Kütüphaneler üzerine yeniden düşünülmesi gerek

Bugün mesele, kütüphanelerin gündelik yaşama entegrasyonundan ve tabi en başta işlevlerinin dikkatle belirlenip üzerine eylem yapılmasından geçiyor. Mehmet Erken yazdı.

Kütüphaneler üzerine yeniden düşünülmesi gerek

Kütüphaneler Haftası dolayısıyla dişe dokunur bir şeyler yazmaya ve söylemeye niyetlendiğimizde, işin neresinden tutacağımız sorusuna makul bir cevap bulamadık. Günümüz kütüphane problemlerinden tutun da, kütüphanenin, kütüphanelerin tarihine, evlerdeki kütüphanelere, kitabın mahiyetine, eski kütüphanelere dair pek çok başlık mevcut “kütüphane” altında.

Şuradan başlayabiliriz; son bir sene içinde, Atatürk Kitaplığı başta olmak üzere bazı kütüphaneler, 24 saat hizmet vermeye başladılar. Bu, uzun soluklu çalışmak isteyen insanlar için eşsiz bir fırsat. Hele ki saat 5-6 gibi kapanan kütüphanelerden sonra, hiç kapanmayan kütüphaneleri idrak edebilmemiz için biraz zaman geçmesi gerekiyor.

Kütüphaneler aslî işlevine uygun kullanılabiliyor mu?

Kütüphane nedir? Benim anlayabildiğim kadarıyla kütüphane, madden kıymetli olan ve herkesin her istediği zaman alamayacağı kitabın/kitapların, vakıf veya (artık devlet) eliyle bir yerde toplanması ve insanların kullanımına açılması. Bu sayede ilgililerin, tek başına milyarlarca lira masraf edip edineceği kitapları ücret üdemeden kullanabilmesi. Bu durum geçmişte de bu şekilde yürümüş, günümüzde de benzer bir işlev görüyor diyebiliriz.

Fakat kütüphanelerimizin bugün için en önemli amaçlarından bir tanesi, “ders çalışacak mekan” ihtiyacına cevap vermesi. Çalışan insanların iş saatleri sonrası KPSS, YDS, ÜDS, ALES gibi sınavlara dair testler çözdükleri; üniversite öğrencilerinin dikkatlerini daha iyi toplayabilmek için veya rahatça bir araya gelip çalışabilmek için kullandıkları bir mekan kütüphane. Dolayısıyla çoğu zaman, kitaplar bir süs işlevi görüyorlar. Evin rehaveti, darlığı, çalışmaya müsait olmayışı...vs gibi nedenleri var bu durumun. kütüphane dışında sessiz bir mekanın olmaması da etkili tabi ki.

Kütüphanelerin bürokratik sıkıntılarını burada zikretmeye gerek yok. Halen pek çoğunun erken kapanması, bırakın dışarıya kitap vermeyi, kütüphane içinde bile bir kitaba ulaşabilmek için bin dereden su getirmeniz gerekmesi, pek çok insanı kütüphane dışı alternatiflere itiyor maalesef. Alternatifler dediğime bakmayın, ya kitap satın alınacak ya da arkadaştan ödünç alınacak ya da sahaf sahaf dolaşılacak. Nadirkitap, gittigidiyor gibi sadece ikinci el kitap satan ya da ciddi kitap satışının bulunduğu internet sitelerine olan yoğun rağbet sadece “eski kitap aşkı”ndan değil, bir tarafıyla baskısı tükenmiş kitaplara rahatlıkla ulaşılamamasından kaynaklanıyor. Bir kütüphaneye gidip birkaç saat sebepsiz yere kitap beklemektense, internetten sipariş verip, hem kitabı rahatlıkla okuyup hem de kitaba sahip olmak daha cazip geliyor pek çok insana...

Kütüphaneler üzerine kitap da yok

Meselenin şu kısmına değinmeden geçmek olmaz herhalde. Bir kitap satış sitesinde ve bir kütüphane arşivinde “kütüphane” kelimesi ile arama yaptım bu yazıyı yazarken. Üzücü bir şekilde, son yıllarda kütüphane hakkında yayınlanmış pek kitap olmadığını, geçmişte yayınlanmış güzel kitapların ise tekrardan yayınlanmadığını görmüş oldum.

Bugün ismi Bilgi Belge Yönetimi olan Kütüphanecilik bölümü hocalarının yazdığı dikkkate değer kitapların pek çoğunun baskısı mevcut değil maalesef. Örneğin Meral Alpay’ın 1976 yılında yayınladığı “Harf Devrimi'nin Kütüphanelere Etkileri” başlıklı kitap, bolca referans verilse de, maalesef piyasada bulunamıyor. Yahut İsmail Erünsal’ın Türk kütüphaneleri ve vakıf kütüphaneleri üzerine kitapları maalesef temin edilemiyor.

Yeri gelmişken İsmail Erünsal’a hususi bir yer ayırmamak olmaz. Bu noktadaki hizmetleri ciddi bir başlık. Hem akademisyenliği hem de uygulamada İSAM Kütüphnesi gibi bir örneği İstanbul’da yaşatıyor olmaları, pek çok kişiye kütüphane konusunda ufuk açmış durumda. Hem kendisine hem de kütüphanenin geniş kadrosuna tek tek teşekkür etmek gerekiyor.

Bu yazı için biz de maalesef Avrupa’dan veya Amerika’dan güzel, büyük ve etkileyici kütüphane resimleri kullandık, eski kitap resimleri kullandık. Kütüphane bizim için halen böyle bir şey çünkü. Parşömen yoksa kütüphaneye gerek yok gibi bir fotoğraf var kafamızda. Ama mesele, kütüphanelerin gündelik yaşama entegrasyonundan ve tabi en başta işlevlerinin dikkatle belirlenip üzerine eylem yapılmasından geçiyor. Belki o zaman kütüphaneler, seçim propagandası, reklam ya da ajitasyon nesnesi olmaktan çıkıp işlevsel mekanlar haline getirilebilir.

 

Mehmet Erken yazdı

Yayın Tarihi: 03 Nisan 2015 Cuma 11:49 Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2015, 11:49
YORUM EKLE

banner19

banner36