banner17

Kurulamayan Doğuyla Batı arasındaki köprü

Batılı diye kabul edilen bir tekniği getirip Türk şiirine uyguladığınızda herhangi bir çağdaşlık veya medeniyet elde edilemez. Çünkü bütünlük anlayışı Batıda farklıdır, Doğuda farklı. Aslında Yahya Kemal Batının bütünlük anlayışını Türk şiirine uygulamaya kalkışmış. Ömer Yalçınova yazdı..

Kurulamayan Doğuyla Batı arasındaki köprü

Yahya Kemal gibi edebiyat tarihine mal olmuş isimleri kendi çağdaşlarından okumak ayrı bir öneme sahip. Çünkü bu tür kitaplarda akademik çalışmalarda olmayan başka bir hava esiyor. Örneğin Yahya Kemal’le ilgili yapılmış o kadar araştırma-inceleme çalışmasına rağmen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Yahya Kemal kitabı yeri doldurulamayacak değerdedir. Aynı şekilde Cahit Tanyol’un Türk Edebiyatında Yahya Kemal’i de öyle. Bunda tabii ki Tanpınar ve Tanyol’un Yahya Kemal’le olan arkadaşlıkları büyük bir etken. Bu etkenin olumlu tarafı bize Yahya Kemal’in insanî tarafını bütün sıcaklığıyla duyurmasıdır. Olumsuz yönü ise objektiflikten uzak oluşudur.

Objektiflikten uzak oluşlarını, onların bilimsel çalışmalar olmayışında aramıyoruz. Söz konusu olan, çağdaşlıktan dolayı, fazla etki altında bulunmalarıdır. Yahya Kemal gibi şiiriyle olduğu kadar karakteriyle de etkileyici bir insanın yanındayken, ona zaten tarafsız yaklaşmak çok mümkün değildir. Öyle olunca Yahya Kemal’e çok yakından bakılmıştır. Çok yakından bakmak, soğukkanlı ve mesafeli yaklaşamamak anlamına gelir. O yüzden bizim Yahya Kemal şiirinde bulacağımız zayıflık veya zaaflar, onlar tarafından algılanamayacaktır. Bunu Abdülhak Şinasi Hisar’ın Yahya Kemal’e Vedâ kitabında görebiliriz.

Bütün iyi şairlere kendi çağdaşlarından ziyade gelecek kuşaklar değerini verir

Bilindiği üzere günümüzde Yahya Kemal’in Eski Şiirin Rüzgârıyle’den ziyade Kendi Gök Kubbemiz kitabı etkileyici ve öncüdür. Fakat Abdülhak Şinasi Hisar daha çok Yahya Kemal’in gazelleriyle ilgilenmiş. Demek ki ne kadar yoğun bir şekilde hissedilse de o dönemde Yahya Kemal’in öncüsü olduğu İstanbul Türkçesiyle, yani konuşulan dilde şiir yazmak hakkıyla değerlendirilemiyormuş. Halen divan şiirinin etkisinde şiiri algılamak, yeni şiiri onunla kıyaslayarak değerlendirmek revaçtaymış. Bütün öncü şairler için geçerlidir bu: Yaşadıkları dönemde hakkıyla ve asıl önemli olan yönleriyle değerlendirilemezler. O yüzden bütün iyi şairlere kendi çağdaşlarından ziyade gelecek kuşaklar değerini verir.

Fakat Hisar yine de Yahya Kemal’i derinliğine anlamaya çalışır. Ve o derinlikten birkaç inci çıkarır. Onlardan biri Yahya Kemal’in Doğuyla Batı arasında kurmaya çalıştığı köprüdür. Hisar’ın konuyla ilgili ilk tespiti: Yahya Kemal Batıcı olmakta karar kılmıştır. O Doğuludur, Doğulu olduğunun da bilincindedir, fakat hayatın gerçekleri, dünyanın gelip dayandığı nokta, Batılı olmayı şart koşmuştur. Bütünüyle Batılı olunamayacağı için, Doğuyla Batı arasında köprü kurulmalı. Bunda da örneğimiz yine Batılılardır. Doğuya Batılı gözü ve tekniğiyle yaklaşabiliriz. Hisar, Yahya Kemal’i şiirdeki titizlilik ve tashih yapmaktaki yeteneği yönünden Paul Valéry’ye benzetir.

Paul Valéry sembolist birçok şiir yazıp, kitap yayımladıktan sonra on sekiz yıl hiçbir şey yazmamış. Daha sonra önceki kitaplarını tashih edip, yeniden yayımladığında büyük bir şöhrete kavuşturmuş. Yahya Kemal de şiirlerini sürekli tashih edermiş. İstediği mükemmel ahenge ulaşmak için kelimelerle çok uğraşırmış. Bununla da iktifa etmeyip, Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Namık Kemal veya Abdülhak Hamid’in mısralarıyla oynarmış. Bir mısradan bir kelime çıkarır, onun yerine başka bir kelime koyar veya kelimelerin yerlerini değiştirerek, son durumuna göre birçok yoruma ulaşırmış. Hisar bunun Yahya Kemal’in sohbetlerinde çok öğretici bir rol oynadığını belirtir. Ve Yahya Kemal’in nasıl şiir yazdığına dair bundan dersler çıkarır. Valéry’yle Yahya Kemal arasındaki benzerliği yakalamak ve düşünmek, Yahya Kemal şiiri üzerine gösterilmiş bir anlama çabasıdır. Valéry örneğinden Yahya Kemal’in tutumunu yorumlamaya çalışmaktır.

Bir garplı kafası ile, garplı bir dîvan tanzim etmek

Hisar’ın kalemi asıl gazel söz konusu olduğunda işlerlik kazanır. “Yahya Kemal Gazellerini Okurken” başlıklı deneme, gazel konusunda okunabilecek en nefis çalışmalardan biri. Hisar gazel konusunda adeta döktürmüş. Çünkü aslında Hisar’ın uzmanlık alanı Batı şiiri değil. Belki Hisar bizden daha çok Batı şiiri okumuştur. O da kendi dilinden, yani Fransızca orijinalinden okumuştur. Fakat şiir zevkini Divan şiirinden alan birisi için modern Batı şiirindeki zevk ve anlam, kuru ve mekanik kalacaktır. O yüzden 1940’lara gelinceye kadar Batı şiiriyle ilgili yapılmış yorumlar, bir beğeniden veya anlama çabasından öteye geçmez. 1940’larda ilk Batılı tarzda, yani algılayış, hissediş ve değerlendiriş anlamında, şiirler yazılabilmiştir. Nurullah Ataç istediği kadar Fransız şiirinden hayranlıkla söz etmiş olsun. Onlar kuru, mekanik, hissediş ve anlayıştan uzak kalmaya mahkum. Onlardan sadece Ataç’ın Batıya dönük duyduğu hayranlığı anlarız. Sonuçta Nurullah Ataç da ilk şiir zevkini Divan şiirinden almıştır. Saldırmak için dahi olsa onun kalemi Divan şiiri söz konusu olduğunda durmak bilmez.

O zaman şunu söyleyebiliriz: Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz’de toplanan şiirlerinden çağdaşları çok etkilenmişlerdir, fakat onları yorumlayıp, Türk edebiyatındaki sağlam konumuna oturtamamışlar, hatta o konumun tespitini tam olarak yapamamışlar. Yahya Kemal’in çağdaşları Kendi Gök Kubbemiz’i, gazellerinden yola çıkarak anlamaya çalışmışlardır da denilebilir. Hisar, Yahya Kemal’i anlamak için Valéry’den sonra Goethe’yi kullanır.

Eski Şiirin Rüzgârıyle’de toplanan şiirler, Goethe’nin Doğu-Batı Divanı’ıyla benzer özellikler taşır. Bu benzerlik içinde bir farklılık da var. O da “Goethe’nin garplı kafası ile, bir şarklı olarak, şarklı bir dîvan tanzim etmek istemesi gibi, kendisi de, bir garplı kafası ile, garplı bir dîvan tanzim etmek (…)”tir. Yahya Kemal, Hisar’ın tespitiyle “garplı bir dîvan tanzim etmek sevdasına düşmüştür.” Ortaya iyi örnekler de çıkarmıştır. Fakat…

İşte Hisar’ın belki de Yahya Kemal’i eleştirdiği tek noktaya geldik. Yahya Kemal, Divan şiirini değerlendirirken fazla genelleyici ve acımasız olmuştur. Yahya Kemal’e göre gazellerdeki her dize farklı bir renktedir. Onlarda fikir olarak birbirine tezat bir sürü mısrayla karşılaşılabilir. Gazeller kendi içinde bir bütünlük oluşturmaz. Oysa bir gazel tek bir his veya fikrin sözcüsü olmalı, tek bir his veya fikrin çevresinde toplanan mısralardan oluşturulmalıdır. Bu, Divan şiirinde yoktur. Bu, garp şiirinin bir özelliğidir. Ve bu özelliğe sahip gazeller yazılarak Doğuyla Batı arasında köprü kurulabilir. Yahya Kemal’e göre iş böyle. Bu anlayıştan Eski Şiirin Rüzgârıyle ortaya çıkar. Fakat Hisar’a göre iş hiç de böyle değildir. Örneğin Baki’nin öyle gazelleri vardır ki Yahya Kemal’in yok dediği bütünlüğün harika örneklerini oluşturur.

Hisar bu tespitiyle, Yahya Kemal şiirine dönük sağlam bir eleştiride bulunmuş. Fakat devamını getirmemiş. Yani Yahya Kemal’in yok dediği bütünlük fikri tamamen şiirin tekniğiyle ilgilidir. Batılı diye kabul edilen bir tekniği getirip Türk şiirine uyguladığınızda herhangi bir çağdaşlık veya medeniyet elde edilemez. Çünkü bütünlük anlayışı Batıda farklıdır, Doğuda farklı. Aslında Yahya Kemal Batının bütünlük anlayışını Türk şiirine uygulamaya kalkışmış. Yani uygulanan bir teknik değil, sonuçta bir algılayış ve anlayıştır. O da Garplı kafadır.

Goethe’deki üstten bakış Yahya Kemal’de yoktur

Bizce de “Garplılığı” Türk şiirine ilk uygulayan ve başarılı örnekler ortaya çıkaran şair, Yahya Kemal’dir. Hisar bunu Yahya Kemal’in dil, tarih ve kültür konusundaki milliyetçilik ve muhafazakarlığına rağmen yaptığını belirterek ona olumlu bir pay çıkarır. Fakat işte Batıdan usanmış ve Doğuyu keşfetmek istemiş Goethe’den, gençliğini Paris’te geçirmiş, Doğudan bunaldığı için değil vazgeçmek zorunda kaldığı için Batılı teknikleri Türk şiirine uygulamaya çalışmış Yahya Kemal arasında benzerlik içinde dağlarca farklılık vardır.

Goethe’deki üstten bakış Yahya Kemal’de yoktur. Yahya Kemal bir çıkış arar, bunu Batılı olmakta bulur. Goethe ise yalnızca bir deney yapar, Batılı olmaktan hiçbir zaman vazgeçmez, vazgeçme gereği duymaz. O, Doğudan devşirdikleriyle Batı kültürüne farklı renk ve kokuları taşır. Goethe’nin Doğuyla Batı arasında köprü kurmaktaki amacıyla Yahya Kemal’inki çok farklıdır. Goethe temelde Batı kültürünü daha da güçlendirmek için çalışır. Yahya Kemal ise Doğuyu kurtarmak için Batıyla Doğu arasında köprü kurmak ister. Goethe’deki mağrur bakış, bu yüzden Yahya Kemal’de yoktur.

Çok derin bir konuya dalış yaptığımızın farkındayız. O yüzden konuyu burada kesiyoruz. Çünkü bir de Yahya Kemal’in aslında Doğu’dan vazgeçemeyişini, yani istese de vazgeçemeyeceğini konuşmamız gerekiyor. İsteseler bile Doğudan vazgeçemeyecekler ve kopamayacaklarsa o zaman neden Yahya Kemal ve çağdaşları “Doğu elden gidiyor” korkusu taşımışlardır? Ve günümüzde yaşayan insanlar neden bu tür bir korkunun yanından bile geçmemektedirler? Bu soruları sormamız gerekiyor.

Ömer Yalçınova 

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2019, 12:46
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20