Kendini gerçekleştirecek bireyler için: Kendine Ait Bir Oda

Woolf'a göre kadınların özelde kurmaca edebiyat, genelde ise birçok alanda eserler verememesinin iki temel nedeni bulunmaktadır. İlki; bu yazının da konusunu oluşturan kadınların kendilerini ve yeteneklerini özgür ve özerk olarak geliştirebilecekleri “kendine ait bir oda”larının olmaması, diğeri ise ekonomik imkânlar. İsmail Aydoğdu yazdı.

Kendini gerçekleştirecek bireyler için: Kendine Ait Bir Oda

Kültür ve uygarlık tarihinin nerdeyse her döneminde belli fikir ve düşüncelerin, yetenek ve kabiliyetlerin ortaya çıkması, gelişmesi için “uygun şartlar”ın oluşması ya da bu uygun şartların sonucunda hayat bulan gelişmeler çokça örneklenir. Gerek toplumsal gerekse bireysel düzlemde meydana gelen gelişmeler, bir tohumun uygun şartlar sağlandığında filizlenip ürüne durmasında olduğu gibi kimi koşulların sağlanmasıyla mümkün olmaktadır. Bu ilgi ve kabiliyetlerin ortaya çıkışına olumlu anlamda etki eden şartlar, her çağ ve toplumda farklı kavram ve tasvirlerle ifade edilmiştir. Bu bazen demokratik ortam, adil ve eşit koşullar/fırsat eşitliği, bazen ilgili birisinin yeteneği keşfedip desteklemesi, bazen de ekonomik, kültürel atmosfer ile özgür ve özerk alanlardır.

Virginia Woolf’un (1882-1941) çok bilinen eseri Kendine Ait Bir Oda, yukarda değinilen uygun şartları kadınların yazarlık serüveni bağlamında irdeliyor. “Kadın ve Kurmaca Edebiyat” başlıklı konferans sunumunun kitaplaştırılmış hâli olan kitapta Woolf, kadınların neden kurmaca edebiyat alanında eserler vermediği sorunsalı çerçevesinde dinleyenleri/okurları kısa bir tarihsel gezintiye çıkarmaktadır. Ona göre kadınların özelde kurmaca edebiyat, genelde ise birçok alanda eserler verememesinin iki temel nedeni bulunmaktadır. İlki; bu yazının da konusunu oluşturan kadınların kendilerini ve yeteneklerini özgür ve özerk olarak geliştirebilecekleri “kendine ait bir oda”larının olmaması, diğeri ise ekonomik imkânlar. Aile ortamını ve evdeki ortak yaşam alanlarını betimlediği çalışmasında söz konusu dönemlerde kadınların ev ahalisi ve gelen misafirler ile sürekli olarak aynı ortamda bulunduğundan kurmaca edebiyat alanında eserler verebilmenin zorluklarını, okuma ve yazma çalışmalarının oradaki diğer bireyler tarafından sürekli olarak bölündüğünü, süreklilik ve bütünlüğün sağlanamadığından hareketle bu alan/lar/da eserler vermenin zorluğunu gözler önüne serer. Ona göre eğer ailenin içinde yaşadığı ev kızların/kadınların kendilerine ait bir odaları olmasına olanak tanısaydı, kadınlar çok daha erken dönemlerde eserler verebilirdi.

“Kendine ait oda” metaforunu Woolf, hususen yazarlık alanıyla ilişkili olarak kullansa da onu hayatın çok çeşitli alanlarına uyarlamak mümkün. Başta eğitim olmak üzere sanat, siyaset, spor ve akademik alanlarda ilgi ve yeteneklerin ortaya çıkarılabileceği özgür ve özerk bir alan oluşturulmadığında, ortaya çıkacak her ürün eksik kalacak, sahibine dar ya da geniş gelen elbise gibi gözü tırmalayacaktır. Kendinde doğal olarak bulunan yetenek ve ilginin gelişmesi yerine kulanım amacının dışında bir şeylere zoraki uydurulmuş parçaların huzursuz konumlanışları gibi sadece orada bulunacak ve başka hiçbir şey olamayacaktır. Bireysel planda kişinin kendisini gerçekleştirebileceği bir alanın yokluğunda ortaya çıkacak ürün ile toplumsal düzlemde meydana gelecek olanlar arasında da benzerlikler gözlenmektedir. Toby Huff, İslâm dünyasında 12. yüzyıla kadar Avrupa’nın oldukça ilerisinde olan bilimsel çalışmaların nasıl olup da bu tarihten sonra duraklayıp gerilediğini tartıştığı çalışmasında söz konusu dönem ve sonrasında İslâm dünyasının ilim/bilimle iştigal edenlerin tarafsız, özerk bir bölgeye sahip olmayışlarını da diğer nedenlerle birlikte zikreder. Gerek toplumsal gerekse bireysel bazda üzerinde bir şeylerin yeşereceği zeminin olmayışı, herhangi bir değişme ve gelişmeye olanak tanımamaktadır.

Kendine ait bir oda ya da yeteneklerini geliştirebileceğin bir alandan mahrum kaldığında Woolf’un da işaret ettiği gibi kendi gerçekliğine değil sana biçilen role göre davranır, aslında ise geliştirdiğin kendin değil başkasının/diğerlerinin beklentilerini karşılamak olur. Bu da sürekli olarak kişi yaşamında hatırlanacak, bazen kızgınlıkla bazen de nefretle yad edilecektir. Herkesin kendine ait odalarının olması, kendi yazacakları bir senaryoda kendilerine verecekleri rolü seçmeleri ve buna uygun davranmaları kişilerin mutlu ve huzurlu olmalarını da sağlayacaktır. Kişilerin kendilerini gerçekleştirebilecekleri, yetenek ve kabiliyetlerini keşfedip geliştirebilecekleri özgür ve özerk alanlar vesilesiyle kendileri olan bireyler ve bu bireylerden oluşan toplumlar kendileri ile barışık olur, etraflarına güven ve huzur verirler. Dayatılmış özelliklerin, tek tipleştirilmiş tutum ve davranışların, sıradanlaşmış kişiliklerden oluşan bireylerle yarının sağlıklı ve huzurlu toplumlarını kurmak, karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle bir arada yaşam imkânını zora sokulur.

Yolları bariyerlerle kesilmeyen çocuklar için…

Yeni bir eğitim öğretim yılının başlarında olduğumuz şu günlerde özellikle öğrencilerin kendi kabiliyet ve yeteneklerini ortaya koymak ve geliştirmelerine olanaklar sağlamak eğitim kurumlarının en başta gelen fonksiyonlarından biri olmalıdır. Bu çalışma biraz da eğitim ve ebeveynler aracılığıyla çocuklara sağlanacak kendine ait odalara dikkat çekmek niyetindedir. Eğitimin temel hareket noktalarından biri de her insanın kendine özgü kişiliğinin, yeteneklerinin ve ilgi alanlarının farklı olmasıdır. Eğitim, bireylerin farklı ihtiyaçları olduğu savını işlerken bireylerin ilgi alanlarını karşılayacak, yeteneklerini ortaya çıkaracak programları okullarda devreye sokmak durumundadır. Türk eğitim sistemi de bu amacı taşımaktadır.(EARGED, 2008) Sanat, spor, akademik vb. alanlarda kendini gerçekleştirmek isteyen ve hayatını bu kabiliyetleri doğrultusunda şekillendirmek isteyen bireylerin/öğrencilerin gerek eğitim kurumu gerekse aile ve toplumsal çeşitli etkileyicilerle sadece akademik vb. başarılara yönlendirilmeleri Woolf’un ifadesiyle kendilerine ait bir odaları olmadığı için dayatılan alana yönelen kişilerin durumunu andırmaktadır. İllich’in okulsuz toplum talebi, okulun belirlenmiş ve standart müfredatının bireysel yetenekleri, özgünlüğü ve yaratıcılığı öldürmesinden, öğrencileri sıradanlaştırıp tek tipleştirmesine itirazından, Woolf’un ifadesi ile “çocuklara kendilerini kendileri olarak geliştirebilecekleri özgür ve özerk bir alan bırakmamasından" dolayıdır. Gelişme çağında yer alan her çocuğa, ilgi ve yeteneklerini tanımaya başladıkları andan itibaren bu yeteneklerini sınayabilecekleri alanların oluşturulması çokça önem taşımaktadır.

Sunumu boyunca neden kadınlardan bir Shakespeare çıkmadığını sorgulayan Woolf, aslında ise bunun olabileceği her yolun kapatılmış olduğunu, kadınlar ne kadar bu ve benzer yeteneklere sahip olursa olsun bunu ortaya çıkarabilecekleri bir alandan ve sıkça ifade ettiği ekonomik imkânlardan mahrum kaldığından bunun mümkün olmadığını ifade Eder. Kendine ait odayı bu anlamda yine ve sadece bir alan olarak da görmemek gerekir. Woolf’un bahsini ettiği dönemden çok daha geniş ve sayıca fazla odalara sahip evlerde yaşıyor birçok insan. Kendini sınayabileceği her alanın, bu özerk ve özgür alan bağlamında değerlendirilmesi gerekir.

Dünyanın değişik ülke ve toplumlarında zaman içerisinde eğitim sistemlerinde bazen düzenleyici bazen de köklü değişiklikler yapıldığı gözlenmektedir. Bu değişikliklerde, siyasal ve toplumsal yapıda meydana gelen gelişmeler, yeni bilimsel bulgular, eğitime yüklenen anlam, öğrenci ve veli beklentisi vb. nedenler etkili olmaktadır. Ülkemizde de eğitim alanında yapılan köklü değişikliklerden biri olan ve 2004 yılında uygulanmaya başlanan yapılandırmacı eğitim anlayışı kendisi ile birlikte birçok uygulamayı hayata geçirdi. Bunlardan dikkat çekici olanlardan biri de seçmeli dersler alanında yapılan ders sayısı ve çeşitliliğin arttırılmasıdır. Uygulama ile birlikte daha esnek, öğrenci ilgi ve yeteneklerinin eğitim sisteminde kendini ifade edebileceği yollar uygulanmaya başlanmıştır. Devam etmekte olan bu süreçte gerek seçmeli derslerin gerekse aile ve toplumsal düzeyde eğitime yüklenen anlamın kişi ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarma ve geliştirme derecesi yeniden gözden geçirilmelidir. Bu anlamda eğitimin felsefi temelleri bağlamında programda yapılacak olan revizelerle, eğitim kurumları ve eğitimciler başta olmak üzere her öğrencinin farklı oluşu kabul edilerek kendisini geliştirmek istediği alanda ona rehberlik etmek, bu yeteneklerin ortaya çıkabileceği odaları temin etmek birincil görev olarak addedilmelidir. Aksi takdirde kalabalıklar içinde kaybolacak olan yetenekler ve bu yeteneklerle birlikte ortaya çıkamayan özgüven sahibi, girişimci olmayan bireylerden oluşan bir toplum, yeni birçok soruna gebedir.

“Kendine ait oda”nın mahremiyeti göz önüne alındığında kişinin orada herhangi bir baskı ve yönlendirme olmaksızın kendini gerçekleştirme çabası ve hayata buradan başlamasının toplumsal yapıda da olumlu yansımaları olacaktır. Oda, bu anlamda aile, aşiret, cemaat, tarikat ve partinin de çok fazla etki etmediği, bu anlamda özgür ve özerk alan sağlayarak kişinin kendisi olmasına olanak tanımaktadır. Bu anlamda sosyalleşmenin faydaları ile birlikte sınırlayıcı ve engelleyici tarafları da olduğu unutulmamalıdır. Sonuç olarak; günümüzde eğitim kurumları, eğitimciler ve aileler, çocukların kendilerini geliştirebilecekleri kendilerine ait odalar sağlayarak gelişmelerine katkıda bulunulabilirler. Bu odalar fiziki mekânlar olabileceği gibi düşünsel anlamda kendilerini özgürce ifade edebilecekleri düşünce ortamlarının sağlanması şeklinde de olabilir. Her söylediği ve ifade ettiği düşüncesi bölünen, türlü bariyerlerle önü kesilen bu çocukların hayatlarının ileriki dönemlerinde herhangi bir konuda üretken ve girişimci olmalarını beklemek beyhude olur.  

İsmail Aydoğdu

Yayın Tarihi: 29 Ekim 2020 Perşembe 12:00 Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2020, 11:55
banner25
YORUM EKLE

banner26