İnsan risktir

İnsanın kemâli zor zamanında belli olur. Bu sebeple en büyük riski –yani yaşama riskini- göze almak ve yaşamın getireceği mevcut riskleri göğüslemek mecburiyetindeyiz. Süleyman Çınar yazdı.

İnsan risktir

İnsan, başlı başına bir risktir. Hayatı, başlangıçtan sona ve sonun ötesinde bile risklerle doludur.

Hayata ilk adımını atarken başlar riskler silsilesi. Mesela doğumu bir risktir. Hayatta kalamama riski vardır. Sakat olma veya akli melekelerini kullanamama riskiyle doğar.

Hastalanma veya sakatlanma riskiyle karşı karşıyadır yaşarken. İhtiyaçları da ayrı bir risktir. Karşılayamazsa karşılaşacağı zorluklar bir dağ gibi, durur önünde.

Çevresindeki her insan risktir. Eziyet edebilir, yaralayabilir, hatta öldürebilir, duygularını istismar edebilir, gönlünü kırıp incitebilir.

Okula başlar. Her sınavı ayrı bir risk taşır. Geçmişe bakar, geçmişin pişmanlıkları geleceği için risktir, geleceğin kaygılarıysa yaşadığı an için…

Evlilik vakti gelir. Evlense ayrı bir risktir, evlenmese ayrı…

İş sahibi olması gerekir. Maişetini temin etme vakti gelip çatmıştır. İş sahibi olsa ayrı bir risktir, olmasa ayrı…

İman edip edememe riski vardır bir de bunların yanında. İman etmişse her daim dalalete düşme riski vardır üzerinde. Dalalete düşmese bile son nefeste imansız gitme riski yakar kavurur.

Tüm bunların yanında en önemli riski taşır yanında her dem, ölüm riskini… Ölümle beraber yürür fakat dünyanın riskleri en mühim riski hatırlamasına izin vermez ki. Bir bakmışsın tüm riskleri silen o risk gerçekleşmiş bile…

Ölüm riskleri bitiren bir olay değildir insan için. Bilakis yeni risklerin başlangıcıdır. Çünkü geçmiş ve gelecek tüm risklerin en büyüğü vardır ölümün ötesinde. Hakiki kurtuluşa erip erememe riski…

İnsanı insan yapan da bu risklerdir. İnsan bu riskleri göze aldıkça ve göğüsledikçe insan olur. Çünkü fıtraten bu risklerin çemberinden geçecek şekilde, hatta geçmek için yaratılmıştır. Risk yaşaması gerekir ki insanlığı ortaya çıksın. Yiğit er meydanında belli olur hesabı. Yoksa er meydanına çıkmayana kim yiğit desin? İnsanın kemâli zor zamanında belli olur. Bu sebeple en büyük riski –yani yaşama riskini- göze almak ve yaşamın getireceği mevcut riskleri göğüslemek mecburiyetindeyiz.

Osmanlı’nın sigorta şirketleri

Yaşamı, yaşamlarımızı ve yaşamın içindeki riskleri var eden, elbette bir sigorta da var etmiştir değil mi? En büyük sigorta olarak da kendi varlığını göstermiştir. Kendi varlığından medet ummamızı ve kendi varlığına sığınmamızı istemiştir. Kişilerin, şirketlerin ve devletlerin gölgesi altına değil. Onların kendi varlıkları garanti değil ki, yapacakları işin veya verecekleri teminatın bir garantisi olsun. Elbette gerekenleri yapmak şart, kanuni çerçevede yapılması gereken sigortaları yapmamız elzem. Fakat niçin hayatın gidişatı içerisinde evimizden, arabamızdan tutun da tüm malvarlığımıza ve tüm bedenimize hatta tüm yaşamımıza kadar sigorta ettirir hale geldik? Yaşamımızı ayrı sigorta ettiriyoruz, ölümümüzü ayrı; sağlığımızı ayrı sigorta ettiriyoruz, hastalığımızı ayrı. İmkânımız olsa duygularımızı da sigorta ettireceğiz.

Garantici bir toplum olduk. Oysa insan başlı başına bir risk olarak yaratılmıştı. Ölüm bir riskti mesela. İman bir riskti, son nefeste imanlı ölememek de vardı. Cihadı cihat yapan onun riskiydi. Evlenmek bir riskti. Biz bu riskleri göze alamadığımızdan ve en başta yaşama riskini göze alamadığımızdan bu hale geldik. Sigorta şirketlerinin çoğalması buna delalet etmiyor mu?

Garanti altına almaya çalıştıkça yaşamlarımız daha da bozuldu. Tüm riskler temin edildikçe biz daha fazla risk altında yaşamaya başladık. Bizi ve tüm riskleri yaratandan ziyade bizim gibi, risk altında olan insanların, şirketlerin ve devletlerin vereceği teminatın gölgesine sığınma hatasına düştük. Onlara bel bağladık. Kanuni mecburiyetleri geçip keyfi hususlarda sigortalar yaptırdık. Bel bağlayacağımız, medet umacağımız makamı unuttuk. Riski yaratanın, onu yok etmeye de kadir olduğu aklımızdan uçup gitti. Aslında neler uçup gitmedi ki? “Bir musibet yazılmışsa tüm insanlık bir araya gelse bile onun değişmeyeceği, bir lütuf yazılmışsa da tüm dünya bir araya gelse bile onun engellenemeyeceği” düsturu bunlardan biri sadece…

İngiliz Büyükelçisi, eski Osmanlı evlerinin dış duvarlarına asılan “El-Hafîz” levhalarını görünce Keçecizade Fuat Paşa’ya bunların ne olduğunu sormuş. Fuat Paşa da lafı gediğine koymuş ve tam da İngiliz’in anlayacağı dilden bir cevap vermiş: “O gördükleriniz, Osmanlı’nın sigorta şirketinin levhalarıdır.”

Yaşamla ölüm arasında bir varsayımdan ibaret olarak yaşıyor insan. Varlığının bir garantisi yok ki yaptığı işin olsun. Varlığı garanti olmayanın vaat edeceği sigorta ne kadar olur? Kendi risk altında olan, başkasına hangi risk hakkında teminat verebilir? Yaratılmış hiçbir varlık yaratanın yapmış olduğu sigortadan daha sağlam sigorta edemez. Ve hiçbir teminat kimseyi onunkinden daha müsterih kılamaz.

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2020, 11:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26