banner17

Kürtçeyi kim engelliyor?

Yaftalamak, bölünmek ve özgürlük arasında bir çıkmaz: ana dilde eğitim..

Kürtçeyi kim engelliyor?

Son zamanlarda, bize en yakın coğrafyanın en tanıdık dili olması gerekirken, zihinlerimize en uzak coğrafyanın en yabancı dili olan Kürtçe üzerinde yoğunlaşan “anadilde eğitim” (çiftdilli eğitim) tartışmaları gerek akademik camianın gerekse kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tutuyor.İzol

Bir zamandır ben de bu konu üzerine düşünüyorum. “Anadilde eğitim” dendiğinde içimde bir karşıtlık beliriyordu. Bir hoşnutsuzluk… Ama karşı olmak için bir sav bulamıyordum. Hâlâ da bulamıyorum… Bölünme paranoyalarını, herkesin Türk olduğunu, Kürtçe diye bir dil olmadığını düşünürsek birçok mesnetsiz sav üretmek mümkün elbette. Ancak demokratik bir alan içinde, bilimsel veri ve yaklaşımlarla, insaniyeti göz ardı etmeyen siyasî argümanlarla karşı çıkmak için bir neden bulamadığım gibi,  destek olmak için sebepler bulabildim. 13 Ekim 2010’da Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübü Kürt Edebiyatı Komisyonu tarafından hazırlanan “Anadilde eğitim” konulu panel ile beraber, halk arasında konuşulması, görsel ve yazılı basında kullanılması konusu ile ilgili çok daha evvel düşündüğüm olumlu görüşler, eğitim için de güçlendi.

Daha önce bu konuyla ilgili “Bir ülkede ortak (resmi) dil bulunması, diğer dillerin varlığını göz ardı etmeyi gerektirmediğinden, Türkiye’de Türkçe haricindeki dillerin kullanılması da normal karşılanmalıdır. Ortak dil olarak Türkçede buluşan “Anadolu halkı” bu ortaklığıyla millet bilincini geliştirirken, bu halk içindeki farklı ırklar kendi dillerini de özgürce kullanarak devlete olan güvenlerini ve bağlılıklarını attırmaktadır.” demiştim. Kişinin hiçbir dahlinin bulunmadan kendini içinde bulduğu toplumdan doğar doğmaz öğrendiği dili kullanabilme özgürlüğünün bir hak olduğu bu bağlamda çok açıktır. Ayrıca belirttiğim üzere bu hakkı kullanamamak, tam ve doğru ifade ile bu hakkın yasaklanması, bireyin ailesinden ‘edindiği’ dilin küçümsenmesi, baskı altına alınması, sınırları içerisinde yaşanan devlete kendini ifade edememekten başlayan bir yabancılaşma ile kini ve düşmanca bir tutumu getirir.

Ahmed XaniKürtçe bir dil değil, diyorlar

Geçmişte bu tür tartışmaların hemen başında Kürtçenin bir dil olmadığı savunulup bütün meselenin halledildiği zannedilirdi. Ancak bugün durum oldukça değişti. Kürtçenin bir dil olmadığına dair ‘uydurulan’, bilimsellikten uzak ve ideolojik teoriler bugün geçerliliğini tamamen kaybetmiştir. Kürtçenin hâlihazırda Türkiye’de en çok konuşulan lehçesi olan Kurmanci (IE/ Western Indo-Iranian)* 10-12 milyon kişi tarafından kullanılmaktadır. **

Bu veriler ışığında azımsanamayacak bir kitle tarafından konuşulduğu görülen Kürtçenin tarihî gelişimi ve bu dilde verilmiş olan edebî yahut ilmî eserler de bize dil hakkında önemli ipuçları verecektir. 10-11. yüzyılda yaşayan Baba Tahirê Hemedanî ve Elî Herîrî gibi divanları kayıp olan şairlerin yanı sıra, 15. Yüzyılda Kürtçe Mevlid’i yazan Batêyî ve Kürtçe yazılmış en önemli divanın şairi Melayê Cizîrî Kürtçe eserler vermişlerdir. 17. Yüzyılda ise klasik dönemin en önemli Kürt şairi olarak kabul edilen Ehmedê Xani’nin ( Ahmedi Hani) eserlerini görüyoruz.Bateyi

Osmanlı Devleti’nde Avrupaî eğitim sistemine geçene kadarki dönemde medrese, dergâh ve evlerdeki eğitim faaliyetlerinde herhangi bir dil sınırlanmasına gidilmemesi sebebi ile Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı alanlarda Kürt medreselerinde eğitimin Kürtçe yapıldığını da biliyoruz. Dolayısı ile bir dil olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyduğumuz Kürtçenin yazılı kaynakları olduğunu da belirttikten sonra tarihimizde eğitim dili olarak kullanıldığını açıkça gözlemleyebiliriz.

İnsanı kendi dilinden bezdirdiler!

Kürtçenin yahut azınlık dillerinin – burada Kürtlerin Lozan Anlaşmasına göre azınlık olmadığından Kürtçenin de azınlık dili olamayacağını belirtmek yerinde olacaktır- eğitimde kullanılmasının üniter devlet yapımız açısından bir sorun teşkil edip etmediği meselesi kafaları en çok karıştıran mesele olarak karşımızda duruyor. Konuşulan, yazılan, görsel ve yazılı medyada var olan bir dilin, eğitimde kullanılmaya başlamasının bir sorun doğurabileceğini düşünmüyorum. Aksine insanların “Kürtçe ıslık” çaldığı için tutuklandığı, ana dilini konuşmaktan utandı(rıldı)ğı zamanlardan çok daha iyi sonuçlar alınacağı, devletin yasakçı bir örgütlenme yahut bir asimilasyon aracı olarak görülmekten kurtularak içselleştirilmesinin, benimsenmesinin kolaylaşacağı; kültürün, ‘egemen kültür ve ona katkı sağlayan küçük kültürler’ olarak değil, ‘ortak kültürler ‘şeklinde etkileşime girebileceği kaba bir bakışla dahi söylenebilir.

El HeririBununla beraber evinde hiç Türkçe öğrenmeden okula gidip, hiç bilmediği dildeki dersleri anlaması beklenen çocukların durumunu da düşünmek yerinde olacaktır. Kürtçe bilmeyen öğretmenleri ile tek kelime dahi konuşamayan bu çocuklardan Türkçe okuma-yazma öğrenmeleri, diğer derslerdeki becerileri de edinmeleri beklenmektedir. Anlamadığı bir dille karşılaşıp, yabancılaşan bir çocuğun Türkçe ve Kürtçeyi tam olarak öğrenemeyip iki dile ve iki dili konuşanlara yani hem ailesine hem de dış dünyaya uzak kalması çok sık rastlanan bir durumdur. Oysa çiftdilli ( bilingual) çocukların hem çok daha fazla dil öğrenebildiği hem dersler de daha başarılı olduğu bunun yanında sosyalleşme açısından da çok avantajlı bir konumda bulunduğu bilimsel doğrulardır. Doğu’da okuma-yazma oranının ve sınav başarılarındaki düşüklüğün sebeplerinden biri olarak bu mesele neden hiç düşünülmez acaba?

Yabancı dil serbest, Anadolu dilleri yasak?!

İngilizce, Fransızca, Almanca gibi dillerde serbest olan eğitimin bu topraklarda kök salmış bir dil için neden yasak olduğunu açıklamak oldukça güç. Mezkûr panelde de söylendiği üzere burada devreye “dil hiyerarşisi” girmektedir. “Prestijli diller” denilen, modernizmi sembolize eden dillerin öğretilmesi, eğitimde kullanılması sorun olmazken, hangi kıstaslarla yapıldığı meçhul olan prestij sınıflandırmasında geride kalan bir dilin sorun teşkil etmesi, aslında bu kıstasların dil dışı bazı kıstaslar olduğunu haykırmaktadır.

Bir milletin ekonomik, sosyal, iktisadî vb. alanlarda gelişmişliğinin yahutRecep Tayyip Erdoğan devlet örgütlenmesine sahip olup olmamasının, onun konuştuğu dilin prestiji üzerinde etkili olduğunu savunmanın ne kadar mantıklı olabileceği ortadadır. Kaldı ki bu prestij meselesi yalnızca Kürtçeye özeldir. Arnavutça, Boşnakça, Rumca, Ermenice, Arapça gibi diller ve bu dilleri konuşan azınlıklar söz konusu olduğunda verilen tepkiler asla Kürtçe ve Kürtler mevzu bahisken verilen tepkiler kadar sert olmaz. Bunun tarihî alt yapısı elbette göz ardı edilemez. Ancak bir devletin, bir dilin resmî alanlar dışında dahi konuşulmasını hangi akla hizmet ederek ve hangi hakla yasaklayabildiğini sorgulamayanların yaşadığı bir ülkede olduğumuzu da hatırlamak gerekir.

“Kaç dil biliyorsunuz?” sorusuna cevap verilirken Kürtçenin söylenmiyor oluşu çok şey ifade etmektedir. Ana dili Kürtçe olanlar için aslında Türkçe ikinci dildir. İki dil bilmek, birçok dil için anlamlı bir durumken, söz konusu dillerden biri Kürtçe olduğunda, anılmaya bile değmeyen bir özelliğe dönüşüyor. Dil hiyerarşisinin tuhaflığı bu gibi örneklerde açıkça görülmektedir.

Türkiye’nin birçok sorunu gibi bu mesele de aslında 12 Eylül’de katmerlenmiştir. Çıkarılan bir kanunla (2932 sayılı kanun) “Türkiye’nin resmen tanıdığı devletlerin birinci dilleri dışındaki dillerin yasaklanması” mümkün kılınırken bu yasanın, Kürtçenin resmî dil olarak konuşulduğu bir devletin var olmamasından yola çıkılarak aslında sadece bir dile özel olarak çıkarıldığını unutmamak gerek.

Aslında anadilde eğitime karşı çıkılmasına sebep olan temel mesele bu isteğin milliyetçiliğe karşı başka bir milliyetçilikle talep edilmesidir. Türk milliyetçiliğinin neresinde olduğunu merak ettiğim ‘başka bir dili yasaklama gerekliliği’; karşısında ister istemez karşıt bir milliyetçilik doğuruyor. Milliyetçiliğe, milliyetçilikle karşı çıkmak gibi bir açmaza düşüldüğünde ise çatışma kaçınılmazdır. Bu yüzden bu meselelerde milliyetçi söylem ve isteklerden çok, evrensel normlara ve insanî değerlere vurgu yapmak daha yerinde ve sağduyulu bir hareket olacaktır. Dolayısı ile mesele milliyetçi reflekslerden uzak bir alana çekilmelidir. Yoksa ‘inadına’ yapılan eylemler, karşısında başka bir inadı, perçinlenmiş bir milliyetçiliği oluşturur.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin de Tunceli Raporu’nda önerdiği anadilde eğitim meselesi*** ile ilgili sorunlar yaşayan tek ülke olmadığımız gibi, bu hakkı tanımamız halinde bunu yapan ilk ülke de olmayacağız. İspanya’da Katalanlar ve Basklar; Fransa’da Korsikalılar konuyla ilgili birçok tecrübenin gözlemlenebileceği örneklerdir. Türkleri daha yakından ilgilendiren ve empati yapmayı kolaylaştırması açısından da Çin Halk Cumhuriyeti’nde Uygurlar ve Uygurca örnekleri verilebilir. Şunu söylemek mümkündür ki bu örneklerin hiçbiri Türkiye ile birebir örtüşmemektedirler. Zaten coğrafî, siyasî, tarihî, sosyolojik, ekonomik vb. alanlarda birbiri ile tam olarak örtüşen ülkeler gösterebilmek imkân dâhilinde değildir. Ancak bilhassa Fransa örneği, siyasî benzerlik bakımından, söylemlerin adeta ikiz görünümlerinden ötürü dikkatle incelenmelidir.Adolf Hitler

Milliyetçilik bilimi icat ediyorlar

Bu mesele dikkatle tartışılmalı, her ayrıntısı ile masaya yatırılmalıdır. Üstü örtülüp, her meseleye “kırmızı çizgi” denirse ileri ya da geri hiçbir adım atılamayacağı malumdur. Meselenin uygulama konusu tüm ayrıntıları ile ortaya koyulmalı, ideolojik bakışlarla değil, bilimsel görüşlerle konuşulmalıdır. Durum pedagojik, sosyolojik ve linguistik gibi alanlar üzerinden incelenmelidir. “Nasyonaloji” diye bir bilim icat edilip tartışma bunun üzerinden yapılacaksa boşuna zahmet verileceğini şimdiden söylemiş olmakta fayda var.

Belki ben görüşümde yanılmaktayım. Ama bunlar sağlam verilerle desteklenerek oluşturulan savların çarpışmasından başka hangi yolla açığa çıkabilir?

 

 

Görkem Evci, konuşmak istedi

 

*  IE- Indo European : Hint Avrupa Dil Ailesi / Western Indo-Iranian: Batı Hint-İranî Diller

**  Aslı Göksel, 2005, The Encyclopedia of Language and Linguistics, 2. Edition vol 13, 160-1 Oxford Elsevier

***  “… Kürt kökenli yurttaşlarımız da;

a./ Dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme,

b./ Kendi ana dillerinde, yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her

türlü medya aracılığı ile yayın yapabilme,

c./ Özel okullarda kendi ana dilleri ile eğitim yapabilme,

6.1 Kürt dil ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve

benzeri kurumların kurulabilmesi, haklarına kavuşmalıdırlar.” CHP TUNCELİ RAPORU(22-24 EKİM 1996) / http://www.chp.org.tr/Files/Tunceli%20Raporu.doc

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2010, 12:54
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Sait Çakar
Mehmet Sait Çakar - 8 yıl Önce

Bu güzel yazınızdan dolayı, verdiğiniz bilgi yüklü mesajlardan dolayı, keyifle okumamızı sağlayan güzel üslubunuzdan dolayı bir okur sıfatıyla, bir kürt sıfatıyla çok teşekkür ederim efendim.

ayşenur
ayşenur - 8 yıl Önce

bende "nedense" anadilde eğitim denildiğinde bir rahatsızlık duyuyor fakat bu rahatsızlığımın içini dolduracak bir sebep bulamıyordum. önyargımı kıran güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. anlıyorumki ne kadar kaçınmaya çalışsakta medyanın ve bazı görüşlerinin akımına biz de kapılıyoruz. sağduyuyu elden bırakmamak lazım. kardeşlik içinde yaşayabilmek dileğimle..

fatih
fatih - 2 yıl Önce

anadilde eğitim, insanın ana sütünden de değerlidir. Onu var eden şeydir.Bugüne kadar bu meseleye ilk kez siyasi değil bilimsel yaklaşan birisinin yazısını okudum. Çok ama çok teşekkürler...Bu bilgilendirmeyi tüm türklere yapın bir şekilde. İnanın kürtlerin bir şey söylemesine gerek kalmaz. Türkler kendisi anadilde eğitim için kürtlerden fazla mücadele edeceklerdir.Çünkü bu işin aksinin savunulacak tarafı yoktur.

banner8

banner19

banner20