Medeniyet ufkumuz bir otelden mi ibaret?

Geçtiğimiz günlerde 'ajanslara' bir haber düştü: 'Diriliş Yayınları Cağaloğlu’ndan Haseki’ye taşınıyor.' Ümit Aksoy, bu gelişme üzerine yazdı..

Medeniyet ufkumuz bir otelden mi ibaret?

Taşların kalp atışlarını duyanlar

Yalnız onlar okur benim söylediklerimi

Geçtiğimiz günlerde “ajanslara” bir haber düştü: “Diriliş Yayınları Cağaloğlu’ndan Haseki’ye taşınıyor.

Bu haber ajanslara düştüğü sırada, ben Diyarbekir’de, Diyarbekir Evinde’deydim.

Bu eski "han"a girerken Sezai Karakoç'un vakur resminin de içinde bulunduğu bir afiş hemen sol tarafta öylece bizi karşılıyordu:

bir sarkaç nereden bilsin

gidip gelmemeyi

Ne yalan söyleyeyim, Diyarbekir’de Karakoç’la karşılaşacağım hiç aklıma gelmemişti.

Oysa Sezai Bey, Diyarbekirli, Erganili'ydi.

Alın size iğdiş edilmiş, ırzına geçilmiş bir memleket hikayesi.

Sanki Doğu’nun yedinci oğlunu her okuduğumda aklıma buralar hiç düşmüyormuş gibi ne de güzel yutmuştum zokayı.

Helal olsun, aferin bana!

O kadar ki, bu “turistlik” gezinin en oryantal aracı olan fotoğraf makinemi hemen ayarlayıp çekivermiştim bu “enstantane”yi.

Vay bana, vaylar bana.

Ama demek ki, kalbe kalbe karşıymış.

Ben nasıl ki, Sezai Bey’i Diyarbekir’e yakıştıramamış, daha doğrusu onun buradan bana seslenişini yadırgamışsam, bazıları da çoktan onu 40 yıldır evi bellediği Cağaloğlu’ndan “kovmuşlardı”.

Medeniyet ufkumuz, kültür politikamız bir otelden mi ibaret yahu?

(+)

 

Geçtiğimiz bir sene boyunca, “Hanlardan Plazalara” adlı programımız için dolaşmadığımız han kalmadı Tarihi Yarımada'da.

Bana, “Yahu, yediğin içtiğin senin olsun; gördüklerini anlat hele” deseniz, inanın size anlatacağım yegane şey şu olurdu: Bir tane han görmeyelim ki, boşaltıldıktan sonra bir otele çevrilmeyecek olsun.

Koca İstanbul’un bütün hanları tek tek boşaltılıyor ve boşalan her han bir otele dönüşüyordu.

Program için ilk gittiğim yer Cağaloğlu’ydu. Elbette ilk defa gitmiyorduk Cağaloğlu’na.

Ama hani, bu sefer “alıcı bir gözle” bakıyorduk sağa sola.

Yaklaşık 1 kilometrekarelik alanda (belki daha da küçüktür) 15-16 civarında otel vardı kültür merkezi Cağaloğlu’nda.

Kelaynak kuşu gibi sağda solda kalmış birkaç yayınevi vardı.

İşte bu kelaynaklardan birisi de Diriliş Yayınları’ydı.

Bir yer eskir, harap olur; oraların yenilenmesi de gerekebilir; hatıralar bile bu noktada bir kalemde silinebilir; pitoresk olmaya gerek yok, hepsine amenna.

Ama yahu, bir şehrin değişim ve dönüşümü sırasında, hasbelkadar tarih diyebileceğimiz yapıların başında gelen bütün bu hanlardan sadece çıkarta çıkarta otel mi çıkar bire gafiller.

Bizim dört bir yana, dosta düşmana haykırdığımız medeniyet ufkumuz, kültür politikamız bir otelden mi ibaret yahu?

...

Programın demo bölümü için Cağaloğlu’nu tercih etmiş ve bölümün sonunu da “Güle Güle Apartmanı”yla bitirmiştik.

Demo için yazdığım metnin sonu şöyle bitiyordu:

Bazen binlerce kelimeyle anlatmaya güç yetiremediğiniz hali, bir apartmanın ismi tek başına anlatmayı başarabilir: Tıpkı Cağaloğlu’nun bunca hüzünlü hikayesini bizlere anlatan emektar yapılarından Güle Güle Apartmanı gibi...
Kağıt endüstrisinde
Müthiş bir gerileyiş tekniği
Papirüs
Mermer
Tuğla
Ceylan Derisi
İpek
Kumaş
Odun
Saman
Kepek

Yukarıdaki şiir, Sezai Bey’in Hızır’la Kırk Saat'inden bir bölüm.

Bize Hızırla Kırk Saat'i armağan eden Sezai Bey’e, onu evi bellediği Cağaloğlu’ndan kovanlara, büyük medeniyet yürüyüşümüze, gelmişimize, geçmişimize, evet içten ve samimiyetle, selam ederim.



Ümit Aksoy yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2014, 15:11

Eslem Nilay Bozdemir

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26