Kâmil Yeşil neden lisede 1. olamadı!

İbrahim Demirci gibi büyük bir isimden sonra Kamil Yeşil de aramıza katıldı. Öykümüzün birileri tarafından henüz fark edilmeyen iyi ismi Kamil Yeşil kelimeleri yazdı.

Kâmil Yeşil neden lisede 1. olamadı!

Kelime çeşitleri/ Sözcük türleri!

12 Eylül öncesinin orta öğretim öğrencileri iyi hatırlar. Okula yeni bir öğretmen gelmiş ama fraksiyonu ne, merak mı ediyorsunuz? Bunu bilmek için öğretmenin ilk dersi yeterli olurdu. Onun “sağcı” mı yoksa “solcu” mu olduğu ilk derste hemen anlaşılırdı / anlardık. Nereden? Altın yüzük kullanmasından, saçlarını sola doğru taramasından filan değil. Kullandığı kelimelerden. Konuşmasında “ivedi, olanak, olasılık, koşul…”  geçen öğretmenler “solcu” idi. Bir turnusol kâğıdı gibi bizi yanıltmadı bu deneyim. Demek ki o öğretmenler bu kelimeleri böyle bir sonuç almak için özellikle kullanıyordu. Bundan dolayı “cevap” yazdığımız öğretmenler ayrı idi; “yanıt” verdiğimiz öğretmenler ayrı. Bendeniz bu ayrımın kurbanlarından biriyim. Çünkü lise 3'te coğrafya dersi sınavına “Yanıtlar” diye başlamadığım için aldığım düşük nottan dolayı okul birinciliğini kaybettim.

"Çağdaş diyen buz gibi kafirdir!"

Cemil Meriç Üstadımız : ”Kamus, namustur.” Demişti; ama aynı zamanda “imanımız kelimeye, küfrümüz, kavgamız kelimeyle.” de demişti. O zamanlar bir vaiz hatırlıyorum, konuşmasında şöyle diyordu: “ Bir adamın ağzından “çağdaş” kelimesini mi duydunuz; o adam buz gibi kâfirdir. Hiç şaşmaz bu.” Çünkü bu kelimeyi, kastedilen içerikte kullananlar o zamanlar dine, İslam'a “çağ dışı” diyen kimselerdi.

 

Kemal'in Kamal olması!

Bir kelimenin imlası nasıl olmalıdır sorusundan bir kelimeyi kim, hangi bağlamda kullanıyor sorusuna gelmişiz. Bu bir ilerleme mi? Tartışılır. Evet, 40'lı yılların Ataç'ı ve izleyicileri “Öztürkçe” akımını başlatmış ve dilde böyle bir ikiliğe yol açılmıştı. Bu açılımdan dolayı imzasını “M.Kemal” olarak atan Atatürk, büyük ünlü uyumuna uysun diye “Kamal” imzasını kullanmıştır. Merak edenler Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinin avlusundaki yazıta bakabilir. Hatta bunun ilginç bir öyküsünü Cemal Granda “Atatürk'ün Uşağı İdim' adlı anılarında şöyle anlatır.

“Bir gün Ata beni yanına çağırdı, biraz da içmişti. “Bütün Kemaller eşektir.” dedi. Ben şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemedim. Ata devam etti: “Sen benim kendime eşek dediğimi zannediyorsun değil mi? Hayır. Benim adım Kemal değil, Kamal.” İsteyen gene bu kitaba bakabilir.

Bir zamanlar dil bahsi o kadar büyük bir sorun idi ki gazetelerin köşe yazıları, akademik dergiler, araştırmalar sadece buna ayrılmıştı. Benim elimde “Türkçe ve Uydurmacılık” konusunda Faruk K. Timurtaş'ın, Necmettin Hacıeminoğlu'nun, Ali Karamanlıoğlu'nun kitapları var. Kelimenin Eski Türkçedeki karşılığı, geçirdiği evreler, kısacası yedi sülalesi teşrih masasına yatırılıyor bu kitaplarda. Sonra da “yeni” kelime için yapılıyor aynı şeyler. Bu kavgayı veren her iki kesim için gerçekten “Kelime namus” imiş. Tabii, bu tercihin altında yatan esas saik medeniyet tercihi, ideolojik ayrım idi ve kavga görünüşte kelime üzerinden veriliyordu ama sebep derinlerde idi.

Yanlış  yapmanın değeri! 

Bir kelimenin bir köşe yazısında yanlış kullanılması günlerce süren tartışmalara sebep olmuş geçmişte. Düşünün artık yazı yazmanın zorluğunu.

Üniversitede bir hocamız anlattı: “Biz talebe iken, bir kelimenin Osmanlı Türkçesinde nasıl yazıldığı konusunda tartıştık. İçinden çıkamayınca bu kelimeyi şiirlerinde en çok Necip Fazıl kullanmış, onu arayalım, diye düşündük ve aradık.” dedi. Üstadı telefonla aramışlar, “efendim biz üniversite öğrencileri, filan kelimenin yazılışında tereddüt ettik, bu kelime nasıl yazılır?”

Üstat, biraz sinirle “Ben mahkeme gidiyorum, şu sizin uğraştığınız işe bakın.” demiş; kapatmış telefonu. Bu İmla Bahsi sadece Cumhuriyet döneminde değil, Meşrutiyet döneminde de en çok tartışılan konulardandır. Elimde yayına hazırladığımız Ali Kemal'in “Paris Musahabeleri” adlı kitap var. “İmla Bahsi”ne Hazret, altı sayfa ayırmış. Tabii harf (ücük) inkılabı yaşandığı için o tartışmalar aktüel değerini kaybetti bugün.

Ücük bücük harfler!

(Harften ücük'e, şiirden yır'a geçememişiz ama) imladan “yazım”a, mânâdan anlam'a, kelimeden “sözcük”e; lügat'ten sözlük'e,  geçmişiz gene de içerik mâfiş. İçerik şekilde kaybolmuş. Şimdi öyle bir haldeyiz ki Türkçe Sözlük'te bulunan bir kelime Türkçe Lügat'te yok; tersi de doğru tabii. Yani lügatimiz ayrı, sözlüğümüz ayrı bizim.   Bunun kavgasını sadece kültür adamları değil; siyasi adamlarımız da verdi. İşte size bir örnek:  

 

Erbakan Hoca'nın tepkisi!

“Yıl, 1978. Yer, TBMM. Konu, 4.Beş Yıllık Plan. Konuşan, MSP Genel Başkanı Necmeddin Erbakan. Hoca, Ecevit Hükümetinin dili hakkında konuşuyor: “Bu planın içindeki dil aslında bizim milletimizin kullanmış olduğu dilden tamamen uzak bir dil. Meclis Başkanı'nın bu planı kabul etmeyerek geri göndermesi gerekirdi, bizim inancımız budur.

Milletimizin dili oyuncak değildir. Önüne gelen dilediği gibi uydurma kelimelerle resmi belge yazamaz. CHP'nin Dördüncü Beş Yıllık Plan Taslağında kullandığı dil, bizim inancımıza göre siyasi nezaket hudutlarını zedeleyecek mahiyettedir.…bizim milli bünyemizde, bizim anlayışımıza göre bu uydurmacılık, bu dil hastalığı yeni değildir. Tanzimat'ın yarı aydınları da aslında milletten kendilerini üstün gördükleri için milletin kullandığı dili kullanmaz, mutlaka başka bir dil kullanmaya özenirlerdi…gelin bir köye şu planı verin, bir köylü arkadaş okusun, tercüme etsin de göreyim bakalım. Biz kendimiz bile bu kadar zamandır sizi dinleye dinleye, mecburen dinleye dinleye, hâlâ bu kelimelere alışmış değiliz…bu bir komplekstir. İÇİNDEKİ FİKİRLER DÜŞÜNDÜRÜCÜ OLACAĞINA; KELİMEYİ ANLAMAK İÇİN DÜŞÜNDÜRMEYİ MARİFET SANIYOR….1961 Anayasanın dilinde bulunmayan ulus, olanak, saptamak, olasılık gibi birtakım kelimelerinizi söyleye söyleye bunlara bir bakıma milletten koptuk da bize alıştırdınız….Meclis Başkanı'nın lisan imtihanı yapacağına Türk dilinden imtihan yapmasını teklif ediyorum, İngilizceden önce bakalım, şu Mecliste kaç kişi bu kelimelerin karşılığını bilecek: Tümleşik planın ana kelimesidir. Sunu, istem, gereksinim, göreli, görece…(sizin kelimelerinizle) bu tarihi konuşmada size bir cümle hediye etmek istiyorum: Bu plan Türkiye'yi birincil açıdan göreli ve görece yönüyle gereksinimlerini tümleşik suni istemlerle batırma planıdır.

Bir milletin seviyesi, gelişmesi, tefekkür sistemi diliyle sıkı sıkıya bağlıdır. Milletimizin mütehamil dili bir kenara itilerek uydurma kelimelerle, Tarzancaya kaymakla, ilerleme değil; sadece gerileme ve dejenere olma sağlanır. Milletimizin bütün tekamül etmiş kullanma lisanı bir kenara itilerek bu kelimelerin uydurulması CHP'nin bir bakıma ırkçılığıdır, ırkçılık…Demin de ifade ettiğim gibi bir devlet belgesinde buna kimsenin hakkı yoktur.” (Bkz. MSP Genel Başkanı Prof.Dr. Necmeddin Erbakan'ın 22.11.1978 Günü 4. Beş Yıllık Planı Hakkında Millet Meclisinde Yaptığı Konuşma, sayfa: 53-56 Ank.1979) 

Ataç, acaba sadece belli bir ideoloji peşinde gidenleri mi etkiledi bu dil tutumu ile? Başlangıçta öyle görünüyor. Mehmet Akif, Bediüzzaman ve hatta Necip Fazıl geleneğinden gelenler bu “yeni dile” Edebiyat dergisi çıkıncaya kadar hayli mesafeli idi.

Edebiyat ve özellikle Nuri Pakdil sadece bir düşünce açılımı değil bir dil tutumu da getirdi. Bu tutum da eleştirildi. Artılı, eksili, eşitli, öztürkçeye dayalı cümleler eski dil terbiyesi ile yetişen nesli sarmadı. Hatta bir olay anlatılır, ne kadar doğrudur bilemem, Nuri Pakdil'e : “Usta, bu Türkçeyi ne hale getirdiniz böyle?” demişler. O da : “Bizden öncekiler yuvarlaya yuvarlaya uçurumun kenarına kadar getirip bıraktılar, biz aşağıya yuvarlayıvermek için çalışıyoruz.” demiş.

Üzerinden 40-50 yıl geçti bu tartışmaların. Şimdi ne görüyoruz? Bir dil bilinci var mı? Bizim Orta öğretim yıllarında yaşadığımız ayrım şimdi ne halde? Tekrar bakmak lazım ayrıntılı olarak. Ama görüyoruz ki aradaki mesafe Mehmet Akif, Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl, Cemil Meriç gibi öncülerin alanını daraltma yönünde açılmış. Pakdil kadar olmasa bile Pakdil tutumu hakim olmuş görünüyor. Buradan nereye gideriz bilmiyorum. Galiba önümüzdeki yıllarda şöyle cümlelerle karşılaşacağız: Kelime Çeşitleri (Sözcük Türleri)    
 

Kamil Yeşil yazdı

 

GYY'nin notu: Günümüzde tutulan yolun Pakdil Usta'nın tutumundan ziyade bir tutumsuzluk olduğunu söylemek belki de daha doğru olacaktır! Zira Pakdil Usta Medeniyetimizin kavramlarına savaş açmış değildi! Sadece yeni yolu da izliyordu..

Yayın Tarihi: 06 Nisan 2009 Pazartesi 15:06 Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 09:48
banner25
YORUM EKLE

banner26