İslâmcılığın geçirdiği yerel dönüşümlere İsmet Özel'in yaklaşımı nasıl oldu?

“Ben, kendine mahsus mânâsıyla Türkiye’nin bekçisiyim; sıkıntıların hepsini millete, tatlı hayatın hepsini muhafızlarına havale eden rejimin değil.” (İsmet Özel) Abdulbaki Korucu yazdı.

İslâmcılığın geçirdiği yerel dönüşümlere İsmet Özel'in yaklaşımı nasıl oldu?

“Düşünce ancak yerinde ve zamanında, kendi derin kaynaklarından toprağın yüzüne çıktığında yerli yerine oturabilir, sağlıklı bir işleyiş gösterir, onunla bağ kuranları sağlığa kavuşturur ve ancak o zaman anlamlı ve önemlidir." İsmet Özel

İslâm’ı hayata her yönüyle hakim kılmayı amaçlayan İslâmcılığı Türkiye’de 4 farklı tarihsel kategoriye sokmamız mümkündür. İslâmcılığın başlangıcından hilafetin ilgasına kadar bir dönem, hilafetin ilgası ile tercümeler dönemi olan 1960’lara kadar bir dönem, 60’lardan 2000’li yıllara yani Ak Parti’nin kuruluşuna kadar bir dönem ve son 20 yıllık dönem. Bu ayrımlar tabii ki de değişiklik gösterebilir.

İslâmcılık ortaya çıktığı zaman Türkiye’de yerel motiflere eleştiriler içermiş, bu topraklarla özdeşleşmiş tasavvuf gibi fikir ve oluşumlarla yer yer sorunlar yaşamıştır ancak bu sorunlar çok büyük boyutta olmamıştır çünkü ilk dönem İslâmcılar sonuç itibari ile Türkiye’ye bağlı ve yerel medreselerden yetişmiş isimlerdi. Ayrımımızda ele aldığımız 2. dönem ise İslâmcılığın en sönük dönemlerindendi. Bu dönem belki de İslâmcılığın en yerli dönemi olabilir çünkü bu dönemde İslâmcılık; Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan gibi birkaç fedakâr İslâm âliminin halkı İslâmi manada eğitmesi ve ıslah çabasından ibaretti. Bu dönemde Türkiye’nin dışarısı ile bağlantısı zayıf olduğu gibi İslâmcıların da dışarısı ile bağlantısı zayıftı. Yaptığımız ayrıma göre 3. dönem olan tercüme sonrası dönem ise tartışmaların, okumaların ve heyecanın doruklarda olduğu ve belki de İslâmcıların Türkiye ekseninden en çok uzaklaştığı ve kozmopolit bir ümmetçiliğe yöneldiği bir dönemdi. Entelektüel verimliliğin oldukça yüksek olduğu, insanların yeni yönetim şekilleri üzerine beyin fırtınaları yaptığı, İran Devrimi, Afgan Cihadı gibi toplumu derinden etkileyen olayların da rüzgarıyla bu dönem oldukça hareketli geçmiştir. Son dönemimiz ise yakın dönem Ak Parti dönemi idi. Bu dönemde birçok İslâmcı, İslâmcılıktan muhafazakarlığa geçiş yaparak sağcı-muhafazakâr- liberal bir yol benimsedi.

Yazımızda İsmet Özel’in İslâmcıların arasında bulunduğu dönemden bugüne kadar İslâmcıları yerel ve milli olmaya çağırması üzerinde duracağız. Mevzubahis yerelliği ise toprağa bağlılık anlamında kullandığımızı belirtmek gerek. Yazımızda yerelliği gelenek güzellemesi ya da klasik Osmanlı güzellemeleri olarak almadığımızı söylememiz lazım. Kastedilen yerellik Türkiye’ye odaklanmak, Türkiye merkezli düşünceler geliştirmek ve Türk milletini öncelemektir.

Bu noktada bir parantez açarak şunları belirtmemiz gerekiyor: İsmet Özel’in yer yer Osmanlı’yı ağır şekilde eleştirmesi, geleneğe yerine göre eleştiriler getirmesi, alışılmış tipik İslâmcı portreleri ile kimi zaman uyuşmaması onun yerli ve yerel olmasına mani değildir.

“…beynim hep yaratılacak Büyük Türk Halkı ile meşgul.” (İsmet Özel’den Ataol Behramoğlu’na 1968)

İsmet Özel solculuk döneminden İslâmcılık dönemine ve son yıllarda vurguladığı Türklük dönemine kadar her zaman Türkiye davası gütmüş ve eksenine hep Türkiye’yi almış bir isimdir. Solcu olduğu dönemde Mehmet Ali Aybar ile Anadolu Sosyalizmini benimsemesi, İslâmcılık yaptığı dönemden bu yana sürekli Yunus Emreler’e, Mevlanalar’a atıflar yapması, son yıllarda ise “Türkiye Türk’ü yapmıştır, Türk Türkiye’yi yapmıştır” demesi bu yerelliğin apaçık göstergesidir. İsmet Özel bu tutumunu şiirlerinde de çok açık şekilde göstermiştir. Yaşatan (1969) şiirinde “Gözlerim/ne güzeldir halka bakınca” derken, He Lan şiirinde “He lan bir Türkiye derim başka bir şey söylemem.” derken hep Türkiye demiş ve Türk halkına hitap etmiştir. Bu, “İsmet Özel ümmetçi değil” demek değildir. Bilakis Özel, bir millet oluşmadan bir ümmete ulaşılamayacağı düşüncesinde. Baştaki alıntıda da dediği gibi Özel, bu topraklarda girişilecek (siyasi ya da kültürel olması fark etmeksizin) bir hareketin temellerinin bu topraklarda atılması gerektiğini düşünüyordu ve hâlen aynı şekilde düşünüyor. Bu bakımdan Özel’in enternasyonalist bir İslâmcılığı benimsememesi, ümmetçiliği reddetmesi demek değildir. Özel işe “ev”den başlayarak önce bu topraklarda bir millet inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor. Yani milletten ümmete bir gidiş vardır Özel için. Ortada bir Türk milleti göremediği için de işe millet inşası ile başlar ve bunun üzerinde durur.

Burada şu hususa değinmekte fayda var. İsmet Özel kozmopolit İslâmcılığı benimsemiyorken aynı zamanda bir ulus-devlet anlayışını da benimsemez. İsmet Özel, Türkiye’de bir “nation” olmadığını ve “nation building” sürecinin Türkiye’de gerçekleşmediğini ifade eder. Özel, bir “ulus” inşasından değil, bir “millet” inşasından bahseder. Kapitalizmin düşmanı, cihadı merkeze alan bir millet inşa etmeyi hedeflemektedir İsmet Özel.

Özel’in de içinde bulunduğu “1960 sonrası İslâmcılık, Türkiye’den beslenmiştir” demek güçtür. Dünya çapında haklı etkilere sahip Hasan El-Benna, Seyyid Kutup ve Mevdudi gibi isimler Türkiye İslâmcıları üzerinde ciddi etkiler bırakmıştır. Bu isimlerin yerine göre ağır tasavvuf eleştirileri, kozmopolit bir ümmetçiliği savunmaları, İslâmi olmayan her devleti ve yönetimi tağut olarak görüp bu tür devletleri ve yönetimleri yıkılmaları gereken unsurlar olarak kabul etmeleri, Türk İslâmcılarını Türkiye merkezinden uzaklaştırmıştır. Yakın zamanda halifenin toprakları olan bu topraklar, dünya geneli İslâmcılığın merkezi olmaktan uzak, Mısır ve Hind bölgelerinde ortaya çıkan yeni İslâmcılığın etkisi altındaydı.

“Araplar bizi arkadan vurdu sözünü ne kadar saçma ve çocukça bulursam enternasyonalist bir İslâmcılığı da o kadar saçma ve çocukça bulurum.” İsmet Özel (Yeni Şafak, 2000)

İsmet Özel böyle bir ortamda İslâmcıların arasında yazılar yazdı, konferanslar verdi ve İslâmcıların “Türkiye ne yapmalı?” sorusuna cevap vermeye çalıştı. Özel, yazdığı Üç Mesele kitabı ile İslâmcılara yeni bir bakış açısı getirdi, yaptığı çeşitli mülakatlarda İslâm devleti düşüncesinin mümkün olmadığını, mümkün olanın “Müslüman toplum-millet” olduğunu defaatle söyledi. Özel, 1977 yılında tüm Müslümanlara şu soruyu sordu: “Güçlü bir topluma ulaşıp onun Müslümanlaşmasına mı; Müslüman bir toplum oluşturup onun güçlenmesine mi çalışacağız?” Özel kendi sorusuna “Müslüman bir toplum oluşturarak” cevabını verdi ve yazılarını, konferanslarını Müslüman toplumu-milleti oluşturmak için sarf etti. Özel’in sorusuna birinci şıkkı cevap olarak verenler ya daha radikal bir konuma savrulup İslâmi devrim fikrini benimsediler ya da siyasete yönelerek amaçlarına “siyasal İslâm” ile ulaşmaya çalıştılar.

Türkiye zemininden uzaklaşmak çoğu zaman İslâmcılığı başka ideolojilerle harmanlama ya da İslâm’ı diğer ideolojiler için bir araç olarak görmekten kaynaklanmıştır. İran Devrimi tüm Müslümanlarda büyük bir heyecan uyandırırken İsmet Özel “Tahran, Müslümanların Moskovası mı?” diye sorarak İran Devrimi ve soğuk savaş sürecinde solcu ağızla İslâmcılık yapılmasına karşı çıktı. Bu noktada yine bir parantez açmamız gerekiyor. İsmet Özel ihtida ettikten sonra Naat şiirinde peygamber efendimizi anlatırken söylediği gibi dönerken bütün gövdesiyle dönmüştür. 70’li yıllar İslâmcılığı solculuk ile harmanlamaya çok müsait iken Özel, böyle bir şeye tenezzül etmemiştir. 80’li yılların sonunda kendisiyle yapılan bir röportajda Özel İslâmcılığın ve İslâm’ın başka ideolojilerle harmanlanması ve o ideolojilere araç olarak kullanılmasına karşı şöyle söylemiştir: "Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi bir kalkınma ideolojisi olabilir mi? Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi anti-emperyalist bir mücadele programında temel unsur haline gelebilir mi? Soruyorsunuz: İslâm düşüncesi komünizme karşı bir silah olarak kullanılabilir mi? Bunların hepsi yirminci yüzyılda yapılmıştır ve yapılmaktadır. Ama bütün bu olup bitenin, devam etmekte olanların kelime-i tevhid ile müsbet mânâda bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. İslâm’ı bir araç olarak görmek, İslâm’dan daha üstün hedeflerin bulunduğunu kabul etmek anlamına gelir. Eğer İslâm’dan, yani Allah’a teslimiyetten daha üstün değerler varsa Müslüman olmaya ne gerek var?" Özel, kimi Müslümanlar bu ortamda solcu literatürle sola yatkın bir İslâmcılık yaparken bu tavra pirim vermemiş ve Kur’an ve Sünnet merkezli eksenden İslâmcılık yapmıştır.

Yani Özel bu ve buna benzer tutumu ile Müslümanları ısrarla Türkiye’ye çekmeye, Türk milletini eğitmeye, toplumu ıslah etmeye çağırıyordu. Türkiye’de İslâmcıların yeni kurulan neo-liberal muhafazakâr bir partiye yönelmeleri üzerine 2003 yılında, “Ben sizin durduğunuz yerden tedirgin oldum, başka yere gidiyorum.” diyerek İslâmcıların politik duruşundan berî olduğunu belirtmişti. Bu ayrılışın ardından İsmet Özel bir mülakatta, “Ben İslâmcıları hep Türkiye’ye çekmeye çalıştım,” şeklinde bir açıklamada bulundu. İsmet Özel 80’ler ve 90’larda nasıl kozmopolit ümmetçiliği benimsemedi ise 2000’li yıllarda da serbest piyasayı savunan ve fikri altyapısında “Milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zemin” anlayışı hâkim olan eskinin İslâmcısı, yeninin muhafazakarlarının öncülük ettiği siyasi harekete aynı şekilde uzak durdu. Özel, İslâmcıların muhafazakârlaşarak liberal bir çizgiye geçmelerine çok sert tepki vermiştir ancak İslâmcılıktan vazgeçmemiştir. Özel, “İslâmcı mısınız?” sorusuna katıldığı programlarda “Hem de nasıl…” diyerek İslâmcılığı bırakmadığını sadece eski İslâmcıların politik duruşlarından berî olduğunu belirtmiştir.

Özel’in gerek Ak Parti’ye gerekse de kozmopolit İslâmcılığa mesafeli durmasının altında, bu toprakları “vatan”, Türk milletini ise “üstün” bir millet olarak görmesi yatar. Tabii ki burada Özel’in vatan ve millet kavramları kendi bağlamında değerlendirilmelidir. Bu toprakların İsmet Özel tarafından vatan kabul edilmesi ve bu milletin cihad merkezli bir toplum oluşturarak İslâm ümmetine büyük hizmetlerde bulunması Özel’i kıskançlığa itmiştir. İsmet Özel milletini ve toprağını diğer milletlerden (özellikle kapitalist Batılı devletlerden) adeta kıskanmıştır.

İsmet Özel’i değerlendirirken Özel’in bir şair olduğu gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız. Şairler mecburen çıktıkları toprağa bağlıdırlar. Örneğin dönemin önemli İslâmcılarından olan Sezai Karakoç ve Hayrettin Karaman, iki isim de ümmetçi-evrensel bir İslâmcılık benimsediler ancak Sezai Karakoç çok daha yerli kaldı. Bu durumda Sezai Karakoç’un bir şair olmasının çok büyük önemi vardır. Aynı şekilde Necip Fazıl da her ne kadar farklı bir İslâmcılık benimsese de yerel unsurlardan beslenmiştir. Özel, bir şair olarak da pergelin yazmaz sivri ucunu Türkiye kabul etmiş ve ayaklarını Türkiye’ye sabitleyerek İslâmcılık yapmıştır. Bir şair olarak Özel, Yunus Emre, Mevlana, Karacaoğlan gibi bu toprakların yetiştirdiği şairlerden beslenmiş ve kendisini bu şairlerin varisi olarak görmüştür.

İsmet Özel, İslâmcıları Türkiye’ye çekme çabasında kesin başarılı oldu denilemez. Dönemlerin kendi içlerindeki siyasi ve ekonomik durumlar, insanların kendi şahsi tercihleri her dönem belirleyici olmuştur. İsmet Özel tam başarılı olamasa da İslâmcıları yerellik manasında ciddi şekilde etkilemiştir. Son yıllarda sıkça vurguladığı İstiklal Marşı ve Türkiye’nin vatanlaştırılması olayı İslâmcılarda az da olsa karşılık bulmuştur (gençlerde daha fazla karşılık bulduğunu söyleyebiliriz). İsmet Özel muhteşem şairliği, üst düzey entelektüel donanımı ve ahlâklı yaşantısı ile her kesimi etkilemiş ancak hiçbir kesimi kendi düşüncelerine adapte edememiştir. Sevilmiş ancak düşünceleri benimsenmemiştir.

Yazımızı İsmet Özel’in yerliliğe ve yerelliğe bu kadar önem vermesinin nedenini kısaca özetleyen İsmet Özel’den bir alıntı yaparak sonlandıralım: Jules Romains diye Fransız bir yazar var. Bunun Türkçe'ye çevrilmiş ‘Dirilen Şehir’ diye bir kitabı var. İncecik bir kitaptır o. O kitapta helâ duvarına yazılmış bir yazı zikredilir. ‘Midesine indirdiği her lokmanın karşılığını o topluma iade etmeyen, vermeyen kişi o toplumda asalaktır.’ Bu beni çok etkiledi. Seni başka insanlar bir yere getirmiş bu belli bir şey. Bu başka insanlar annen baban olabilir, akrabaların olabilir, devlet olabilir. Onların sağladığı imkânlar olmadan kendin olamazsın, yani ben çalıştım, kazandım diyorsun da nerde çalıştın ve neyi kazandın? Bütün bunlar sana başka insanların verdiği şeyler. Onların sana verdiğini sen de onlara geri vermek zorundasın. Bunu yapmıyorsan asalaksın. Asalak olmak da benim hoşuma giden bir şey değil. Şimdi ben sosyalist iken Arapça harflerini öğrenmeye başladım. Çünkü eğer ben bu toplumun iyiye gitmesini istiyorsam, bu iyiye gidiş ancak bir yerden bir yere gidiş olabilir. Hoppadanak iyiye gidilmez değil mi? Dolayısıyla geçmişi olmayan bir toplumun geleceği olmasının imkânı yoktur. Bunun geçmişi nedir? Benim derdim oydu. Dolayısıyla da Arap harflerini öğrenmeye başladım. Ondan sonra hemen olmuş bir şey değil. O çok erken bir şeydir, benim Arap harflerini öğrenmeye başlamam ama bu ihtida meselesi gerçekten öyle çok da genel açıklanabilen bir şey değil. Şu mânâda çünkü eğer kişiliğinize ait bir şey değilse çok kısa bir süre sonra rengi atar ya da kokusu çıkar. Onun gerçekleşmesinde doğrudan doğruya sizin özünüze giden bir şey olması lazım.” (İsmet Özel- Kaçak Yayın (Röportaj)- 2007)

Yani İsmet Özel için mesele; toplumun asalağı olmama meselesidir.

Abdulbaki Korucu

Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2021 Çarşamba 13:30 Güncelleme Tarihi: 27 Mayıs 2021, 09:54
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa küçük
Mustafa küçük - 4 hafta Önce

İsmet Özel bey bu toprakların yetiştirdiği ender fikir adamlarındandır. O nu bilenler tam bilir bilmeyenlerde hiç bilmez. Hayırlu ve bilgilendirici makalenizden dolayı Allah razı olsun. İsmet beyden Allah razı olsun.

Abdullah Ektik
Abdullah Ektik - 4 hafta Önce

Katılıyorum.

banner26