Nedir bu Tahirlerin Nefi’den çektikleri!

"Böyle bir ateş topu, parlak bir zekâ, yırtıcı bir dil ile kim baş edebilirdi ki? Nitekim ona cevap verecek bir zekâ ve dil olmayınca çareyi onun dilini ve boynunu kesmekte bulurlar. Üç defa affedilmesine rağmen duramayıp hicvine devam edince adeta ölüm ilâmını kendi elleriyle yazar ve imzalar." İsmail Güleç yazdı.

Nedir bu Tahirlerin Nefi’den çektikleri!

Adı Tahir olup da Nefi’nin meşhur şiiri ile yapılan bir espriye muhatap olmayan var mıdır, bilmem. En azından bizim ve bizden sonraki neslin yoktur herhalde. Hâlen edebiyat derslerinde bu şiir örnek olarak veriliyorsa yeniler de bilir. Nefi’nin bahsini edeceğimiz şiiri, derslerde özellikle edebi sanatlar bahsinde tevriye için verilen örneklerin başında gelir ve şiir anlaşıldıktan sonra öğrenciler mutlaka gülerler. Hele bir de sınıfta Tahir adında biri varsa “Vay onun hâline!” Artık bir süre sınıfın esprilerine katlanmak zorunda kalmaktan başka elinden bir şey gelmez.

Methiye ve hicviye şairidir; Nefi. Dili çok keskin, bazen çok acıtıcı. Dostlarına bile kıyacak kadar gözü kararıyor, eğer canını sıkacak bir şey görürse. Bu yüzden de başına gelmedik kalmıyor. Affediliyor, yine yazıyor ve cezalandırılıyor. Üç defa uzaklaştırıldıktan sonra en sonunda yazdığı hicviye, onun ölümüne çıkarttığı davetiyesi oluyor.

Erzurum’un bu asi çocuğu; serazad, eskilerin deyimiyle ateş-hulk, yeri geldiğinde babasıyla bile kavgadan çekinmeyen, bey soyundan gelmenin vermiş olduğu güvenle kimseye müdanaası olmayan, doğru bildiğini söylemekten zerrece korkmayan, kavga gördü mü yemek sofrası görmüş gibi dalan bu zeki adam, sıradan insanlar gibi yaşayamazdı zaten. Canını verme pahasına da olsa hicivden vazgeçmediği için Nefi oldu belki de.

Çatacak yer arayan zekâsını, şiire teksif ettiğinde muazzam eserler vücuda getirmiş, Nefi. Devrinde Türk şiirinin bayraktarı olarak İranlı şairlere savaş açmış ve onlara meydan okumuş bir büyük şair. O bir kaside-gû, yani en güzel kasideleri söyleyen şair. Söz oyunlarına ihtiyacı pek yok, söyleyeceklerini doğrudan ama musiki ahengiyle ve akıcılığıyla söyler. Övgüde de yergide de onun için sınır yok, her iki türde de en güzel şiirleri yazar, devrinde. Ve kendisi de bunun farkında, bizim fark etmemiz için de şiirlerin sonunda hatırlatır ve adeta bizden kendisine saygı duymamızı ve şiirini takdir etmemizi bekler. İşini şansa bırakmak istemez. Nitekim ardından gelenler de ona benzetmeye çalıştıkları şiirlerine; Nefiyâne demişler, ama Nefi olamamışlar.

Böyle bir ateş topu, parlak bir zekâ, yırtıcı bir dil ile kim baş edebilirdi ki? Nitekim ona cevap verecek bir zekâ ve dil olmayınca çareyi onun dilini ve boynunu kesmekte bulurlar. Üç defa affedilmesine rağmen duramayıp hicvine devam edince adeta ölüm ilâmını kendi elleriyle yazar ve imzalar.

Nefi’nin hiciv oklarından nasibini alanlardan biri de devrin kadılarından Tahir Efendi’dir. Tahir Efendi, nasıl bir gaflette bulunduysa Nefi’ye “köpek” diyecek olmuş. Nefi’nin rakibi de çok, düşmanı da. Onun heyecanını ve dizginleyemediği öfkesini bilenler yemez içmez hemen yetiştirirler bunu, Nefi’ye. Nefi bu, durur mu, hemen döküvermiş mısraları kâğıda:

“Tâhir Efendi bana kelp demiş,
İltifâtı, bu sözde zâhirdir.
Mâlikî, benim mezhebim zirâ…
İtikâdımca kelp, tâhirdir.”

Bugünkü dile aktarmaya bile gerek yok, tahir kelimesinin hem bir isim olduğunu hem de temiz anlamına geldiğini, “kelp”in köpek, Malikî’nin bir mezhep olduğunu bilirsek şiiri hemen anlarız.

Dörtlüğün son mısraının son kelimesi ‘tâhir’ tevriyeli, yani iki anlamı da anlaşılacak şekilde kullanmış, Nefi. Birinci anlamı, “Benim inancıma göre köpek, temizdir”. Söylenmeyen ama kastedilen anlamına göre ise “Benim inancıma göre köpek, ben değilim; Tahir Efendi’nin kendisidir.”

Tahir Efendi cevap verememiş olmalı ki bu şiirden sonra bir sükût olmuş. Eh bir hicviye olacak, Nefi söyleyecek ve dillere düşmeyecek, mümkün müdür? Dillere düşünce de Tahir adını taşıyanların kurtulamadıkları espri olur, bu dizeler. Nefi’den yaklaşık 250 yıl sonra Nefi gibi bir Mevlevî olan Tahiru’l Mevlevi de bu espriden canı yananlardan olmalı ki üşenmemiş 250 yıl sonra Nefi’ye cevap vermiş:

“Zehr-i hicvi cihâna neşredenin,
Zebânı bî-şek zebân-ı ef’îdir.
Tâhir olmaz kelb, ancak beşere,
Nef’i vardır, öyleyse nef’îdir.”

Atışmada esas olan; nereden vurulursan oradan devam etmektir. Madem Nefi, Tahir isminden vurdu, Tahiru’l Mevlevî de Nefi’yi isminden vurmalıdır. Nitekim vurur da. Şöyle diyor, yukarıdaki dörtlükte Tahiru’l Mevlevî:

“Hiciv zehrini dünyaya yayanın dili hiç şüphesiz yılan dili gibidir. Köpek, tâhir yani temiz değildir ama insanoğluna faydalı olduğu için nefidir, yani faydalıdır.”

Tevriyeye örnek verilecekse bu dörtlük verilmeli. İlki efî derken hem yılan hem de fena tabiatlı adamı kastediyor. “Hicvi dünyaya yayan, bulaştıran yılan dilli kötü bir adamdır,” diyor. Üçüncü dizede köpeklerin Hanefilerce temiz kabul edilmemesine telmihte bulunuyor. Evet Hanefiler tarafından temiz kabul edilmez, yani köpeğin yattığı yerde namaz kılınmaz ama köpeklerin insanlara çok faydası dokunur. O yüzden köpek faydalı bir hayvandır derken aynı zamanda köpeğin “Nefi” olduğunu söylüyor. Böylece Nefi’ye hem isim hem de inanç bakımından cevap vermiş oluyor.

Tahiru’l Mevlevî hakkında hiçbir şey bilmesek sadece bu cevabından dolayı onun iyi bir şair ve hiciv üstadı olduğuna hükmedebiliriz. Böyle bir cevabı ancak Nefi gibi bir zekâya sahip olan biri verebilir, çünkü.

Tahiru’l Mevlevî’nin kim olduğunu bilmiyor ve merak ettiyseniz kısa bir araştırma ile hakkında kâfî malumat bulursunuz. Ama ben onun zekâsının kıvraklığına örnek olarak bir olayı daha aktarayım: Kuleli Askerî Lisesi’nde edebiyat muallimi iken öğretmenler odasında Sadık adında bir muallim aklınca ona takılmak ister. Nefi’nin meşhur kıtasına göndermede bulunarak şerî bir meselede tartışma açmak bahanesiyle sorar:

  • Efendim, köpeğin tâhir olduğunu söyleyenler var, ne buyurursunuz?

Soru soranı pişman eden cevabı tokat gibi patlatır Sadık Bey’in suratına:

  • Köpeğin tâhir olup olmadığı mezhepler arasında tartışılan bir konudur. Ama köpeğin “sadık” olduğu konusunda tüm mezhepler hemfikirdir.

“Tahir'ul Mevlevî”lerle konuşuyorsan dikkat edeceksin muhterem. Hem rezil olmamak için hem de değerli bir insanın gazabına hedef olmamak için.

Allah Nefi’ye de Tahiru’l Mevlevî’ye de gani gani rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun.

İsmail Güleç

Makas dergisi, Ağustos-Eylül 2019, sayı 9

Yayın Tarihi: 27 Ocak 2021 Çarşamba 09:00 Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2021, 09:08
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdulkerim
Abdulkerim - 1 hafta Önce

Ne hoş imiş eskiden herşey,zemmerder iken bile sanat.

banner19

banner36