İslamcılık tartışmasında neler yaşandı?

‘İslamcılara düşen, kendi sorunlarını kendi muhatapları ile birlikte tartışmaya başlamalarıdır.’ Abdülaziz Tantik, “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi Sempozyumu”na dair bir değerlendirme yazdı..

İslamcılık tartışmasında neler yaşandı?

 

Son dönemlerde artarak devam eden bir İslamcılık tartışması yaşanıyor. Geçen Ramazan ayında başlayan ve uzun bir sürece yayılan, katılımı ve sürekliliği ile birlikte farklı pencerelerden değişik bakış açıları ile zenginleşen bir İslamcılık tartışması yaşanıyordu. “Arap Baharı” ile birlikte daha çok tartışılması gereken temel bir olguya dönüşen İslamcılık, aynı zamanda Türkiye tecrübesi bağlamında da konu edinilmeli ve tartışılmalıydı. İşte 17-18-19 Mayıs 2013 tarihlerinde Zeytinburnu Belediyesi ev sahipliğinde “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi Sempozyumu” yapıldı.

Bu sempozyumda öne çıkan unsurlar şunlardı:

a) İslamcılık, muhafazakâr düşünce eşliğinde tartışıldı.

b) İslamcılığın öldüğü savı ile birlikte bir “otopsi arzusu” vardı.

c) İslamcı kişiliklerin Türkiye İslamcılığına katkısı değerlendirilirken eleştirel tutumun başat öğe olduğu gerçeği öne çıktı.

d) İslamcı olmayan ya da İslamcı kavramına uzak olan insanların İslamcılık tartışmasının zaafları belirginlik kazandı.

e) Bir sempozyumda süre azlığından yakınan şahısların genel tanımlar aracılığı ile tembelliklerini örttükleri gerçeği ortaya çıktı.

f) Bu sempozyumda konuşmacılar ile dinleyiciler arasındaki belirgin konum farkı dikkat çekti. Yemek ve çay aralarında ayrı yerlerde bulunmaları gibi…

g) Sempozyum ya da bilimsel toplantılarda göz önünde bulundurulan yirmi dakikalık sürenin gerçek anlamda yetmediği, ayrıca bu sürenin konuşmacılar tarafından da doğru bir şekilde kullanılmadığı gerçeği bu vesile ile bir kez daha açıklık kazandı…

İslamcılık, muhafazakârlığı derinden eleştirmeli ve kendi yönünü de kendisi belirlemeli

İslamcılık ve muhafazakâr düşünce arasındaki ilişki ve farklılık ciddi bir şekilde üzerinde düşünülmesi gereken temel bir ayrım noktası… Siyasal ve tarihsel koşullar yüzünden İslamcılık düşüncesi uzun bir süre vebalı ve yasak konumunda bulununca doğal olarak kendini belirli bir dönemde muhafazakâr düşünce eşliğinde korumaya almıştır. Ama bu İslamcılık düşüncesinin muhafazakâr bir tat kazandığı veya muhafazakâr düşünceden beslendiği anlamına da gelmemektedir. Muhafazakârlık, sadece geçici ve belirli bir süreliğine kendi farklılığını muhafaza ederek, varlığını sürdürme uğraşısında bir uğrak yeri olarak öngörülmeli ve öyle kabul edilmelidir. Bugün İslamcılığın muhafazakâr düşünce ile arasına mesafe koyması ve eleştirel tutumunu öne alması da bunu ifade eder durumdadır. Elbette ki İslamcılık bu süreçte bazı muhafazakâr refleksler kazanmış olmalı ki bugün İslamcılık düşüncesi bu reflekslerin öz eleştirisini yapmakla yükümlü hissediyor kendisini… İslamcılığın müktesebatına bakıldığında ve yapılan tartışmalar göz önüne getirildiğinde ne söylediğim kolaylıkla anlaşılabilir.

İslamcılık, muhafazakâr düşüncenin açmazlarına dikkat çekerek muhafazakârlığı derinden eleştirmeli ve kendi yönünü de kendisi belirlemelidir. Bugüne kadar İslamcılık tartışmaları özellikle İslamcıların dışında kotarılmaya çalışılmıştır. Hâlbuki İslamcılık kendi temsiliyetini haiz bir düşünce havzasıdır. Ama maalesef hem uluslararası konumda hem bu ülkede nedense en fazla İslamcılık, siyasal mühendisliğe muhatap olmak zorunluluğuna tâbi kılınıyor. Bu noktada İslamcılara düşen, kendi sorunlarını kendi muhatapları ile birlikte tartışmaya başlamalarıdır. Bunun zeminini, şartlarını olgunlaştırma konusunda bir çaba ve gayret içine girmeye başlamalarıdır.

Meseleyi dışarıdan değerlendirenler daha isabetli düşünceler serdedip tespitler yapıyor

Mümtaz’er Türköne Hoca, İslamcılık tartışmalarında dillendirdiği, sonra da kitaba dönüştürdüğü tezini burada da gündeme taşıdı ve bir otopsi yapıldığı konusunu dile getirdi. Ama sanki kahir ekseriyet içinde böyle bir durum varmış görüntüsü verilmesi ilginç oldu. Hâlbuki tarih ve siyasal şartlar bize şunu gösteriyor ki İslamcılık asıl şimdi tarihsel rolünü üstlenecek vasatı bulacak ve bu noktada ortaya çıkan uluslararası ya da ulusal sorunlara çözüm önerileri getirecek kıvama gelmiştir. İslam dünyasının fokur fokur kaynadığı ve muhalif İslami hareketlerin iktidara gelme yolunun açıldığı bu demde İslamcılığı öldürmek ya da otopsiye yatırmak akıl kârı değilse, bir art niyetin varlığını sezinlemek kaçınılmaz oluyor.

İkbal, Şeriati, Seyyid Kutup, Mevdudi ve Fazlurrahman gibi şahısların İslamcılık düşüncesi bağlamında Türkiye İslamcılığına katkıları tartışıldı. Fazlurrahman’ı anlatan Mustafa Öztürk Hoca hariç, diğer konuşmacılar şahsi görüşlerini öne alarak anlattıkları kişilerin gerçek anlamda İslamcılık düşüncesine yaptıkları katkıyı geri planda bıraktılar. Bu durum sempozyum açısından önemli bir eksiklik olarak iz bıraktı. Sempozyumun en zayıf tarafı bu katkıların neler olduğu tartışmasıydı. Çünkü kavramsal çerçeve içinde mesele değerlendirilmedi. Ama İlhan Kutluer Hoca bize böyle bir konunun nasıl anlatılması gerektiğini çok güzel bir şekilde gösterdi; bunu da söylemeden geçemem. (Ne söyledikleri belli olmayan konuşmacıları zikretmeye gerek yok. Bazen, hiçbir şey söylememek her yerde olabilmenin kuralı gibi duruyor.) Bu da tehlikeli bir nokta ve bunun üzerinde de düşünülmesi gerekir; hem çağıran, hem dinleyen, hem de bizzat konuşanın kendisi adına…

Bir olguyu dışarıdan görmenin artıları elbette ki vardır. Ama bu artılardan, olgu mekanik bir durumsa bahsedebiliriz. Organik, canlı, dinamik bir olgu ise dışarıdan bakıldığında mesele tam olarak anlaşılmış sayılmıyor. Bilakis onu içeriden gözlemlemek ve içeriden değerlendirmek daha önemli oluyor. Bu sempozyumda da İslamcılığı dışarıdan değerlendirenler oldu. Bunun zaafları belli, ancak bu noktada meseleyi dışarıdan değerlendirenlerin daha isabetli düşünceler serdettiği ve tespitler yaptığı gerçeğini de unutmamalı. Aslında mesele biraz da adalet duygusunu yitirmemek ve siyasi bir bakışın temsilcisi olmamakla ilişkili… Ama gönül, İslamcılık’ın bu ülkedeki Müslümanların en temel meselesi olduğu gerçeğini hesaba katarak, bunun İslamcılık düşüncesi ve pratikleri bağlamında gerçek temsilcileri aracılığı ile tartışılmasını arzu ediyor.

Konuşmacılarla dinleyiciler arasına neden mesafe konuldu?

Bu tür sempozyumlarda dikkatimi çeken şey, konuşmacıların ve bilim adamlarının kendi konularını anlatırken yirmi dakikalık süreyi hesaba katmadıklarıdır. Eldeki onlarca sayfa okunuyor, sonra zaman daralınca sayfalar atlanıyor, bu sefer ne söylenen şey belirginlik kazanıyor ne de söylenmeyen… Bu yüzden konuşmacılar davet edilirken sürenin kendilerine dikkatli bir şekilde hatırlatılması ve buna uygun bir hazırlığın yapılmasını sağlamak daha sağlıklı bir ilişkinin/iletişimin olmazsa olmaz ilkesi gibi duruyor.

Son olarak konuşmacılarla dinleyiciler arasına mesafe konulmasının güvenlik gerekçelerini anlayabilirim, ama böyle bir toplantıda ve zaten sadece konuya ilgisi olanların katıldığı bir toplantıda böyle bir ayrım, sınıfsal ayrıcalık gibi anlaşılabilir. İnsan rahatsız olur ki birçok konuşmacı zaten hep dinleyicilerin arasında oldular. Demek ki konuşmacıyı ve dinleyiciyi aynı zeminde buluşturmak aslında toplantının daha verimli olmasını sağlayabilir. Ayrıca Zeytinburnu Belediyesi’ne bu sempozyumu düzenlediği ve dinleyicilerin yeme, içme ve çay vb. ihtiyaçlarını düşündüğü için teşekkür ederiz.

Böyle toplantıların olması her zaman düşünce dünyamıza katkı sunacaktır. Ama yapılan her organizasyondan sonra bir değerlendirme yapılarak daha iyilerini yapma becerisi göstermeyi de ihmal etmemeliyiz. Amacım kimseyi gücendirmek değil, sadece bende oluşan kanaatleri paylaşmak ve eleştirel tutumumla da daha güzel toplantılara katılabilme umudunu diri tutmaktır.

 

Abdülaziz Tantik yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Haziran 2013, 14:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Y. T. Günaydın
Y. T. Günaydın - 6 yıl Önce

Yazar beni İkbal'le ilgili "Şahsî görüşlerimi öne alarak" konuşmakla suçluyor. "Şahsî görüş" suçlaması çok yuvarlak hesap bir suçlama; sanırım bu tabirle "kafadan atma" denmek isteniyor. İkbal'in sufiliği de hesaba katan ama bir tecdid projesi de olan biri olduğunu ve bu yönüyle Türkiye İslâmcılığından farklı bir yerde durduğunu söylemem mi şahsî? İslâm düşüncesinin yenilenmesiyle ilgili eserinin tam olarak hazmedilemediğini ve Türkiye'de daha çok şair olarak tanındığını söylemem mi şahsî?Hayret

banner19

banner13