da zayıf. Son derece kaba ve faşizan. Bunu şiir diye yayımlayanların şiirden hiç mi hiç anlamadıkları açık. Ancak her iftira gibi görmezden gelinemezdi.

Çağır şairi güzelliği ansın…celal fedai

Nitekim şair Celâl Fedai, pek güzel görmezden gelmemiş. Aydınlık, dupduru bir şiirle geçmiş bu şiirin üstünden. Müslümanlara yakışan bir yüksek bir uçuşla Küçük İskender’i ve iktidarlarını şiirde de kaybedenleri çaresiz bırakmış. İşte Fedai’nin bu ayın Hece dergisinde yayımlanan şiiri… Oradan ç-alıntılıyorum:

En Güzelleri Gelmediler Daha

Geldiler daha da gelecekler ama en güzelleri henüz gelmedi

Kar üstünde yeşil giyinmedilerse de daha, geldiler gene de

Yolladılar içlerinden en güzellerini değil en heyecanlılarını

Geldiler gene de bu kadarı bile benzemedi terzilerin gelmesine

 

Gelmesinler mi İstanbul’un duvarlarında şairlerin iç pislikleri

Temmuz bunca terledi, patladı durdu her kasım çiçeklerini

Ağaçlar az gecikselerdi bu çirkincikler, ağacaklardı göğe

Unutturuldu Kırım’da namaz unutulacaktı oruç da neredeyse

 

Az geldi birbirini kırbaçlamak İstanbulin şuaraya geceleri

Gelmesinler miydi, nedir biline şiir, kim ola şair, ola besbelli

Bitişecek elbet kendilerinden üstün sanan insanat, böcekleri

Geldiler fakat bunlar bilir misiniz değil güzellerin en güzelleri

 

Aslını söyleyeyim de sevin sevgilim hiç mi hiç gitmemişlerdi

-Erzurum’dan Tillo’ya gitmişlerdi bu güzergâhı necis ne bile-

Kosova’da Çankırı’da İzmir’de köylerin ekin yerlerindelerdi

Görür mü ki bilmem benim çürük yeşil gözüm en güzellerini.

 

En güzelleri daha gelmedi sevgilim sen doğur adına  buğday de

Başakları beğenmesin kendini çünkü vardır güzelin de bir güzeli.

 

Celâl Fedai hem meydan okuyor hem de güzellik saçıyor. İskender’in formunu almış ondan marifetle kullanıp kendi seyrine baktırmış. Sadece Türkiye sınırlarında değil tüm dünya üzerinde Müslümanların saçtığı tohumların mahiyetini de veren bir şiir onunki: “En güzelleri daha gelmedi…” diyor şair. Bu gelenler yalnızca en heyecanlılar. Arkalarından gelecek güzellerin topraklarını hazırlıyorlar yalnızca. Cahit Zarifoğlu da Konuşmalar’ında öyle demiyor muydu: “Bizlerden gelecekler vardır; hamurlarını biz yapıyoruz şu anda. Yıllardır ve yıllarca da. Eminim bizi küçümseyecek o gelecekler (…) İşimiz bizsiz olamaz; ama bizi, bireyliğimizi yutacak kadar iri. Bu yüzden kendi halimde bir işçiyimdir ben.

Suçluluk duygusundan korku pazarlamak

Öyle görünüyor ki Türkiye’de Müslümanlar “daha güzelleri” için daha çok çalışmalılar. O güzeller geldiğinde belki Küçük İskender de başkaları da kendilerini, başkalarından etkilenmeyecek denli güvende hissederler. Mümkün değil belki ama uğraşmak gerekir. Çünkü emin olsunlar, Müslümanların bırakın güzellerini heyecanlıları bile geldiğinde, nasıl olurlarsa olsunlar, insan neslinin her çeşidi için güven içinde bir hayat hakkı vardır. Açık ki Türkiye’de birileri, yıllardan beri yapıldığı gibi birilerini Müslümanlarla korkutuyorlar. Böyle bir korkuya hiçbir neden yokken kendi suçluluk duygularından, paranoyalarından bunu yapıyorlar. Suçluluk duygusu paranoyanın en güçlü tetikleyicisidir. Biliyorlar ki kendileri Müslümanlara yapmadıklarını bırakmamışlardır. Burada, bu yapılan iftiraları, haksızlıkları anlatmak istemem. Böyle şeyleri anlatmak, anmak yakışıksızdır. Kısacası birileri sanıyorlar ki sıra şimdi kendilerinde.  Hiç olmayacak bir korkuyu yaymaya çalışıyorlar. Oysa belki en büyük iftira bu asılsız korku çığırtkanlığıdır.

Bugün ülkemizde her kesimden insan için zaten çok esaslı bir yaşam güvenliği sağlanmıştır. İşte yukarıdaki gibi bir iftira şiiri yazılabilmiş, yayımlanabilmiş ve pek nefis bir üslupla, iftiranın kabalığına düşmeden, gerçek bir şiir güzelliğiyle cevap verilebilmiştir. Ama elbette Celâl Fedai de “güzelin de bir güzeli olabileceğini” bilmeli. Cahit Zarifoğlu gibi düşünmeli. Ne diyordu Zarifoğlu? Konuşmalar’ından ç-alıntılayalım: “Bizlerin, edebiyat tarihi yönünden, bir oluşumun öyküsü yönünden bir değeri olabilir. (…) Bu yüzden bende, bu anlayış içinde olağandır, denilebilecek kaprisler yoktur. Kendine pay çıkarma yoktur.”

 

Hâsılı iftiradan şiir olmuyor…

Masumiyet ve haklılıksa başlı başına bir şiir…

Gönlüm isterdi ki sadece masumiyetin ve haklılığın şiirini ç-alıntılayayım.

Ama hak vereceğiniz üzere iftirayı aşikâr etmeden masumiyet ve haklılık temyiz edilemiyor.

 

Münip Yuvalı haber verdi

Yayın Tarihi: 02 Aralık 2011 Cuma 01:26 Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2011, 00:59
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zekeriya Altunbaş
Zekeriya Altunbaş - 10 yıl Önce

Saygıdeğer Berat Demirci, Celal Fedai'nin şiiriyle ilgili çok güzel bir noktaya değinmiş. Bu şiir öncelikle, niyetiyle tartılmalı. Bunu bize farkettirdiği için teşekkür ederim. Bu arada, Hece dergisinin sol çevrelere gösterdiği hadsiz ilgiyi eleştirirken kıymetli akademisyen Ali Yıldız'ın ismini sehven Orhan Alkaya yerine yazmışım. Eleştirimse bakidir. Düşünün bir... 2011 şiiri değerlendiriliyor ama en baştaki isim Osman Çakmakçı. Bu garip bir sola yaranma psikolojisi. Hak vermek mümkün değil.

KEREM DOĞRUSÖYLER
KEREM DOĞRUSÖYLER - 10 yıl Önce

Celal Fedai bu kafir herife cevap vererek Yüce Allahın Şuara Suresinde buyurduğu salih amel işleyen şairler arasına girmiştir. Hz. Muhammet bir hadisi şerifinde "Mümün kılıcıyla da, diliyle de cihat eder, nefsim kudret elinde bulunan Allaha yemin ederim ki, onlara atığımız laflar, sanki birer oktur." der.

Mustafa Demiray
Mustafa Demiray - 10 yıl Önce

Cihadın bir türü de bu olsa gerek. Maşallah bârekallah

kılkuyruk
kılkuyruk - 10 yıl Önce

celal fedai'nin şiiri iskendere kapak olsun.edepsizliğe edeble cevap buna denir.sevgili şair!dizelerin hiç tükenmesin.

Zühre Elmas
Zühre Elmas - 10 yıl Önce

Celâl Fedai'nin şiirle karşılık vermesi çok güzel. En güzeli de, anladığımız kadarıyla, rahatsız olduğu bir durumda bile, elinden bırakmadığı değerler. Yani, hınç dolu, hatta örneklerinde daha önce gördüğümüz gibi, şiirine ne küfürle başlamış ne de pis olana bulaşmış. Böyle bir duruşu üstlenmiş olması takdir edilesi. Kayıtsızlığın kol gezdiği bir edebiyat ortamında bu tür güzellikleri görmek umutlandırıcı. Sözcükler dergisi de bu şiiri yayınlamakla kalitesini ve niyetini zaten açık etmiştir.

şule canayakın
şule canayakın - 10 yıl Önce

küçük iskender kim ki... ne sebeple olursa olsun adı anılmaya, yazdıkları okunmaya değer olmadı hiç. şimdi de pisliğine dikkat çekilmemeliydı.

Sami Çelik
Sami Çelik - 10 yıl Önce

"Allah, va'dinden dönmez; fakat insanların çoğu bilmezler." (Rûm:6)

Hulusi Özaydın
Hulusi Özaydın - 10 yıl Önce

K.İ.'nin şiirini yayımladığı Sözcükler'de sık sık böyle şeyler oluyor. Siyaset üzerinden Müslümanlar küçültülüyor. Hemen belirteyim ki bu derginin kerli ferli takipçileri vardır. Bu gibi şeylere nitelikli karşılık verilmezse devamı gelir. Bence karşılık, kaliteli bir şiir mi değil mi? Bu önemli. Yüz ağartan bir durum varsa, şiirleri 300-500 satan bir Müslüman şair, 4000-5000 satan birini alt etmiş demektir ki biz okurlar kendimize bakalım. Takdir edeceğimize kalkıp hariçten gazel okumayalım.


banner26