Kötülüğün örgütlü cazibesi yahut Schadenfreude!

Kötülük, kavrayışımızın çok ötesinde bir gerçekliktir aslında. Amansız bir histir. Acıya, yıkıma, hasara neden olan; insanı korku, kaygı, endişe ve panik alanına hapseden kudretli, ısrarcı, yıkıcı, bozguncu ve dayanıklı bir duygulanımdır. Nilgün Dağ yazdı.

Kötülüğün örgütlü cazibesi yahut Schadenfreude!

Kötülük nasıl ve niçin çoğalır? Nasıl bu kadar kolay örgütlenir? Onu önlemek ya da yok etmek niçin zordur? Kötülüğe meyletmek/alet olmak niçin kolaydır? İnsanın direnç eşiği niçin kötülük kadar güçlü değildir ya da olamaz? Kötülük karşısında insan niçin dinsel ve duygusal bir zemine kayar? Kötülükten nasıl sakınılır? Kötülüğe neden ve nasıl seyirci kalınır? Kötülüğün hazmı insana niçin zor gelir? Kötülüğün alt/rehabilite edilemeyişi iyi’nin değerlerinin yetmemesinden midir yoksa kötü’nün kudretine yetişememekten mi sebeptir? Yoksa iyilik ve kötülüğün birbirlerine karşı birbirlerini canlı tutan bir sorumlulukları mı vardır? Ve bugün kötülük, ona tutunarak ayakta kalınan bir şeye dönüşmüş olabilir mi?...

Kötülük, kavrayışımızın çok ötesinde bir gerçekliktir aslında. Amansız bir histir. Acıya, yıkıma, hasara neden olan; insanı korku, kaygı, endişe ve panik alanına hapseden kudretli, ısrarcı, yıkıcı, bozguncu ve dayanıklı bir duygulanımdır. Şeytani ve araçsal bir eylemdir. Dozu, miktarı ve derecesi bakımından hudutsuzdur. Kolaylıkla örgütlenir. Çünkü kendi başına bir bütün oluşturamaz. Önlenemez bir sürekliliği vardır üstelik. Çünkü sadece ahlâkî değil, politik ve toplumsal bir meseledir. Kaynağı da sadece cehalet değildir. Daha derin sorunların semptomudur ve kasti bir şeydir. İradidir çünkü. Yapmak isteyen için çekici ve ayartıcı, ona uğramak istemeyen için iticidir. Ama istisnasız her insanda bulunan bir imkân’dır.

Alexander Soljenitsin, insanın fıtraten “iyi”ye mi, yoksa “kötü”ye mi meyyal olduğu şeklindeki felsefi bilmeceyi iyi ve kötü arasındaki hattın her insanoğlunun yüreğinden geçtiği söylemiyle aydınlatır. Kişisel kabulüm o ki insan “iyi” ve “kötü” niteliklerin bir kombinasyonudur. İyilik ve kötülük, öncülleri ve ardılları olan iki zıt kardeştir ve yoktan var olmazlar. Bir dürtüye veya bir dış etkene bağlı olarak tetiklenen ve harekete geçen duygulanımlardır.

Bir de kötülükten haz duyma meselesi vardır: Schadenfreude! İstisnasız birçoğumuzun bir başkasının talihsizliği ya da kötü şansı karşısında hissettiği gayrimeşru keyfi ve hazzı, duyduğu sevinç ve neşeyi betimleyen Almanca bir sözcüktür bu. Doğrudan yaratmadığımız; ancak, pasif ve dolaylı olarak yeşerip gelişen, asimile edilmesi zor, tekinsiz bir duygulanımdır. Ama hepimizin yüzleşmesi gereken bir kusurdur. Bu duygunun bize ve birbirimizle olan ilişkimize dair neler söylediğini bilmek, ortaya çıkmasına ve gelişmesine neden olan koşulları fark etmek, altında yatan duygularla ve nedenlerle yüzleşmek bakımından muhtaç olduğumuz bir kıymettir.

Tiffany Watt Smith[1], içinde bulunduğumuz çağda Schadenfreude hissimizin ayartıldığı iddiasındadır. Bu garez ruhu çağında, Schadenfreude’in pek çoğumuz için geçici de olsa bir umut ışığı, moral ve motivasyon vesilesi olduğunu; bize hayali bir güç, iftihar, üstün gelme veya gösteriş duygusu yaşattığı kanısındadır.

Smith, bir kusur gibi görünmesine karşın Schadenfreude’ye muhtaç olduğumuzu belirtir. Ona göre yanlış yapanın ya da kötülük edeninin bunun bedelini ödediğini ya da karşılığını aldığını görmenin ortaya çıkardığı memnuniyet hissi; kıskanılan ya da haset edilen komşunun başına gelen bir felaket sonrasında yaşanan keyif patlaması; rakibin kıvranma veya tökezleme anlarında hissedilen gizli zafer duygusu, eski sevgilinin perişanlığına seyirci olmanın verdiği hoşnutluk, birinin istifası ya da skandalı karşısında dudakların kenarında oluşan o sinsi tebessüm Schadenfreude’yi besleyen durumlardan yalnızca birkaçıdır.

Her biri kendine özgü gayrimeşru hazlar barındıran bu Schadenfreude durumları, ahlâkî açıdan düşük bir seviyenin göstergesi olarak düşünülebilir ve bir zayıflık işareti olarak da nitelenebilir. Hatta bir alçaklık göstergesi, sadist ve oportünist bir haz olduğu dahi iddia edilebilir. Böyle düşününce, ahlâken yakışıksız kaçtığı ve ruhu yozlaştırdığı muhakkak. Ancak, bu nahoş ve kural dışı görüntüsüne karşın Schadenfreude, ahlâkî bir dengeyi muhafaza etme arzusunun bir işareti de olabilir pekâlâ. Haksızlık veya kötülük edenin cezalandırılmasının yarattığı hoşnutluk ve tatmin duygusu, hakkaniyet içgüdüsünün ve haklı hissetme duygusunun bir tezahürü olabilir. Ki bu bağlamda ortaya çıkan Schadenfreude, kötücül değildir; hem bir teselli hem de bir soluklanma vesilesi olarak yerinde bir histir...

Bugün insanlık, Makyavelist, psikopatik ve narsistik bir yol tuttuğundan mıdır bilinmez, neyin “iyi”, neyin “kötü” olduğunu ayıramaz oldu. Kötüyü ve kötülüğü tanıyamaz bir noktaya geldi. İyilikse kıymetten düştü...

Nilgün Dağ

Dipnot:

[1] Schadenfreude kavramının betimlenmesinde yazarın “Schadenfreude: Başkasının Talihsizliğinden Duyulan Keyif” adlı kitabında sunduğu bilgilerden yararlanılmıştır.

Yayın Tarihi: 21 Nisan 2021 Çarşamba 12:30
banner25
YORUM EKLE

banner26