Müslümanlar için bugün din-hayat denklemini uzlaştırmak mümkün mü?

Dünyanın önemli medeni kanunlarından Mecelle’de “ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” kaidesi tecrübe edilmiş bu anlayışın tabii bir sonucudur. Abdullah Dursun yazdı.

Müslümanlar için bugün din-hayat denklemini uzlaştırmak mümkün mü?

Hangimiz eski telefonunu yeni çıkan bir modelle değiştirmek istemez ki? Arabalar, kıyafetler ve bilumum teknolojik aletler… Hayatımızı idame etme anlamında hepimizin elinde imkânlar varken hangimiz bunlarla yetinir? Günümüzde insanoğlunun mayasında olan bu yenilenme ve değişiklik aşkı hayatın çoğu alanını kapsamış durumda.

Kimi uzmanlar tarafından hastalık olarak nitelenen bu durum hepimizin kodlarında mı var acaba? -Yeni çıkacak olan telefonu günlerce çadırda bekleyen hastalar istisna elbette.- Bu revizyonist tavır toplumları tepeden tırnağa kuşatmışken bir saha var ki burada değil revizyon, tabiatı gereği dalından bir yaprak dahi düşse yer yerinden oynar. İnsanlık tarihi boyunca teoloji, aşılmaz duvarlar ve değiştirilemez taşlardan oluşan bir kale olarak yerini almıştır. Özellikle ilâhi hitabın son halkası olan İslam dini mensupları bu konuda önlemler almış ve bir taşın yer değiştirilmesi bir yana değiştirilme fikrini bile savuşturmuştur. Diğer taraftan Hıristiyanlık tarihini incelediğimizde bu semavi dinin katı inananları olmakla beraber hassaten Martin Luther ile birlikte müthiş bir kırılma yaşanmış, bunun sonucunda klasik Hıristiyanlık inancına muhalif yeni anlayışlar ortaya çıkmıştır. Böylece kilisenin hegemonyası sarsılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in kitap haline getirilmesi

Semavi dinler yaratıcı tarafından, farklı zaman ve toplumların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak indirilmiştir. Bir tekâmül zinciri olan bu sistemde her din kendinden önce gelen dinin tamamlayıcısı olmuştur. İslam’ın, bu zincirin son halkası olarak kıyamete kadar süreceği ve tüm insanlığı kapsayacağı da yaratıcı tarafından belirtilmiştir.[1] Burada üzerinde durulması gereken asıl husus; altıncı asırda, Arap toplumuna inen bir kitabın kıyamete kadar varlığını nasıl sürdüreceğidir.

İslam tarihi incelendiği takdirde Hz. Peygamber’den (sas) sonra bir takım yenilenme çabalarının olduğu görülecektir. Mesela Hz. Ebu Bekir (ra) zamanında Yemâme savaşında kurra hafızların şehit olması ümmetin yüreğine kor gibi düşmüştür. Fakat bu korun toprağa düşen birer şehit değil İslam’a gelecek bir darbe olduğunu öngören Hz. Ömer, Kur’an-ı Kerim’in bir araya getirilmesini önerir. Etrafındakilerin “Peygamberin yapmadığını biz nasıl yaparız?” şeklinde ifade ettikleri şüphelerini gideren ve sorumluluk almaları gerektiğini onlara anlatan halife bu kararıyla, bugün Kur’an-ı Kerim’i elimize bütünüyle almamızı sağlamıştır.

Bir başka örnek ise Hz. Ömer (ra) devrinde yaşanmıştır. Allah’ın, ehl-i kitaptan olan kadınlarla evlenme ruhsatı[2] verdiği ayetin Müslüman topluma zarar verdiğini öngören halife, radikal bir karar alarak bu tür evlilikleri yasaklamıştır. Gönderilenin son din olduğunun farkına varan sadece halifeler değildir aslında. Onlardan sonra da bu değişim sancağını alanlar Kur’an’ın hükmünü sonsuza taşımak maksadıyla, dönemleri düşünüldüğünde radikal sayılan kimi kararlar almışlardır.

Düşüncenin özgürce ifade edilmesi

Filozof Herakleitos’un “plus ca change, plus c'est la meme chose[3] sözü uyarınca İslam ahkâmı, uygulandığı yüzyıllar boyunca benliğini koruyarak çağlara ayak uydurmayı başarmıştır. Mesela Beytü’l-Hikme’de yapılan çeviriler böyledir. Abbasi devletinde neşet eden bu tohumlar halen daha meyvelerini vermektedir. “Matbaa gavur icadıdır, onunla kitap basılmaz!” diye fetva veren bazı âlimler, Hz. Ömer’in yaptığı gibi dönemlerini iyi okuyabilip buna göre bir fetva verselerdi bu meyveler şu an bir coğrafyada değil tüm dünyada hasat edilecekti belki de.

Aslında geleneğin içinde de bir iç dinamik olarak bulunan “düşüncenin özgürce ifade edilmesi” prensibini unutan İslam toplumu, hala dini tekelinde zanneden statükovari yapıların etkisi altında kalmış durumdadır. Kıyamete kadar sürecek olan dini, her şeyi ve her yönüyle donuklaştırmaya matuf bu anlayış hem gerçekçi değildir hem de öykündüğü geleneğe aykırıdır. Zira gelenek zincirinin kendilerine bağlandığı halifeler yukarıda da zikredildiği gibi din-hayat denklemini uzlaştırmış, ümmete örnek olmuşlardır.

Dünyanın önemli medeni kanunlarından Mecelle’de “ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” kaidesi tecrübe edilmiş bu anlayışın tabii bir sonucudur. İslam adına konuşma yetkisini elinde bulundurduğunu düşünen bu anlayış sahiplerinin ise henüz bir kaide olmasa da efkârın da tagayyür edebileceğini bilmesi gerekir.[4]

 

[1] Mâide, 6/3

[2] Mâide, 6/5

[3] Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir

[4] Mecelle, 39. madde.

Yayın Tarihi: 26 Temmuz 2019 Cuma 11:00 Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2019, 15:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali YILDIZ
Ali YILDIZ - 2 yıl Önce

Ufuk açıcı bir yazı olmuş.

banner26