banner17

Muhafazakârlığı ateizm besliyor!

Muhafazakârlığın destekçileri arasında ateistler varmış da haberimiz yokmuş.

Muhafazakârlığı ateizm besliyor!

Nietzsche’nin Tanrı’nın öldüğünü iddia etmesine rağmen ölümünün ardından 100 yılı aşkın bir zaman sonra bile Tanrı -dolayısıyla din-  modern ve -ondan sonra gelen-  post-modern toplumda hâlâ etkin rol oynamakta.

Din savaşları, teolojik tartışmalar ve kutsal kitapların en çok okunan kitaplar olduğunu dile getirmek sanırım yeterli, Tanrı’nın toplumdaki diri duruşunu anlatmak için. Marx ise “din afyondur” diyerek dinin etkisini yadsımamış, onun insanlar üzerindeki etkisini olumsuzlayarak da olsa vurgulamış.

İdeolojiler din karşısında kendini yeniden konumlandırdıDavid Ben Gurion

Temelleri atılırken dine ve dine ait olan tüm kurumlara karşı olsa bile, zaman içinde tüm ideolojiler din karşısında yeniden revize olmuşlar. Dine en karşı duruşu sergileyen anarşizm bile Hıristiyanlık’la barış imzalamış ve Hz. İsa’nın anarşist olduğunu öne sürebilmiş.

Dinden kendini tam anlamıyla yalıtamayan “dinsiz” ideolojiler yanında bir de din ile irtibatlı olduğu iddia edilen ancak hiç de öyle olmayan ideolojiler var. Bunların başında -güncelliğini en sıcak şekilde koruyan- siyonizm bulunmaktadır. Siyonizmin teorik düşüncesinin kurucusu Theodore Herzl’in ve yılmaz uygulayıcısı Ben Gurion’un birer ateist olmaları bunun ilginç örneklerindendir.

Muhafazakârlar tarafından din araçsallaştırılıyor

Tasfiye Dergisi 25. sayısında da daha önce pek dikkat etmediğimiz bir ayrıntıyı gözler önüne seriyor. Ömer Faruk Karagüzel ve Halit Alper’in muhafazakârlık ve sağcılıkla ilgili kapsamlı yazıları, bugünlerde oldukça gündemde olan “muhafazakârlık” kavramına akademik denebilecek ölçütte açılım getiriyor. Karagüzel, batıdaki muhafazakârları işlediği yazısında, muhafazakârlığın yılmaz savunucularının sanıldığının aksine dindar olmadıklarını, hatta içlerinde ateistlerin olduğunu vurguluyor:

Tasfiye 25
(+)

“Muhafazakâr düşünüşte din vazgeçilmez bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu noktada din muhafazakârlar tarafından modern bir müdahaleye tâbi tutularak dünyevî bir mantıkla yeniden kurgulanır. Muhafazakârlar, otorite açısından gerekli gördükleri dini araçsallaştırırlar; din toplum düzeyinde kolektif bir birliktelik sağlar. Protestanlığa karşı çıkmalarının sebebi, dini, söz konusu kolektif işlevinden uzaklaştırarak ancak toplum tarafından şekillendirildiğinde anlamı olan bireyin vicdanına hapsetmeye çalışmasıdır. Dinin önemi geçmişte olduğu gibi günümüz muhafazakârlık anlayışlarında da yerini korumaktadır. Öyle ki, din de toplumu bir arada tuttuğu, sıradan insanı bile iyi davranışa ikna ettiği ve aidiyet bilinci sağladığı ölçüde ‘ateist muhafazakârlar’ için bile vazgeçilmez bir toplumsal kurum olarak saygıyı hak etmektedir.”

Muhafazakârlardan kimler dindardı, kimler değildi?

Ülkemizde “muhafazakâr demokratlık” kavramı etrafında müslümanlar tarafından kabul gören anlayışın aslında müslümanca bir karşılığı bulunmadığını bu değerlendirmede görmek mümkün. Nasıl Herzl, siyonist görüşü oluşturmak için ırkçı ideolojisini ateist olmasına rağmen Yahudilik’le birleştirmişse, muhafazakârlık da ırkçı korunmacı düşüncelerini müslümanlara kabul ettirmeye uğraşıyor bir asrı aşkın süredir:Irving Kristol

“Bu bağlamda, bir kısım muhafazakâr düşünürün dindar olmadıklarını bilmekteyiz. Meselâ, Burke dindardı ama Hume değildi. Günümüz muhafazakâr düşünürlerden Kristol dindardı ama Oakeshott ve Strauss değildi. Ama ister inansın, ister inanmasın muhafazakârların hemen tamamı dine büyük önem atfederler. Mevcut düzen kutsallaştırıldığı ve Tanrı’nın iradesinin bir tecellisi olarak görüldüğü sürece açıktır ki kendi de güçlenecektir. Çokları Irving Kristol’le, muhafazakârlığın en önemli direğinin din olduğu konusunda hemfikirdirler. Çünkü ona göre, uzun vadede ‘insanların karakterini şekillendiren ve motivasyonlarına yön çizen tek güç dindir.’”

Karagüzel, yazısında Türkiye’deki muhafazakârların da aynı bağlamda nasıl rol oynadıklarına değiniyor. Kemalist muhafazakârlığın doğuşundan itibaren karakteristiği ve batı muhafazakârlığıyla bağı ve farkları da ayrıntılı bir şekilde işlenmiş yazıda.

Karagüzel’in bu değerli tesbitlerinin yanısıra Halit Alper Şimşek de müslümanların bir diğer içselleştiği kavram olan sağcılığın anatomisini çıkarıyor. Sağcılığın aslında ne demek olduğunu, temel dinamiklerini ve içinde bulunduğumuz fanusun aslında ne anlama geldiğini Şimşek’in çarpıcı yorumlarıyla görmek mümkün.

Bilgi karmaşasının ve karışıklığının hüküm sürdüğü günümüz dünyasında edinilmiş değil, dayatılmış kavramları yeniden gözden geçirmek faydalı olacaktır. Cumhuriyet sonrası şeriatçı, komünist gibi öcü ve muhafazakâr gibi cici ideolojiler gündeme getirilerek o ideolojilerin aslında ne olduğu ve ne dediği unutturulmuştur.

Bize derin bir kavrayış imkânı sunan bu yazıları öpüp başıma koyuyorum!

 

Enes Malikoğlu, sağcılık ve muhafazakârlığa düşmeden haber verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Ağustos 2010, 16:50
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
hasan arıcıoğlu
hasan arıcıoğlu - 8 yıl Önce

Bugün üstad bildiğimiz bazı isimler buralardan beslenmişler hep. bergson'dan, burke'dan... Modernist bir şey muhafazakarlık, kontrollü bir dönüşüm, pozitivizmin yıkıcılığına karşın yumuşak bir ilerleme.

bkz: malazgirt'ten başlatanlar, yahya kemal, medeniyet, ruhçuluk, n.topçu, anadoluculuk, ismail kara vs.

İlkay Türkyay
İlkay Türkyay - 8 yıl Önce

muhafazakarlık dinle ilgili bir mesele değildi ki hiç bir zaman.Dinin kültürleştiği yerde insanları meçhule karşı korumanın mantığıydı muhafazakarlık.Devrimci dindarlık kadar doğal bir şeydi.Tanrının olmadığı yerde her şey mübahtı çünkü

cebrail
cebrail - 8 yıl Önce

tebrikler abi, devamını görelim....

banner8

banner19

banner20