Hz. Mevlânâ'yı nasıl anlamayalım?

Hz. Pir Mevlânâ Celaleddin-i Rumî k.s. Efendimiz hakkında yazılan kitaplara bir yenisi daha eklendi. 'Hz. Mevlânâ'da Aşk ve Varoluş' isimli eser, Hz. Pir'i varoluşçu bir gözle inceliyor. Ahmed Sadreddin bu yaklaşım hatası üzerine yazdı..

Hz. Mevlânâ'yı nasıl anlamayalım?

Hayatı ve mensubu olduğu İslam dinini aşkla yaşayan ve öyle yorumlayan Hz. Mevlânâ, sevginin ve muhabbetin giderek azaldığı günümüzde, insanlığın sığındığı bir liman olma hususiyetini sürdürüyor. Tesis ettiği tarik-i Mevleviyye canlılığını yitirmiş gibi görünürken, telif ettiği eserleri ve bilhassa Mesnevi-i Şerif'i, vicdanının izinden yürüyenleri irşad etmeye devam ediyor.

Hayatı ve eserleri üzerine bugüne dek bir çok araştırma yapılan, seminerler, sempozyumlar düzenlenen Hz. Mevlânâ hakkında geçtiğimiz aylarda bir kitap daha yayınlandı. Mustafa Çevik'in kaleme aldığı ve İnsan Yayınları tarafından neşredilen "Hz. Mevlânâ'da Aşk ve Varoluş", Hz. Pir'i varoluşçu bir perspektiften değerlendirme gayretleri güden bir çalışma. Kitap varoluşçu felsefenin filozofları ile Hz. Mevlânâ arasındaki benzerlikleri ele alıyor ve 'zorlama' diyebileceğimiz bir yorumla, Hazret'i 'varoluşçu' olarak niteliyor.

Kendini bilen Allah'ı bilir

Hz. Mevlânâ'nın varoluş sürecini tamamen insanın içinde olup biten bir serencam olarak kabul ettiğini ve bunun insanın kendi iç dünyasına yönelerek benliğini sorgulamasıyla başladığını söyleyen kitabın yazarı Mustafa Çevik, kişinin kendini bilmesinin Allah'ı bilmeye giden yolun başı olduğunu kabul eden Hz. Rûmî'nin, kendi ben'ini yok ederek, Allah karşısında hiçliğinin şuuruna varmayı, insanın var oluşunun esas nedeni olarak vurguladığını ifade ediyor.

Bundan hareketle Hz. Mevlânâ'nın bu farkındalık ve şuurlu olma halini varoluşçu tarz olarak kabul etmenin, varoluş felsefesinin problematiği açısından bir sakıncası olmadığını söyleyen yazar; varoluşçu düşünürlerin çoğunda bulunan ortak temaların Hz. Pir'de de mevcut olduğunu ve O'nun çoğu tartışmalarında insanı merkeze almasının, “varoluşçu” olarak nitelendirilmesi hususunda delil olarak kabul edilebileceğini söylüyor.

Yokluk bilincine yönel

Hz. Mevlânâ'nın varoluşçu düşünce geleneği ile paralellik arz eden en önemli etkenin 'bilme'yi bir epistem sorun değil, bir edimsel süreç olarak kabul etmesi olduğunu vurgulayan Mustafa Çevik, Hz. Pir'in bilmenin aracı olarak usûl bilimlerini, grameri ve tapınma ritüellerini bir kenara bırakarak, yokluk bilincine yönelmeyi önerdiğini ifade ediyor.

Yukarıda aktarılabilenler gibi bir çok hususta Hz. Mevlânâ ve varoluşçu filozoflar arasında benzerlikler saptayan yazarın görüşleri pek makul görünmüyor. Zira Hz. Mevlânâ'nın "varoluşçu" olarak nitelendirilmesinde fayda olup olmadığı tartışmasına hiç girmeden, benzeyen ve benzetilen ilişkisinde bir sapma olduğunu düşüyorum.

Kim kime benziyor?

Önden gelen ve bıraktığı büyük tesiri hâlâ faal olan bir İslam velisini, kendinden asırlar sonra temsilcilerini veren bir ekole nisbet etmek pek sağlıklı bir görüş değil. Kitap tam tersine çevrilerek, varoluşçu düşünürlerin Hz. Mevlânâ ile benzerliklerinin ele alınması bendenize göre daha iyi bir netice verirdi.

Hz. Mevlânâ'yı varoluşçu felsefeye nisbet etmektense, varoluşçu düşünürlerin ayniyet arz eden düşüncelerini Hz. Mevlânâ üzerinden tashih etmek daha doğru olurdu. Zira Hz. Mevlânâ'nın eserlerinden hareketle kendisi bir çok felsefi akıma nisbet edilebilir. Bunun bir örneği halen yaşamakta olan Hazret'i hümanist olarak kabul etme hastalığı.

Hz. Pir'den ziyade varoluşçu düşünürlerin fikirlerinin öne çıkarıldığı ve koca bir okyanusun varoluşçuluk kasesine sığdırılma çabaları olarak nitelendirilebilecek bir çalışma olan 'Hz. Mevlânâ'da Aşk ve Varoluş'u, Hz. Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rûmî'ye yanlış bir yerden yaklaşan kitaplar arasında zikredebiliriz.

Ahmed Sadreddin yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2019, 12:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26