Kitabı bulamıyorum ki kardeşim!

'Türkiye'de okur mu çok yazar mı? Yazar'ın okumaya vakti var mı?' bunları sorduk. Aslında en katıldığımız cevap, Suavi Kemal Yazgıç'ın başlığa çektiğimiz cümlesi!

Kitabı bulamıyorum ki kardeşim!

Popüler yayınevlerinin popüler yazarlarının dışında, genelde, basılan kitaplar 1000 adet basılıyor. Bu bin kitap bile yıllarca depolarda bekliyor.

Ne dersiniz, asıl sorun ne? Yazar sayısının çokluğu mu, okur sayısının azlığı mı?

Suavi Kemal Yazgıç [Şair-Yazar]

Suavi Kemal YazgıçBence hem yazar hem de okur sayısında kıtlık var. Herkesin yazdığı, herkesin yazar olduğu fikrine katılmıyorum. Keşke herkes yazmaya teşebbüs etse. Yazmanın ne menem bir şey olduğunu tecrübe etse. Asıl kıtlığı olan şey ise ‘eleştirmen’ bence.

Eleştirmeni ‘okur-yazar’ olarak da görmek mümkün elbette. Bir yandan da az olan okurla az olan yazar buluşamıyor. Kaç gündür Mehmet Harmancı’nın yeni kitabını arıyorum bulamadım mesela. Okur burada kitap nerede? Bulmuş olsam bir tane satılmış olacaktı mesela. Atasoy Müftüoğlu’nun Mana’dan çıkan yeni kitabının sadece kapak resmini gördüm. Hâlbuki kaç ay oldu? Kırk yıllık okurum kitap bulamıyorum dostlar!

Cevdet Karal [Şair]

Toplum okur yetiştirmiyor…

Cevdet KaralMesele yazar sayısındaki artıştan çok kendini yazıyla ifade etmek isteyenlerin sayısındaki artış... Medya dilinin yaygın etkisi, kendini yazıyla ifade etmenin kolaylığına insanları ikna etti. Artık herkes yazabilir. 

Bir yazarın, bir sanatçının okumaması  ise olağan bir durum değil. “Yazı onun hem uğraşı hem kaynağı hem aygıtıdır.” Yazar bildik anlamda olmadığında bile bir “okur”dur. Varlığı okur, hayatın taşıdığı işaretleri okur. Yazar okur ama her yazan, okur değildir. Yazar sayısının okur sayısını “aştığı” doğruysa, en azından bir kısmı gündelik ve kişisel dünyalarının kâtibi olmaktan ileri gitmiyor demektir. 

Şunu da unutmamak lazım: Kültür artık büyük bir endüstriye dönüştü. Bu endüstrinin döngüsünü sürdürecek yazara, kitaba, okura ihtiyacı var. Karşısına temelli bir yapı koymadıkça daha çok yıl 1000’de sayarız. Fazlasıyla günceliz, bu sebeple de güncele karşı körlük içindeyiz. 

Peki, ısrarlı soru: Neden kitap okunmuyor? Neden her çıkan iyi kitap kuyuya atılan bir taş? Sizce klasiğe yönelmeyen bir toplum okur çıkarabilir mi?

Kalender Yıldız [Sütun Yayınları editörü]

Kalender YıldızSait Faik bir dönem yazmayı  bırakır ancak fazla dayanamaz, çakı ve kara kalemini yeniden cebine koyar. Neden yeniden yazmaya başladın diyenlere: “Yazmasam ölecektim.” der. Yazmak kimileri için böylesine vazgeçilmez bir ihtiyaç. Bu sözü aynen tekrar edenler gördüm ve bu tavırlarını çok komik buldum. Eğer bir yazarın böyle bir iddiası varsa bunu kendince ifade etmeli. Bugün Sait Faik gibi düşündüğünü söyleyen ve buna inanmamızı bekleyen öyle çok insan var ki...

Günümüzde “yazar” olmak popüler olmakla atbaşı gidiyor. Yine Sait Faik’ten bir örnek verelim. Sait Faik’in öldüğünü duyan mahalle esnafı: “Garibin cenazesi yerde kalmasın, gidip iştirak edelim.” diye seferber olur. Camiye vardıklarında anlarlar işin rengini. Kendileri ile sıradan bir adam gibi takılan kişi ülkenin en ünlü hikâyecilerinden biridir. Bugün kitabı çıkan kimi “yazarlar” bunu ulusal tv’lerin ana haber bülteninden duyurmak için kendisini paralıyor. Bu tavrı yadırgıyorum ve yadırgamaya devam edeceğim. Yazmak artık birçok yazar için ihtiyaç değil, ticari bir eylem. Bugün yazmasa ölecek yazar göremiyorum. Söyleseler de inandırıcı bulmuyorum.

Türkiye’de yazar sayısının son yıllarda tehlikeli bir şekilde arttığı herkesin malumu. Bu enflasyonun devalüasyonu ne zaman gerçekleşecek merakla bekliyorum. Piyasada bir okur var bir de kitap alıcısı var. Okurla alıcıyı ayırmak gerek.

Ne dersiniz, asıl sorun ne? Yazar sayısının çokluğu mu okur sayısının azlığı mı?

Recep Şükrü Güngör [Öykücü-Yazar]

Recep Şükrü GüngörYazar dediğiniz nedir? Okur değil mi? Dikkatli okur değil mi? Yazacağını düşünerek okuyan değil mi?

Değilse nedir yazar? Bir garip mahlûk mu? İmza günlerinde gerçekten mahlûk oluyor. Ama ne yapsın, yayınevinin de ona ihtiyacı var. Ya yayıncısıyla papaz olacak yahut o mahlûkluğu kabul edecek. Eee!!! Ne diyorum? Yazan çoğaldıkça okur da çoğalmış demektir. O kadar yazana yazar denmez efendi! Onlardan üçü beşi geleceğe kalacaktır. İşte onlar yazardır. Gerisi ne diyeceksin? Gerisi de piramidin geniş tarafı.

Okur çoğaldıkça yazar da çoğalır. Yazmak okumaya bağlı. Necip Fazıl’ın ben okur değil, yazarım sözünü ne yapacağız? Onun okuduğu kitapları saysak şimdi yazdığını söyleyenler utancından kaçacak delik arar. Yani ki okur değilim diyen Üstat, çok iyi bir okuyucudur.

Kitap muhatabını bulur. Bir gün bulur. Çok mu yayınlanıyor? Hayır be! Ne çoğu! Az bile. Ama kıymeti anlaşılacak bir zaman. Anlaşılmayanlar mı? Onlar da tozlu raflarda kısmetini bekleyecek.

Yazmayın kardeşim. Yazmak marazlı  olmaya razı olmaktır. Yazanlar da marazlılardır. Siz en iyisi mutlu olmaya devam edin.

Ali Osman Dönmez [Şair]

Ali Osman DönmezEvet, son yıllarda teknolojik imkânların hızla gelişmesine paralel olarak, insanlar yazıp çizdiklerini daha rahat gün yüzüne çıkarabiliyor. Bu olumlu bir durum mudur? Olumlu tarafları olsa da, bu husus, genç yazar-çizerlerin gelişimi açısından bir dezavantajdır. Yazarların kitap okumaktan muaf tutulması veya bazı kişilerin yazar oldukları için kitap okumaması patolojik bir durum. Kitapların az satılmasının veya okunmasının yazar fazlalığıyla bir ilişkisinin olduğunu zannetmiyorum. Hatta ben günümüz toplumunda okuma alışkanlığının geçmişe oranla daha yüksek olduğunu düşünüyorum.

İlber Ortaylı’nın verdiği bilgilere göre, matbaanın ülkemize girişinden (1727) 19. yüzyılın sonlarına kadar, beş bin civarında kitap basılmış, 20. yüzyılın başlarında bu sayı ancak 35–40 bini bulmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da durum pek parlak değildir. 1930’lu yıllarda bir eserin üç yüz (300) adet basılması sevinçle karşılanır, bu sayı beş yüzlere çıktığında büyük bir olay olarak değerlendirilirmiş.

Günümüzde faklı sahalarda farklı kitapların basılması, insanların ilgi alanlarının  çeşitlenmesine zemin hazırlıyor. Bu da geçmişte ilgi gösterilen bazı sahaların gözden düşmesine yol açmış olabilir. Geçmişe nazaran ciddi bir artış gösterse de, toplumumuzda kitap okuma oranı yine de düşüktür;  fakat bunun sebebi yazarların fazla olması değil, üniversite gençliğinde bile maalesef  % 37 civarlarında seyreden okuma alışkanlığının düşük olmasıdır. Bir Japon vatandaşının yılda ortalama 25, İsveç vatandaşının 10, Fransız vatandaşının 7 kitap okuduğu günümüz dünyasında, altı Türkiye vatandaşı sadece ve sadece bir kitap okuyorsa, kitap okunma oranlarının düşüklüğünde, “yazar fazlalığı”ndan başka sebepler aranması gerekir.

 

 

Yılmaz Yılmaz soruşturdu.

GYY'nin notu: Sitemiz dunyabizim.com  "okuma alışkanlığı" tamlamasının kullanılmasına tamamen karşıdır. Her zaman her yerde "okuma bilinci" veya "okuma sevgisi" gibi tamlamalarla konuya yaklaşılmasını öneririz.

Edward B. Gordon çalışması

Edward B. Gordon çalışması

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2011, 12:10
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hatice Hiranur Tüfekci
Hatice Hiranur Tüfekci - 8 yıl Önce

Bizim ülkemizde zorla güzellik olur mu? derler
Birde okuyan mı çok bilir gezen mi? derler. Okumayı sevmeyenlerin tuzak sorularıdır aslında bunlar :)
Büyük küçük herkes güzel bir dile, konuşmaya, halini arz etmeye, kültür öğrenmeye okumayarak sahip olur. İlk emir OKU ise neden bu kadar sıkıntılanır insanlar anlamıyorum. Yazı çok içerikli Kutlarım kaleminize kuvvet vesselam

hatice meryem
hatice meryem - 8 yıl Önce

"Türkiye’de yazar sayısının son yıllarda tehlikeli bir şekilde arttığı herkesin malumu"
Bu cümle bir editör tarafından kurulmuş.

banner19

banner13