Muhafazakâr neslin din hocaları ve yeni din arayışları

"Hz. Peygamber (sav) sünnetini devre dışı bırakma, O’nun devrinin altın nesli olan sahabeyi itibarsızlaştırma çabaları, fıkıh ve hadis düşmanlığı vb. çalışmalar; Türkiye’deki peygambersiz Kurancıların, mezhepsizlerin ve dinler arası diyalogcuların ve dinde yenilik isteyenlerin kötü niyetlerinin göstergeleridir." Yusuf Karagözoğlu yazdı.

Muhafazakâr neslin din hocaları ve yeni din arayışları

Bugün geldiğimiz nokta çok vahim maalesef. Muhafazakâr iktidar Osmanlı ruhunu canlandırmak için Kuruluş Osman, Diriliş Ertuğrul ve Payitaht Abdulhamid filmleriyle sözde halka tarih şuurunu empoze etmeye çalışırken diğer yandan Osmanlı’nın dini anlayışına taban tabana zıt yönde hareket etmektedir. Bunu nasıl yapmaktadır? sorusuna şu cevabı veririz: “Ecdadımız Osmanlı’nın yaşamına akseden Ehl-i Sünnet omurgayı çökertmeye çalışan İslâm dışı bidatçi kimselere makam ve mevki vermekle, onlara itibar kazandırmakla, onlara ortam ve imkân sağlamakla, onların usul ve yöntemlerini meşru görmekle yapmaktadır.” Kendilerine göre din âlimi bize göre din tahripçileri olan bidatçilerin izlediği usul, yöntem ve söylemleri hakkında izahat getirmek istiyorum. Önümüzde iki büyük tehlike var; birinci tehlike daha çok tefsir profesörü Mustafa Öztürk’ün savunduğu İslâm’ın protestanlaşması ile Kuran’ın tarihsel olduğu görüşü dile getirilip peygambersiz ve sünnetsiz bir din anlayışının altyapısı hazırlanmakta ve ikinci tehlike daha çok hadis profesörü Hayri Kırbaşoğlu’nun savunduğu İslâm’ın sekülerleşmesi ile de İslâm’ın çağa ve şartlara göre değişebileceği vurgulanarak dinde yeniliğin dillendirilmesidir. Bu yerli oryantalistlerin tek amaçları Kuran-ı Kerim’i keyfi yorumlarıyla tevil ederek tahrife dönüştürmektir. Kuran-ı Kerim’i lafzen değiştirmek zor olduğu için mânâ olarak değiştirme yoluna gittiler. Tıpkı dinde reform isteyenlerin akıl hocaları Muhammed Abduh’un pozitivist bir bakış açısıyla mucizeyi inkâr ederek Fil Suresi’nde geçen Ebabil kuşlarına mikrop manası vermesi gibi. Ne yazık ki Kuran-ı Kerim’i yeniden yorumlamaya kapı aralayan güncel tefsir yazma girişimleri, Hz. Peygamber (sav) sünnetini devre dışı bırakma, O’nun devrinin altın nesli olan sahabeyi itibarsızlaştırma çabaları, fıkıh ve hadis düşmanlığı vb. çalışmalar; Türkiye’deki peygambersiz Kurancıların, mezhepsizlerin ve dinler arası diyalogcuların ve dinde yenilik isteyenlerin kötü niyetlerinin göstergeleridir.

Ne yazık ki dindar nesil böylelerinin kitaplarını okuyup yeni bir din anlayışına yelken açıyorlar. Sonuç ne mi oluyor? Bunlar sayesinde dini yaşamak yerine dinin her şeyini sorgulayıp eleştiren bireyler artıyor, teslimiyet ve temsiliyet zaafları baş gösterince buhran yaşayan gençlerin rotası değişiyor, inancı zayıflıyor, böylelerinden yediği zehirli iğneden kolay kolay kurtulamıyor, kurtulsa bile kalıntıyı hemen atamıyor. Muhafazakârlığın içinin boşaltıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Öyle ki dindarlara güvenilirliğin azalmasıyla dinden soğuyan gençlerin bir kısmı inançsızlığın evrelerine geçiş yapmaya başladılar; kimisi deist kimisi agnostik kimisi ateist olma yolundalar. Bunun en büyük sebebi, bu gençlerin etraflarında güzel ve iyi örnek dindar göremeyişleridir. Daha açık söylersek namazı kılıp yalan söyleyen, oruç tutup başkasının malını haksız yere gaspeden, hacca gidip tefecilik yapan vs. kötü misaller etkili olmuştur. Yani dinden uzaklaşan gençler, ibadet ettiği hâlde İslâm ahlâkına bürünmeyenleri, dini gerçekten yaşamayan kişilerin örneklik gösteremediğini görünce hayal kırıklığı yaşamışlar ve böylelikle bu gençler için dinden uzaklaşıp inançsızlık evreleriyle yakınlaşma dönemi başlamıştır.  

Dini içerden yıkmaya çalışan din tahripçilerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Tarihselci - modernist- mealci yenilikçiler Nebevi Kuran Halkaları, Kuran’dan Hayata Derneği, Akabe Kültür ve Eğitim Vakfı, Süleymaniye Vakfı, Kuran Araştırmaları Merkezi (KURAMER) gibi isimlerle Müslümanları zehirliyorlar, hâlbuki nebevi deyince sünnet ve hadisin akla gelmesi gerekir, ne yazık ki Nebevi Hadis halkaları demek yerine Nebevi Kuran halkaları demiş zevat, isimden de anlaşılacağı üzere hadis lafzı duymak istemiyorlar, işlerine gelmediği için hadisi bilenleri kandıramadıkları için hadislere düşmanlar, bu Kurancılık ekolü olan “Ehl-i Kuran Hareketi” ya da “Mealcilik” fitnesi ne derseniz deyin farklı kişiler, organizasyon ve kuruluşlar eliyle yurt geneline yayılmak isteniyor. Düşüncelerini yaymak için kendilerine birçok internet siteleri kurmuşlar. Bu sitelerde hadis namına hiçbir şey göremezsiniz, sadece tefsir var, o da sakındırılmış olan reylerine (keyfi yorumlarına) göre yapılmış. Hâlbuki “Kim, Kur’an hakkında şahsî görüşüyle söz söylerse ya da bilmediği şeyleri söylerse; cehennemde yerini hazırlasın.” (Tirmizî, 2952; Nesâî, 8084; Ebû Dâvûd, 3652) hadisinde ayetleri akıl ve heva-hevesine göre tefsir edenler cehennemle korkutulmuştur.

İbn-i Kesir (r.a.) Kuran’ın tefsir edilmesi konusunda şöyle açıklama getirir: "Kur'an'ı Kur'an ile tefsir etmekten âciz kalırsan onu sünnet ile tefsir etmen gerekir. Çünkü hadis, Kur'an'ı açıklayıcı ve izah edicidir... Aradığımız ayetin tefsirini, Kur'an'da ve hadiste bulamıyorsak, o konuda sahabenin sözlerine başvururuz." der. Bahsedilen sitelerde videoları yayınlanan kişiler tefsir, hadis, fıkıh, kelam, akaid gibi İslâmi ilimlerden yoksun, usul nedir bilmeyen, mezheplere ve hadislere düşman kişiler. Metod olarak özellikle Mutezilenin temel inanç ilkeleri olan; tevhid, adalet ve özgürlük prensiplerine vurgu yaparak kendi düşüncelerini modern aklın desteklediği biçimde somut örneklerle takipçilerine aktarmaya çalışırlar. Kuran’da geçen kavramları açıklarken bu kavramlara yeni anlam yükleyerek kendi bâtıl tevil görüşlerine zemin hazırlarlar, siyak ve sibakına, sebeb-i nüzulüne dikkat etmeden, bağlamından koparttıkları Ehl-i kitap ve müşriklerle alakalı ayetleri Müslümanlara doğrulturlar, söylediklerini pekiştirmek için de Kuran’a aykırı rivayet söylemini dillendirirler. Hadisleri inkâr edip onları şirke birer kapı, mezhep âlimlerine bağlanmayı onları putlaştırma ve atalar kültürü olarak görürler; futbolcuyu, sanatçıyı, filozofu takip ederler, ancak sıra bu dini bugünümüze kesintisiz ve eksiksiz bir şekilde intikal ettiren Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadislerine ve O’nun dava arkadaşları olan Sahabe-i Kiram’ın (Rıdvanallahu Teâla Aleyhim Ecmain) fetva ve uygulamalarına geldiğinde müsaade etmez, gururlarına yediremezler. Her türlü kitabı okurlar, her çeşit pis sudan içerler. Söz konusu hadis kitapları, fıkıh kitapları olunca birden düşman kesilirler, bu kitaplar onların ipini pazara çıkaracak ya! O yüzden yılandan ve akrepten kaçarcasına bunlardan kaçarlar. Bakıyoruz birtakım farklı isimler altında tıpkı geçmişteki Ehl-i Kuran ekolü gibi Kadıyanilik ve Bahailik paralelinde modernist -akılcı davranarak hadis inkârcılığında, Kuran’ın kendi keyiflerine göre yorumlanmasında öncülük ediyorlar, “Sünnet korunmamış” diyorlar, peki bunların Kuran hakkında yaptığı teviller güvenilir mi? Peki, bunların Kuran’ı yorumlamada kullandıkları akılları korunmuş mu?

Bu konuda, Peygamberimizin (s.a.v) endişesi boşuna değil, Sevban (r.a)'dan nakledildiğine göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Ümmetim hakkında saptırıcı önderlerden endişe duymaktayım." (Ebu Davud, fiten 1; İbn Mace, fiten 9; Darimî, Mukaddime 23; Ahmed b. Hanbel, l, 42; V, 278, 284; VI, 441;) “Amenna ve Saddakna Ya Resulullah…” Necm Suresi 4. ayette: “O, kendi arzusu ile söylemez, o (söylediği), kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir” buyurulmuştur. Mikdam b. Ma’dî-Kerib (r.a)’ın rivâyetine göre Hz. Peygamber de: “Bana Kur’an ve onunla beraber O’nun gibisi verildi. Şunu iyi biliniz ki Allah Resûlü’nün haram kıldığı da Allah’ın haram kıldığı gibidir...” (Ebu Dâvud, Sünne, 6, (4604); Tirmizî, İlm, 60, (2666); İbnu Mace, Mukaddime 2, (12)) buyurmuştur. Bu ayet ve hadisi delil kabul eden bazı İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’in hadisleri hakkında içtihad yapmasının caiz olmadığını ve sünnetin de Allah tarafından inzal olunmuş vahiy gibi düşünülmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Özellikle sünnet etrafında şüphe çıkarmaya çalışan Batılı müsteşriklerin ve onların İslâm ülkelerindeki uzantıları olan Doğulu müstağripleri Kuran’dan başka vahyin olmadığı, sünnetin vahye dayanmadığı fikrini savunurlar. Ahir zamanda sünnet inkâr akımını bize haber veren Resûlullah (as) şöyle buyurmuştur: “Sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, kendisine emrettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde “Bunu bilmiyorum. Biz Kur’an’da bulduğumuza tabi oluruz” derken bulmayayım.” [Ebu Davud Sünnet: 4605; İbnu Mace Mukaddime: 2; Tirmizi İlim: 10.)

Bugün “Kuran bize yeter” diyen zevattan Mustafa İslâmoğlu 80, Mehmet Okuyan 21, Bayraktar Bayraklı 36, Caner Taslaman 17, Emre Dorman 10, Sait Çamlıca 31 kitap yazmış hani Kuran size yetiyordu ey mealist, oryantalist ve reformist kafalılar! Kendi uydurmalarınıza kendiniz bile inanmıyorsunuz. Eğer inansaydınız kitap yazmazdınız? Ehl-i Kurancı oldukları halde Kuranı anlayamayanlar, Kuran’ı hayatına inzal edip yaşayan, etle tırnak misali onunla yolunu aydınlatıp ona tabi olan Hz. Peygamber (SAV)’i devre dışı bırakma cüretine girmişler. Bunlar gibi bidatçi ve yenilikçi zihniyetliler, bürokrasiden akademiye geniş yelpazede etkinliklerini gösteriyorlar.

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun müdürlüğünü yaptığı Kur’an Araştırmaları Merkezi’nin (KURAMER) kanalıyla Türkiye’deki Müslüman halkın arasına fitne ve fesad tohumları ekiliyor. En bariz örnekleri olarak başta KURAMER’in faaliyet kapsamında sempozyum ve konferanslarına yer verdiği iki ilahiyat profesörü gelmektedir. Ne yazık ki! Bu profesörlerden “Kuran Kerim inmeseydi daha iyi olurdu” diyen Mustafa Öztürk ve “Kuran-ı Kerim'in bazı ayetleri değiştirilmeli” diyen İlhami Güler üniversite akademi camiasında öğrencilere ders vermekteler. Kuran kıssaları için mitoloji/masal söylemini daha önceleri Muhammed Esed tekrarlamıştı. Muhammed Esed’in Kuran Mesajı adlı meal- tefsir çalışmasını Türkçeye çeviren Ahmet Ertürk -o zamanki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün danışmanlarındandı- aynı şekilde oryantalist ve modernist zihniyetlilerin bünyesinde bir kuruluş olan KURAMER yönetim kurulu üyesidir (https://dintahripcileri.com/ilahiyatcilar-kimin-elinde/). Dinimizce ilimle uğraşmak ibadet gibi telakki edildiği hâlde böyle ilahiyatçı kılıklı zevat ciddiyetten uzak, sorumsuz ve vakara yakışmayan bir üslup takınarak bâtıl görüşleriyle insanları dalalete sürüklüyorlar. Kullandıkları din dili, kendilerini iman sahası dışına atıyor, teslimiyet problemleri olduğu için itaat etmek yerine isyan bayrağı açarak “Muhalefet et meşhur olursun” tarzındaki Arap atasözüne uygun davranış moduna giriyorlar. Dini söylemleri, kendilerini dinleyenlere uçuruma götürecek cinsten, Kuran’a saygısızlığın adını da akademik özgürlük ve dini farklı açıdan yorumlama olarak lanse ediyorlar. Adamlar “Kuran kıssalarına masal” diyorlar kimseden ses yok... “Kuran ayetleri tarihseldir” diyorlar yine ses yok… “Kuran ayetleri değiştirilmeli” diyorlar hiç ses yok…! Acaba hiçbir tepki vermeyen bu Müslümanlar ne zaman uykudan uyanacaklar? Hissiz, donuk ruhsuz birer et parçası olan ceset hâline gelmişler. Hâlbuki bu dinin bir namusu, bir izzeti ve şerefi vardır. Bizler için bu dini bozulmaktan korumak, onu yaşamaktan daha evla olmalıdır, kimseye dini bozma cüreti vermemeliyiz. Maalesef valileriyle yazışmalarında bir harfin değiştirilmesiyle mânânın çok değişeceğinin farkında olup bunu yapanı cezalandıran Hz. Ömer gibiler aramızda yok.

İslâm tarihinde halife Hz. Ömer’in (r.a) valileriyle yazışmalarında mektupta yer alan yazım hataları ve yanlışları nedeniyle valilerini kırbaçlatması meşhurdur. Vakıa şöyle olmuştur: Rivayete göre Ebu Musa el-Eş’ari (r.a) bir defasında Hz. Ömer’e bir mektup yazmış o da yazdığı cevabi mektubunda: “Bana gönderdiğin yazı hatalı.” diyerek, mektubu zarflayıp geri göndermiş ve “Şu satırdaki cim harfinin noktasını eksik etmiş! Cim harfinin noktasını değiştirmeye kimsenin hakkı yoktur!” diyerek orada bulunanlara valisini kırbaçlatmıştı. Buna benzer bir hadise de Mısır’da yaşanmıştı. Amr b. As’ın kâtibi, Hz. Ömer’e yazdığı mektupta besmelenin “sin” harfini yazmamıştı. Hz. Ömer, Amr’a, ona bir kırbaç vurması için haber göndermiş, Amr bu cezayı uyguladıktan sonra sebebini halifeye sorunca, halife buna: “sin’den dolayı” şeklinde cevap vermişti (İbnu'l-Cevzi, Meniikıbu Emiri'l-Iılü'minin Ömer b. el-Hattiib. Be\-TUt: Daru'l-Kütübi'l- İlmiyye, 1987, s. 151).

Yerli oryantalistlerin dini eleştirme, değiştirme ve güncelleme taleplerindeki cesaret ve ısrarları bize eserlerini Türkçeye çevirdikleri, fikir ve düşüncelerini taklit ettikleri Batılı oryantalistleri hatırlatıyor. İşte bunlardan biri Hristiyan George Tarabişi, Kur'an İslâm'ından Hadis İslâm'ına adlı kitabında calib-i dikkat bir şekilde, 'Peygamber'in hüküm koyma yetkisinin olmadığını, ona itaatin gerekmediğini, Müslümanların Kur'an İslâm'ını uyduruk rivayetler olan hadislere dayalı bir din hâline getirdiklerini...’ söylüyor. Şimdi taşlar yerine oturuyor değil mi? Ne yazık ki bizim yerli oryantalistlerin akıl hocaları Tarabişi gibi Batılı oryantalistler! Tarabişi ve benzer akıl hocası söylemlerini, ilahiyat kürsülerinde konuşan akademisyenler dillendirmekteler. İlahiyat fakültelerinde itikadı bozuk hocalar çoğalınca merhum Ali Fuat Başgil Hoca’nın mühim tespiti akla geliyor. Zira Başgil Hoca Ankara İlahiyat için vurguladığı, ‘Buradan din âlimi değil, din münekkidi (tenkitçisi) yetişir’ meşhur sözüyle ilahiyat fakültelerinde ehil kişilerin değil de okudukları ilmin cehillerini artırdığı, ünvan ve diploma peşinde koşan tiplerin yuvalanacağına işaret etmiştir.

Allah-u Teâlâ nefsimizi ve neslimizi bu din tahripçilerinin ve bidatçilerin şerlerinden muhafaza eylesin, sırat-ı müstakimden ve Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat yolundan ayırmasın. Bizi dinde yenilik isteyen, sünneti inkâr eden Kurancılardan, dinler arası diyaloğu savunanlardan ve yerli oryantalistlerden uzak tutsun. Sahih İslâm kaynaklarından beslenen, İslâm’a kayıtsız şartsız teslim olanlardan kılsın. Ve yaşantısıyla İslâm’ı güzel bir şekilde temsil eden salih kimselerle dost eylesin. Amin…

Yusuf Karagözoğlu

Yayın Tarihi: 09 Kasım 2021 Salı 13:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Hanifi
Abdullah Hanifi - 3 hafta Önce

Makalede Kurân-i Kerimi göstermek ne güzel, sayfaları açık olsa daha güzel olurdu.
Nisa/ 80 Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine bekçi olarak göndermedik.
Peygamber Efendimize itaat etmemek Müslüman tavrı değildir. Sözü geçen âlimlerden tanıdıklarım bu suçlamaların muhatabı olamazlar. Onların hassasiyeti Peygamber Efendimizin adına söylenmiş iftiralardır. Yazar, İsmet Özel’i unutmuş olmalı “Kur’an-i Kerim’i merkeze almadan söylenen her kelime yalan ve sahtekarlıktır” sözü düşündürücü.
KUAR'AN I KERİMİ CEMAAT OLMAK İÇİN Mİ OKUMALIYIZ YOKSA
KUR'AN I KERİMİ OKUMAK İÇİN Mİ CEMAAT OLMALIYIZ ?
Ayrılığa düşmeyin, topluca Allah'ın ipine sarılın 3/103
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ

ceylan ülker
ceylan ülker - 4 gün Önce

Kuramderde yaklaşık bir yıl ders aldım ve her hafta işlenen ayetler için çok sayıda farklı tefsir kaynakları nın hepsi okunur ve anlaşmazlığa düşülebilecek konularda ''En doğrusunu Allah bilir'' deyip konu tamamlanırdı. Ayrıca hadis kaynaklarına da bolca yer verilir ve hadisler reddedilmez aksine zayıf rivayetli olan hadisler tanıtılırdı.. İslamın toplumdan koparılmaya çalışıldığı bu ortamda enerjinizi din kardeşlerinize harcamanız bana üzücü geldi maalesef. İnsAllah rabbim herbirimizi feraset sahibi kılsın ve hep birlikte Allahın ipine sımsıkı sarılabilelim.

banner26