İstanbul 2010 sorgulanıyor!

Gerçek Hayat'tan Faruk Yücel, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti fenomenini farklı bir açıdan ele aldı!

İstanbul 2010 sorgulanıyor!

Hilalsiz Başkent Olmaz!

Gerçek Hayat Dergisi bu hafta “İstanbul İslamsız Olmaz” kapağıyla çıktı. Son günlerde İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti fenomenini daha çok yürütme kurulunda yapılan değişiklikler ve tanıtım için ayrılan bütçenin sorumsuzca harcandığı dedikodusundan takip ediyoruz. Gündemde yer alan bütün bunlar aslında İstanbul üzerine düşünmemiz gereken asıl meselelerden bizi uzaklaştırıyordu. Buradan hareketle Faruk Yücel, sorgulayan, düşündüren, farkında ve farklılığı olan “İstanbul hilalsiz başkent olmaz” adında bir dosya ile düşünmemiz gereken asıl mesele üzerine bizi odaklamaya çalışıyor.

 

Sahne kimin?

Martılı, baleli, operalı reklam filminde gösterilen camiler, kız kulesi ve vapurlardan ibaret bir şehirden bahseden tanıtım filmlerine cılız itirazların yükselmesine, bu cılız itirazların da modern bir Avrupa şehri olmadığımız yönünde olduğunu söyleyen Faruk Yücel, İstanbul'un Müslümanlığına atıf yapılmadığını söylüyor ve bu projenin mimarlarının bin yıldır İslamiyet'in egemen olduğu bir şehri boğazın sularıyla, şehrimizin kadınlarıyla, martı çığlıklarıyla, bütün azgınlıklarımızla ve Batıya bağlılığımızın nişanesi olan Ayasofya'nın “müze” görüntüleriyle tanıtıldığını, ancak tanıtım filminde tek bir karede bile ezan sesinin olmamasından dem vuruyor.

 

Avrupalı değiliz!

İstanbul'u sadece bir coğrafyanın değil, imanın başşehri olarak belirten Faruk Yücel öncesine kadar bu şehirde yüz sene öncesine kadar İslam halifesinin ikamet ettiğini vurguluyor.  Faruk Yücel, bu projenin yürütücüsü Egemen Bağış'ın “Türkiye en kötü gününde bile Avrupalıydı” sözüne, “Türkiye en kötü günde bile Avrupa içlerinde kendileri gibi yürüdü” diyerek cevap veriyor.  Konuyla ilgili olarak, Rasim Özdenören, Hilmi Yavuz, Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Ali Ayçil ve Mürsel Sönmez'in görüşlerine başvurulmuş. Kısa kısa alıntılamak gerekirse;

 

Rasim Baba ne diyor!

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dediği gibi “Başkent daima başkenttir.” İstanbul fethedildi evet ama sadece Türklerin başşehri değil. Önceki birikimi kendinde somutlaştırıp tecelli ettiriyor. Öyleyse İstanbul doğal olarak coğrafi konum hem de taşıdığı kültürel birikim itibari ile her zaman bir Dünya Başşehri olmaya layık görünüyor. Dolayısıyla 2010 yılında İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmesi tümüyle isabetlidir. Ama bu tanıtım layıkıyla yapılmalıdır. İstanbul, Türklerin elinde bulunduğuna göre bizim kültürümüzün temel özelliklerini yansıtmak üzere bir tanıtım planlanmalıdır.

 

Ali Ayçil: 2010'da sunulan şehir bizim değil!

…2010'da görücüye çıkarılacak İstanbul'un çerçevesi muhtemelen şöyle çizilecek: “Çok tarihli, çok kültürlü bir şehir.” Biraz postmodern, biraz batılı muhayyileyi okşayan bu bakışla, kimliği değil kimlikleri olan bir şehir teşhir edilmeye çalışılacak…

 

Mürsel Sönmez: Müslümanların Kızıl Elması

…Dünyaya bir kültür ihraç edin, “İstanbul Devrimi” ikram edin, Eyyub El Ensari'den Yahya Efendi Dergahından bahsedin. Bu şehrin nuru olduğunu biliyorsunuz, onlara 'bizim bu şehri fethetmemizin evrensel bir değeri' olduğunu söyleyin istiyoruz.

 

Hilmi Yavuz: Avrupalı bir kent değil

…Avrupalı olmayan bir kenti, 2010 yılına kadar nasıl bir Avrupa Şehrine dönüştürebiliriz gibi beyhude ve biraz da ironik bir gayretten ibaret görünüyor… Üç yılda İstanbul'u bırakınız bir kültür başkenti olmayı, modern ve Avrupalı bir kent (!) haline getirmenin, ölü atı kamçılamaktan ne farkı var söyler misiniz?

 

Belkıs İbrahimhakkıoğlu: Fatih, fethettiğinin sarhoşluğunda değil şuurundaydı.

…Müslüman Türk hüviyetine bürünen İstanbul mimarisiyle, sosyal hayatıyla, sanatıyla yüksek bir kültürün, yüksek bir ahlakın ihtişamıyla ışıldadı. Osmanlı, çözülüş zamanlarında bile bu nitelikliliğini devam ettirdi… …Dünya başkenti gibi iri bir laftan dağın fare doğurması neticesinin hasıl olmasından endişeliyim.

 

Sahne Senin İslambol

Köprüleri, camileri, kemerleri, surları, çarşıları, hanları, mezarları, türbeleri ile bir başşehirdir İstanbul. Sinan'dır, Evliya Çelebi'dir, Fatih'tir İstanbul. Bugün her ne kadar bu geçmiş görmezden gelinmeye çalışılsa bile İstanbul'un tarihinden gelen bir kimliği, bir ruhu vardır. İstanbul da bu kimliğini hiçbir zaman unutmayacaktır. Son olarak, Faruk Yücel'in söylediklerine kulak verelim: “Avrupa Birliği, 2010 yılında İstanbul'la birlikte sahneye Essen ve Pécs şehirlerini çıkarmaya hazırlanıyor. Bizim Mekke ve Kudüs ile anmaya alıştığımız İstanbul bu şehirlerle hangi ortak kültüre hizmet ediyor, neyi paylaşıyor daha bilmiyoruz.” 

 

E. Fatih Bilge yazdı

Yayın Tarihi: 26 Nisan 2009 Pazar 11:09 Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 17:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
Münir Kutan
Münir Kutan - 13 yıl Önce

Gerçek Hayat dergisini bu önemli soruşturma için tebrik ederim. Çok hassas ve önemli bir konu. Ne yapılmak isteniyor? İstanbul'un ruhuyla çelişen, bizden yani istanbulun sahiplerinden habersiz nereye varılmak isteniyor? Bu honuya İstanbul'un kültür, sanat, siyaset mimarı olan adamlarından değerlendirmeleri istenmeli. Dergileri bu hususta duyarlı olmaya çağırıyorum. Bu meseleyi soruşturun, sorgulayın, irdeleyin lütfen.

banner19

banner36