banner17

Muz bahçeleri nasıl yağmalanır?

Ece Temelkuran'ın "Muz Sesleri"ni eline alan Mansur Yılmaz orada yarım bir Beyrut görmüş..

Muz bahçeleri nasıl yağmalanır?

Muz Sesleri, Ece TemelkuranBeyrut’ta Muz Sesleri

Bu yazıyı Feyruz’dan Li Beyrut eşliğinde okusanız da, Muz Sesleri'ne kulağınızı verseniz de bir şey değişmeyecek; Beyrut yağmalanmaya devam edecek!

Kimi şehirler daha “kahramadır”

Bir şehri çok seviyorsunuz, o şehir hakkında bir kitap yazmak istiyorsunuz, bu şehir filmlerde delik deşik edilen evleriyle, romanlarda hınca hınç ölüme giden kahramanlarıyla, hayatta ise tüm bombaların çekim alanında duran meydanlarıyla karşınızda duran beş bin yaşında bir şehir olsun. Elbette bu şehri anlattığınız kitapta hiçbir kahraman şehirden daha güçlü bir karakter arz edemez. İsterseniz deneyin; Truva, Kartaca, İstanbul, Kudüs… Tüm kahramanlarından önce dilimize gelirler olanca heybetleri, hüzünleri, alımları, kederleri, şehrâyinleriyle.

O şehrin duvarlarında Hanzala, ellerini ardında bağlamış değil; elinde bir kalaşnikof ve yürüyor saldırganların üzerine, taksilerde ve radyo istasyonlarında tek bir ses var; Feyruz: Arapların firuze kızı. Sosyalist. Arap milliyetçisi. Allah’ı seven bir sosyalist. O şehrin başbakanı öldürülüyor ulu orta yerde, onca gelişmiş teknoloji yerle yekzan oluyor; suikast hangi ülke istihbaratının işi daha çözülmeden, yeni başbakanın Arap Birliği toplantısında “Bizi kurtarın!” diye ağladığı bir ülkenin tam kalbi şehir. Otelleriyle ünlü bir şehir; günah evleri, plajları, kara para aklanan kumarhaneleri… Ve Oteller Savaşı. Ve kılıçla kesilmiş gibi Doğu-Batı diye ayrılması… O şehri, adımız kadar iyi biliyoruz. Bazen de ihanet ettiğimiz sevgilinin adı gibi geliyor aklımıza. Zınk diye durmuyoruz yerimizde. Şehir çok uzakta ve ihanetimiz zamanın bir kenarından pis pis bakıyor bize.

Ece Temelkuran, Beyrut 2006Bitimsiz bir şantiyedir o kent

İnsan seslerinin aceleyle çıktığı sokak ve caddeleri var şehrin. Çünkü bir proje bitmeden başka bir proje bindirilir tüm temellerin üzerine. Bitimsiz bir inşaat sahasına girmiş gibi olursunuz Balbeek Tapınağı’nın kısık gözle seyrettiği şehre. Bu yüzden belki de insan sesleri değil de makine sesleri duyulur daima: Silah sesi, iş makinesi sesi, trafiğin Arap saçı olduğu zamanlarda klakson sesi, limana yanaşan gemilerin kaçmak isteyenleri ayartan sesi… Ama, şehrin ruhunu içine sindirenler bu curcunadan kaçmak yerine bir gölgelik bulup kopacak kıyameti seyretmek istercesine beklerler.

İşte o şehre gidenlerden biri, şehre, insanına, yapılarına, tarihine dair sözlerini bir araya toplayıp bir kitap yazdı. Bir gazeteci, o şehri bir romana sığdırmaya çalıştı. Türk haber ajanslarının duyurduğu Arafat, Hizbullah, Falanjistler, Cemayel, Feyruz, Handala, Korniş, Oteller kelimelerini bir araya getirip önümüze attı Ortadoğu sorununu. Böyle romanlar yok muydu? Elbette vardı. Ancak, içinden kefiyelerine sarınıp geçen Arap militanların olduğu kitaplar gazeteci bayanın kitabı kadar ses çıkarmadı. Belki de içinden gelen muz seslerinden olsa gerek tüm kitapların o yalın, duru, hüzünlü sesini bastırıp muz sesli bir aşk öpücüğü şapırtısında düştü Türk medyasının dar gündemine.

Muz SesleriAcının projesi çıkarılamaz

Evet, Ece Temelkuran insanî kaygılarla bir kitap yazdı. Bu kitap dolgu bir kitap olarak servis edildi; adeta bir best seller gibi. İçinde Beyrut adı geçen tüm kitaplar kadar okuyucunun dikkatini çekti; hem de fazlasıyla. Ama içerisinden Beyrut adı çekildiğinde geriye kalan yarım yamalak aşklar, yarım yamalak roman kahramanları ve gazetelere yansıyan Ortadoğulu kelimelerden meydana gelmiş bir bulmaca. Bu bulmacayı çoğunlukla okuyucu tamamlamak zorunda kalıyor.

Ece Temelkuran iyi niyetlerini kuşanıp bu romanı yazacağına keşke bir röportaj kitap ya da gezi kitabı yazsaydı. Zira, bir ilk roman olarak akıcılık sağlansın diye kahramanların zorlanmadan eşleştirilmeleri, olayların arka plansız bir film gibi sıralanması çok acemice duruyor. Tercüme roman havasında bir kitap Muz Sesleri.

Oriana Fallaci, İnşallahBütün iyi niyetlerini yargılayıp asan şehir ve yazarları

Gazeteci-yazar Ece Temelkuran’ın birçok insan nazarında miladı gibi duran bu kitap belki “acıya dair” bir anlatı. İslam’ı ve Müslümanları Beyrut’tan önce insafsızca eleştiren bir kalemin; Beyrut’tan sonra İslam ve Müslümanlar hakkında değiştiğini söylemesi… Orianna Fallaci de Beyrut hakkında bir roman yazmıştı. 11 Eylül sonrasında ise -İran ve Lübnan’ı çok iyi bilen, objektif bir gazeteci olmasına rağmen- müktesebatından beklenmeyen bir çirkinlikle İslamiyet’e ve Müslümanlara hakaret etmeye başlamıştı. Beyrut’a dokunanlar önce kaostaki huzuru alıp bir güzel yazıyorlar şehir ve acının tarihi hakkında. Lakin işin sonunda Orianna Fallaci gibi olmakta var; umarız Ece Temelkuran röportajlarında söylediği kadar “ötekileri tanıma” cesaretini bulmuştur. Ama Muz Sesleri bu iyi niyetlerin yanında yetkin bir roman değil. Ortadoğu’ya dair kelimelerin biraz daha kategorize edilmiş, yanına da koruyucu olsunlar diye Marwan, Jan, Filipina, Zeynab Hanım, Dr. Hamza, Setanik, Ayşe, Nasır gibi part time roman kahramanlarının yerleştirildiği bir medya harikası.

Beyrut hatırası gibi bir anlatının derdest edilip cüzlenmesi Muz Sesleri. Bu kitaptan gelen seslere kulak vermeli mi? İnşallah, İnsanlık Halleri, Savaş ve Barış, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Ademoğlu Neredeydin gibi savaş romanlarına değer verenlere önermem. Lakin popüler konu, popüler yazar ya da pop art,  medyatik saplantılara önem veriyorsanız muz bahçesine buyurun; çıkabilene aşk olsun!

 

 

Mansur Yılmaz, yağmalan yağmalan bitmez misin ey Beyrut?! diyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2010, 16:43
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
gece emelyıkan
gece emelyıkan - 9 yıl Önce

eski meksika sınırı ekibi'nin +-1 kadro ile devam ettiği program, yeni kitabı odaklı ece temelkuran ile yapılmıştı yakın zaman önce. programda ne tutarlı bir eleştiri ne de kitabın herhangi bir yerine nüfuz edilmesi söz konusu değildi. sadece reklamı yapılmış oldu. bu da böyle geçsin buraya. pazarlama ile eleştiri arasında nasıl bir fark var. haberi yapan arkadaşı takdir ve tebrik ediyorum.

Safinaz Kadirşinas
Safinaz Kadirşinas - 9 yıl Önce

Ece Temelkuran hanımefendi "birazda Müslümanların cebindeki paralardan kazanayım" mantığıyla bu roman'ı yazmış herhalde. Ee, tutkulu aşk, yengesine sulanan homeboy, birkaç yüz düzine fırça darbesi falan içermiyorsa satmıyor ya kitaplar! Ver ayarı, ver çoşkuyu alsın yeşil türk lirasına sahip olanlar.

sena kavak
sena kavak - 9 yıl Önce

ece temelkuran, elif safak bizi/bu toplumu anlamaya calisan fakat bize ne kadar da dişaridan/yani batili gözüyle bakan insanlar, dolayisiyla bu toplumu genel olarak ortadogu cografyasini, insanlarini anlamalari da o kadar zor ki cünkü bu kadim medeniyet havzasinin ruhu islamla sekillenmiştir. Bu hanimlarimiz da biraz şurdan biraz burdan diyerek ve daha cok kitaplarini satmak amaciyla zaman zaman islami camiaya gülümsüyorlar, sadece gülümsüyorlar işte ne ki kitaplari cok okunsun, satilsin

selamet dua
selamet dua - 9 yıl Önce

her ne için olursa olsun eski fanatik söylemlerinin yerini biraz daha ılımlı bir hale dönüştüğü için iyki beyruta gitmiş iyki iyki iyki.Allah iyk ona beyruta gitmeyi nasip etmş onun gibi durşları olan insanlar için çokça da dua ediyorum bunca zaman istanbul onu bukadar empatik yapamadı nefes alması gerekiyordu nasip beyrutdaymış onu sevmeme sebep beyruta selam

banner8

banner19

banner20