Mutluluk faşizmi

Hüzün gibi, korku gibi, utanma gibi sadece basit bir his olan mutluluk, ne oldu da bir yaşam tarzına, ulaşılması gereken bir metaya dönüştü? Peki, biz buna mutluluk faşizmi diyebilir miyiz? Merve Tokyay yazdı.

Mutluluk faşizmi

Yıllar önce boş bir tabloya büyük harflerle “Mutlu Olmak Zorundayız” yazmıştım. Yaz­dığım günü hatırlıyorum. Kötü bir gündü. Kendimize bunu her gün hatırlatmak ve aklımızdan çıkarmamak için yazmıştım; çünkü o evin fertleri olarak birlikte mutlu olmak zorundaydık. O cümlede kastettiğim şey mutluluğu bir yaşam biçimine çevir­mek ya da nihai hedefimiz mutlulukmuş gibi yaşamak değildi. Biraz teslim olmak, belki de eksikliklere ya da yaralara rağmen, mutluluk beklentisine girmeden, gelirse de kapıyı ona zevkle açarak, “yuvarlanıp gide­rek” yaşamaktı.

O günden sonra tablo odadan odaya sürüklendi, bazen arkasını çevirdim bazen uzun uzun baktım, düşündüm. Tablonun yerini değiştirirken mutluluğun anlamı da zaman içinde çokça değişti.

Ama bir saniye; mutsuzluğu kabullenmek de pekâlâ mutluluk verebilirdi.

Benim ev ahalisine dikte ettiğim şey aslında toplu­mun, devletin, büyük şirketlerin de hukukun da bireye dikte ettiği “mutlu olmak zorunluluğu”na benzemiyor muydu? Ben bunu evimin huzuru için son derece fay­dacı bir kabullenmeyle söylerken onlar da gene son derece faydacı şekilde kimse fazladan sivrilmesin, uslu uslu yerinde otursun diye bunu dikte etmiyorlar mıydı? İnsanlar içlerindeki bencil arzular tatmin edil­diğinde mutlu olurken aynı zamanda uslu çocuklar hâline geliyorlardı. Bugün bütün dünyayı saran sade­ce tüketen insan modeli de işte böyle başlamıştı. Ama benim evimde düşlediğim şey kesinlikle bu değildi.

Maldivler neden mutluluk sebebi?

Mutluluğun anlamı sadece benim için değişmiyor­du elbette, anlamını birileri değiştiriyordu. Adına top­lum dediğimiz o şartlanmalar birikintilerinin mutlu­luğa yüklediği anlamlar da değişiyordu çünkü. Bazen mutlu olmak için iş kadını olmak gerekiyordu, bazen boş boş takılmak, bazen iyi bir anne olmak, bazen ta­tile çıkmak ve bazen bir şey ve bazen o şey... Onlar neyi arzu etmemizi belirliyorsa biz de onu istiyorduk.

Değişen sadece ben değildim, değişen bize dayatı­lan o mutluluk aygıtlarıydı.

Maldivler neden mutluluk sebebi oldu mesela bir insan pekâlâ Moğolistan’a gittiğinde de mutlu olabilirdi?

Neden herkes en iyi fotoğrafı çekmek zorundaydı?

İnsanların elinden neden huzurla yaşlanabilme özgürlüğü alındı?

Neden her evin halısı olmalıydı?

Ve kendini 7/24 bir şovda konumlandırmalıydı?

Hafta sonu kahvaltıları evlerden dışarıya nasıl ta­şındı?

Neden bütün kadınlar elmacık kemikleri varmış gibi davranmalıydı ya da neden tüm erkekler kaslı ol­malıydı? Dahası kas sevmeyen kadınlar mutsuz muy­du?

Mutsuzluğa da var mısın, diyen Cemal Süreyya’nın yarattığı aşk evreni neden şimdi bu kadar romantik?

Bu liste öyle bir uzar ki insan yani ben neyi ne­den yaşadığımı sorgulamaya başlarım ve muhtemel ki tatmin edici bir cevap bulamam. Hüzün gibi, korku gibi, utanma gibi sadece basit bir his olan mutluluk ne oldu da bir yaşam tarzına, ulaşılması gereken bir metaya dönüştü? Peki, biz buna mutluluk faşizmi, di­yebilir miyiz? Ya da mutluluk faşizmi desek aslında ne demiş oluruz?

Mutluluğa ulaşmak, onu aramak bizim için vazge­çilmez ya da hafifletelim; olağan, makul ama mutlu­luğu sorun hâline getiren şey; mutluluğun aygıtları. Seni senden daha iyi tanıdığını düşünen bir düzenin mutluluk tarifleri… Aristoteles mutluluğu insanlığın nihai amacı olarak görüyordu. Nietzsche başka, Epi­kür başka şey söylüyordu.

Ahlaklı olmak, doğru olmak, zengin olmak, İngiliz olmak, iyi olmak, akışta kalmak, kendin olmak bun­ların hepsi mutluluğun tarih içinde aldığı farklı an­lamlar.

Şimdi ise bize mutlak mutluluğu şart koşan, o mutlak mutluluğun içeriğinin tarifini veren sistem el­bette ki mutsuzluğumuzdan şikâyetçi. Mutlu olmaya çabalarken ayağımıza dolanan mutsuzluğumuzdan… Şimdi başlıca soru eskisi gibi “Neden mutlu olalım?” değil “Nasıl mutlu olalım?” Ve dünyanın en basit ce­vabına sahip olacakken bu sorunun cevapsızlığıyla karşı karşıya kalışımız.

Bu devlet dairesinde mutsuz olmak yasak!

Susan Sontag, mutsuzluğun devletler için teh­likeli olduğunu söyler, çünkü her mutsuzluk kendi içinde bir devrimin nüvesini taşır.

Böylelikle bize önce mutlu olmak zorundasın de­diler, nasıl mutlu olacağımızın tarifini verdiler. Tek­noloji yardımıyla bu bilgiyi belleklerimizde her an tazeleyip geliştirdiler. Ve o devrimi önlemek için “tü­kenmişlik sendromu” denen hastalığı ürettiler. “Ma­dem mutsuz olmakta bu kadar kararlısın, o hâlde o kadar tüken ki hiçbir şey yapamaz hâle gel.”

Sonra bir bakıldı ki mutluluk bir endüstri üret­miş. Farklı iyileşme yöntemleri, insanın ben’inin ne kadar değerli olduğuna dair üretilen söylemler ürün hâlini alıverdi. Mutluluk ölçümleri yapılmaya baş­landı. Ruh hâlimiz ve hislerimiz birilerinin veri taba­nı hâline geldi. 2014 yılında British Airways “mutluluk battaniyesi” adında, müşterilerin memnuniyetini si­nirsel izleme yoluyla belirleyen bir battaniye ürettir­di. Mutluluk ölçümlerinden faydalanarak kahve fin­canları, kol saatleri ve çok fazla sayıda aplikasyon var piyasada. Artık insanlar ne kadar mutlu olduk­larını anlayıp misal İngiltere’de olsaydı dansa ya da yüzmeye gidebilirdi. London School Of Economics’te araştırmacı olan Daniel Fujiwara, insanlara daha fazla spor ya da sanatsal etkinlik imkânı sunuldu­ğunda onların daha sağlıklı olacağını söylüyordu. Ve bu, nereden bakarsanız bakın devletin daha az para harcaması anlamına geliyordu. Amerika’da da du­rum farklı değildi; kamuoyu yoklama şirketi Gallup’a göre ABD’deki çalışan mutsuzluğu, neden olduğu verimlilik kaybı, vergi kaybı ve sağlık masrafları ne­deniyle ABD ekonomisine yıllık beş yüz milyar dolara mal oluyordu.

İnsanların o yüzden artık hisleri yok, Whatsapp’ta, Facebook’ta, Twitter’da olduğu gibi “durum”ları var. Çünkü his öngörülemez, öngörülemeyen şeyle sa­vaşılamaz, ona engel olunamaz ve kusura bakmayın ama hiçbir devlet-şirket bu başıbozukluğu göze ala­maz(!).

Bu yüzden mutsuzluk artık yasak! Durumunuzu güncelleyiniz.

BİZİM KÜÇÜK SIRRIMIZ: Bir yerlerde hâlâ fotoğ­raf çekemeyen, estetik ameliyat yaptırmayan, tatile gitmeyen, sürekli pozitif bir şey söylemek zorunda hissetmeyen, tüm gücün kendi içinde olmadığını dü­şünen çok fazla insan var. Ve onlar mutsuz yaşamak­tan memnunlar.

Merve Tokyay, “Mutluluk Faşizmi”, Bilimevi Kadın dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2019, sayı 8.

Yayın Tarihi: 17 Şubat 2019 Pazar 11:00 Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2019, 19:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Elif Solakoğulları
Elif Solakoğulları - 1 yıl Önce

Yazınızı çok beğendim. Rahatladım. Mutlu olmaya zorlandıgımız doğru. Bu zorlama "onlarin" istediği tarz bir mutluluk hem de. Arada kendi bezgin ve hic biŕ şey yapmaz halimi sevimli bile buldum buradan bakinca

banner26