İbrahim Betil karışmasın çocuklarımıza!

Neşe Düzel'in Taraf'ta İbrahim Betil ile röportajı biz dincilerin(!) ağzına bal çalar gibi yapıyordu ama çok ezber, çok kalıp olmaktan öteye geçemiyordu.

İbrahim Betil karışmasın çocuklarımıza!

 

Bir milletin hafızasına dokunmak isteyenlerin en büyük saldıracağı millet dokusu eğitim olsa gerek. Türkiye’de sosyal tarih çalışmaları yapanların da göz önünde bulundurması gereken toplumsal yapılardan biri eğitim. Modernleşme tarihimizin başlangıcından beri kurtuluşu hep eğitimde aramışız da bir türlü kurtulamamış ne yazık ki(!). (Örümcek kafalılığımız genetik(!) midir ki?) Önce askerî eğitimi baştan sonra değiştirmişiz. Askerî eğitimin değişmesinin izlerini cumhuriyetin kurucu kadrolarında görmek mümkün. Cumhuriyetin teknik okulları 2000’li kadar yönetim kadrosunu belirlemedi mi? 28 Şubat’ın iki önemli aktörü de teknik okuldan arkadaştı. 28 Şubat darbesi, yönetime talip olduğu düşünülen imam-hatiplerin önüne set çekmek için yapılmadı mı? Kadere bakın ki engelledikleri imam-hatipli, bugün Başbakan. Bin yıl süreceği düşünülen 28 Şubat’ın ise son demleri.

Statükonun mikrofonu Taraf!Neşe Düzel ve İbrahim Betil

Bugün kesintisiz zorunlu eğitimden vazgeçilerek yeni bir uygulamaya geçiliyor. Hükümet zayıf halkalarından birini daha tamire çalışıyor. (Zayıf halkalardan biri de Kültür Bakanlığı ama orada henüz bir hareketlilik yok.) “4+4+4=12 yıl Zorunlu Eğitim” sistemine geçilmeye çalışıyor. Arada cılız sayılabilecek muhalif sesler var. 28 Şubat sürecinde taraf olan medya bugün gücünün farkında. Ya da doğru vakti bekliyor.  Ankara’da eğitimcilerin 12 yıla karşı 100 kişilik yürüyüşü de bu süreçte zihinlerde yer aldı. Gerek görsel medyada gerekse yazılı medyada garip konuşmaları da duymuyor değiliz. Hatta bu süreçte ADD menşeli derneklerin sessiz kalmalarını da anlamış değilim. Hatta Kemalistlerin,  “elimiz kolumuz bağlı söyleyecek sözümüz yok” tavırlarını da anlıyor değilim. Meselenin sadece kız öğrenciler üzerinden götürülmesini hele hiç anlamıyorum. Kimse, “tamam bir şeyler zorunlu olsun ama asıl değiştirilmesi gereken tek tip müfredat, zorunluluk, ders içerikleri, ders kalitesi, öğretmen kalitesi” demiyor ya da diyemiyor ne yazık ki.

Taraf gazetesinde Neşe Düzel’in Türkiye’de eğitim sektöründe kendi evsafına göre işler yapan İbrahim Betil ile yaptığı söyleşi beni bir kez daha düşündürdü. Hatta sadece söyleşinin giriş bölümünde Neşe Düzel’in yazdıkları bile derdimizi anlatmaya yeter bile. Meseleyi yine tali meselelerle gidermeye/yok etmeye çalışıyorlar. Neşe Düzel "Neden İbrahim Betil?" sorusunu sormuş ve 28 Şubat sürecinin güvercini, çağdaş, Batıcı eğitim gönüllüsü kahramanı Betil'i, söyleyecek bir sözü olmamasına rağmen tercih etmeyi başarmış. Bu röportaj yanlış bir tercihtir. Gitse ÖNDER'in emektarlarından İbrahim Solmaz ile konuşsa, sisteme karşı bir çıkış yolu arayıp geliştiren Ömer Faruk Korkmaz ile konuşsa sahici bir iş yaptığını söyleyebilirdik Düzel'in. Böyle yaparak statükonun mikrofonu konumuna düşmüyor mu Düzel, düşmüyor mu Taraf?!

Bu tasarı nerden çıktı?

-Zorunlu eğitim sistemini değiştiren tasarı, neredeyse Milli Eğitim Bakanı’ndan bile kaçırılırcasına bir grup AK Partili tarafından Meclis’e getirildi. Neşe Düzel tasarıdan Milli Eğitim Bakanı’nın haberdar olmadığını nereden biliyor? Cümlede hem “ben bir şey demeliyim” hem de “dememeliyim” havası var.

-Çocukların geleceği, toplumla hiç konuşulmadan Meclis’in bir odasında planlandı. Neşe Düzel’in toplumu hangi toplum acaba? Garip ilişki ağları, genel toplum kabulleri ile bağdaşmayan insanları mı kastediyor acaba? Neşe Düzel magazin basınının toplumunu mu, ateist, agnostik, entelektüel toplumu mu(!) kastediyor acaba?

-Bu hız, bu acele, bu dayatma niye? Bunun cevabı yok. Bir hız mı? Acelecilik mi? İktidar 10 yıldır Mili Eğitimle ilgili ne yaptı ki? Bir de dayatma. Asıl dayatma zorla insanların okul sıralarında oturtulup kendi yeteneklerini öne çıkarmayan bir eğitime tâbi tutulmaları değil midir?

-Çağın gerisinde kalan eğitimin içeriğini, öğretmenlerin kalitesini, okul ortamını, ders kitaplarını da düşünüyorlar mı? Peki, yeni modele itiraz edenler en çok neye karşı çıkıyorlar? Bu eğitim yasasının göründüğünden başka amaçlar taşıdığını mı düşünüyorlar? İmam-hatiplerin orta kısımlarının açılmasına karşılar mı? Küçük çocukların din eğitimi görmesi eğitim açısından sakıncalı mı? Neden bizde eğitim tartışmaları hep küçük kızların eğitimi konusuna takılıp kalıyor? Türkiye, çocuklarını yeni çağa uygun yetiştiremezse bunun sonuçları ne olur? İçeriğinde katıldığım ifadeler olsa da niyet okuyuculuğunu benimsemek mümkün değil. Bu sistem toplumun geleceğine yön vermekten aciz. Toplumu ve değerlerini taşımıyor. Topluma dayatmada bulunuyor.

İbrahim BetilENKA okulları, İstanbul Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Öğretmen Akademisi Vakfı gibi pek çok kuruluşta emeği olan İbrahim Betil’in bu konudaki görüşleri de bildik aydınlatmacı Çalıkuşu Feride yaklaşımında.

Başlarını örtsünler ama kafalarını biz dolduralım

Betil’e göre, “Eğitimde sekiz yıl devamlılığa geri dönülmesi iyi… Lise eğitimi, açık öğretimle yapılabilecek. Bu da iyi değil.” Şimdi soruyorum neden eğitimin sadece sınıf ortamında gerçekleşeceğine dair bir kanaate sahibiz? Başka bir ortam ya da durumda eğitim gerçekleşemez mi? Asıl soru şu: Öğrencilere öğretmeleri için sunduklarımız cidden insanın öğrenmesi gereken şeyler mi?

Yine Betil diyor ki, “sekiz yıllık kesintisiz eğitim sisteminin olumsuzlukları bilimsel olarak ortaya konsun.” Bilimselliğin ölçütü nedir? Toplum sosyologlarının toplum ve birey ilişkilerinden çıkardıkları ileri geri anlamsız hükümleri midir? Madem ki Betil bir eğitim gönüllüsü; okullarındaki öğrenci serüvenlerini düşünmesi yetmez mi?

Betil’in değişiklikte karşı çıktığı konulardan biri de şu: “Dördüncü sınıftan sonra çocukların meslekî eğitime yönlendirilecek olmalarına şiddetle karşıyım ben.” Ve diyor ki:  “Düşünün... 11 yaşındaki çocuğu, ‘açıktan öğretim alacak’ diye evin içine çekeceksiniz. Okul, sadece bilgi aktarımdan ibaret değildir ki! Okul, çocuğun gelişimi için ihtiyaç duyduğu sosyalleşmeyi verir ona. Okul, insanlarla iletişim kurmak, ekip çalışması yapmak, birlikte bir şeyler yaratmak için çocuğa bir ortam sağlar. Kendi yeteneklerini keşfedebilmesinin yolunu açar. Sen 10-11 yaşındaki çocuğu, uzaktan eğitim yapsın diye okuldan alıp evin içine koyduğun zaman, onu bütün bu imkânlardan yoksun kılarsın.”

Altı çizili satırlardaki ifadeler bildik ezber cümleler değil mi? 10 yıldan fazladır kesintisiz eğitim uygulanıyor. Bugün okullar bir sosyalleşme mekânı mı yoksa bireyin toplumuyla kavga etmesine neden olan bir mekân mı? Çocuklarımız okullara, dersanelere hapsedilmedi mi evlere hapsolmasın diye?! Onu senin tek müfredatlı, nesebi gayri sahih okuluna göndermediğimde evime hapsedeceğimi nerden çıkartıyorsun? 1000 kişiden 900’ü hapsedecek çocuğu diye 100 farklı, özgün, özgür okulları oluşturacak insanların önünü kapatma hakkını nasıl kendinizde görebiliyorsunuz?! Sekülerist, liberal, laik aklınız bu kadar mı kısıtlı yani?!!

Betil gibi düşünme eksenine sahip olanların yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri de örtünme meselesi: “Eğer mesele, inanç meselesiyse, özellikle kızların ergenlik yaşına gelirken başlarını kapatıp, onları, dinî kültürün parçası olmaları için yönlendirmekse... O zaman kız çocukları başlarını kapatsınlar ve okula öyle gelsinler. Evet, başını örtsün. Başı örtülü olarak ilkokula gelsin. Yeter ki kız çocukları okula gelsinler, okusunlar. Eğer mesele başı örtüp örtmemekse, ilkokulda başörtüsünün serbest olmasının bence hiç bir sakıncası yok. Hiçbir mesele, kız çocuğunun eğitiminden ve öğretiminden daha önemli değildir!” Bu cümleleri nasıl okumamız lazım? Betil gibi düşünce eksenine sahip olanların geldikleri son nokta olarak mı bakmak lazım yoksa “biz istedik ve size imkân tanıdık” diye mi okumak lazım?  Sanki padişahımız ulufe dağıtıyor. Yahu kız öğrencilerde ya da ailelerinde bir sorun yok ki? Sorun onlara rağmen “eğitim böyle olmalı” diyenlerde değil mi? Bizi aydınlatmaya çalışan Feride’lerde değil mi? Halkını, örfünü, kültürünü, inançları, din, Allah, Kur'an, iman kaygılarını karanlık görenlerde değil mi?

Ebeveynler, “ben çocuğuma bu eğitimi aldırmak istemiyorum” diyemez mi?

Betil’in düşünce ekseninin asıl sorun alanı ise bu olsa gerek:  “10-11 yaşında bir çocuğun imam-hatipe yönlendirilmesine karşıyım. Çocuk imam-hatip dâhil meslek okulu seçimini 15-16 yaşında yapmalı. Çocuklara o özgürlük verilmeli. Çocuk açısından imam-hatiplerin orta kısımlarının açılmasına bu manada karşıyım. Din eğitimi için camilerde kurslar açılsın ve isteyen aileler din eğitimi için çocuklarını okuldan sonra bu kurslara göndersin. Askerlik dersini okulun içine sokmak ne kadar gereksizse, zorunlu din eğitimini de okulun içine sokmak o kadar gereksiz. (Modernleşme tecrübesinin başından beri değişmeyen kıyaslama.)

Betil’e göre çocuğun nasıl yetişmesi gerektiğine aile karar veremezmiş: “Ne aile ne de devlet karar vermeli. Aile de, devlet de çocuğun sahibi değildir. Çocuğu anne babanın mülkü olarak görmek, eğitime çok ideolojik, çok formalist bir bakış açısını getirir.” Elbette aile çocuğun yetişmesinde tek başına etkin değil ama her ebeveyn kendi çocuğu üzerinde bir tasarruf hakkına sahiptir. Ben bir ebeveynin, “ben çocuğuma bu eğitimi aldırmak istemiyorum” diyememesinin anlamsız olduğunu düşünenlerdenim. Ebeveyn diyebilsin ki çocuk da ebeveynine iradesini belirtsin. Unutmamalıyız ki geleneğimizde çocuk, ismini hak edecek bir eylemde bulunurdu.

“Kız çocuk 11-12 yaşında ergenliğe geldiğinde okula giderse, yanlış bir şeyler mi olur diye düşünüyorlar ve daha muhafazakâr bir ortamda okusun istiyorlar. Bu yüzden devlet kız çocukların başlarını örterek okumalarına izin vermeli.” Bu cümleler de ezber cümlelerden biri. Muhafazakar aile diye tanımladığı insanlar, bu konuda haksız mı? Aileler sadece çocuklarının dünyalık mutlulukları için çabalamıyorlar, ahirete uzanan bereketli bir eğitim vermek istiyorlar bilinç düzeyinde. Betil’e sormak istiyorum: Bu eğitim sistemi ölümü ve ölüm ötesini nasıl tanımlıyor acaba?

Bir eğitim ki insan tekinin hayatından, ötelerden haber vermiyorsa ezberden öteye geçmez. Eğitim alan bir papağan, eğitim veren de papağan eğitmeni olur ancak. Bugün durum bundan farklı değil. Devlet artık çocuklarımıza el koyma hakkını kendinde görmemeli, görememeli!

Zorunlu eğitime de hayır! Eğitime de hayır! Bıktık Feride’lerinizden! Bizi aydınlatmaya çalışmalarınızdan!

Çekin ellerinizi çocuklarımızın üzerinden!

 

Ahmet Topçu anlamak için yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Mart 2012, 05:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13