banner17

Fırat Mollaer'in eserine dikkat!

Lütfi Bergen Nurettin Topçu'nun gözlerden kaçırılan bir özelliğine dikkat çekiyor..

Fırat Mollaer'in eserine dikkat!
11845
(+)

Ellerini açmış “enel Hakk” demiş bir adamdı. Bu söz, “Allah’ın bizdeki hareketi”dir (Nurettin Topçu, İradenin Davası-Devlet ve Demokrasi, Dergah, 1988:73). İbn Arabi’den ziyade Hallac’ı önemsedi. Ferdiyetin “kendi kendisini ve başka varlıkları değiştirmesi”  (N.Topçu, Varolmak/ VA, Dergah, 1997:15) hakkında konuşuyordu.

Hürriyet hareketle olur

“Hürriyetim, hareketimin varlığı sayesinde vardır ve hareketle birlikte kendini gösterir” (VA, 1997:15) sözü, eşref-i mahlukat olan insanın “varlık” olarak ortaya çıkma imkanını arıyor. Nizam arayışı, İslâm’ın Anadolu toprağına has terkibinin, Selçuklu –Osmanlı tarihindeki tecessümüdür. Yine tecessüm edecek inancındaydı. Bu nedenle Türklüğü Anadolu’dan başlatır. ”Milliyetçiliğimizin 1071 Malazgirt zaferiyle başladığını görmemek kaabil  olmaz"  (N.Topçu, Milliyetçiliğimizin Esasları/ME, Dergah, 1978:33) derken, Orta Asya’dan “bu ülke”ye gelmiş bir  “Türk” kimliğinden kopar. Nasyonal Sosyalist olduğu iddia edilmiştir: “düşünsel anlayışını oluşturduğu II. Dünya Savaşı öncesi koşullarının da etkisiyle ve o dönem Cumhuriyet aydınlarıyla paralel bir biçimde ‘nasyonal sosyalist' ideolojiyi İslam'a uyarlayan, otokrat ve milliyetçi bir anlayış ” (Gerçek Hayat, S: 343, 18.05.2007). Bu iddia, Anadolu’nun bir çok etnisiteye dayandığı gerçeğinde temellerini yitiriyor.

Topçu’nun “Alperen”,Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” dediği mistikler, İslamiyet sayesinde ruh inkılâbına uğramışlardı. Anadolu’yu onlar mayaladılar. ”Anadolu’nun coğrafyasında İslam’ın ruhunu yücelten ve toprağın çehresine İslam’ın ruh ve karakterini sindiren ruhçu bir milliyetçilik davasına bağlanıyoruz” (N.Topçu, ME, 1978:36). İslam diniyle iradenin davasını güden ve toprağı şekillendiren Anadolu Müslüman’ı, geldiği topraklarda bir zamanların Eti, Roma tebaa olan halkı “Türk” kimliğinde harmanlamıştı.

Köy, milletin öz benliğidir

Köye inanıyordu. Köyün şehre akmasına, adeta 1590’ların Çiftbozan Celali’lerinin uğradığı kırıma benzer bir facia gibi bakıyordu. Zira, O’nun nezdinde köy ve toprak adamı, bu coğrafyayı  “vatan” yapan maya idi. Remzi Oğuz Arık gibi düşünüyordu: ” Tarihimizin dönüm noktalarındaki büyük hareketlere dayanacak insan,para, enerji bulabildiysek ve nihayet bugün siyasi yekpareliğini kazanmış bir vatan kurabilmişsek bunun nedeni: Türkiye’deki halkın yüzde yetmiş beşinin köylü, Türkiye topraklarının yüzde yetmişinin köy olmakta devamıdır (…) köyü şehirleştirdik mi (…) yiyen ve yenen şeyi açıkta, üretmek imkanından uzak bırakmış ve onları besleyeni yok etmiş oluruz” (Remzi Oğuz Arık, İdeal ve İdeoloji,Burhan Kitabevi, 1955:99) diyordu.

21.yy’ da tarım ülkesi Anadolu toprağının, gıda bağımlılığına uğramasını, et ve tahılı ithal etmek zorunda kalışını açıklar bu cümleler. On binlerce gencin işsiz kalışını da. Kentlileşmek pozitivizmin ilmihal düsturudur.

11846
(+)

Nurettin Topçu sosyalistti. ”Cemaatçi sol” kavramı içinde mütalaası gerekli bir adamdır. Köylümüz feodal toplumun çözülmüş bireyi olmadığından, endüstriyalizm bu topraklara intibak etmeyecektir. O Kemal Tahir’in yaptığı gibi yapamazdı. Kemal Tahir, ekonomik tasavvurlarını Marksist ideoloji ile oluştururken,Anadolu gerçeğini insan temelinde “rölativist” kılmaya mecbur kalmıştı (Kemal Tahir’in rölativizmi için bkz:Aslı Güneş,Kemal Tahir’in Marksizmi Yerli mi Milli mi, Doğudan Dergisi, 2009 Kasım, s:14:56-63).

Topçu’nun elindeki malzeme Marksizme dayanmadığı için daha sahicidir. Türkiye’de marksist ve endüstriyalist solculuğun gölgesine sığmayan bir “inanmış sol” adamdı. O’nu “ütopik sol” görenler ve Cemil Meriç’in Saint Simon’culuğu ile kıyaslayanlardan ötede idi. Çünkü Saint Simon, “endüstriyalist” idi. Simon, proleterya toplumuna giden içtimai değişimi reddetmemişti. Yine Simon, pozitivistti, Şeriati gibi. Oysa Topçu’nun Anadolu toprağına aidiyetle kaim, toprak-halk-din terkibi vardı.O “varolmak” diyordu; Saint Simon ve Şeriati gibi diyalektik determinizmden bahis açmadı. Türk muhafazakârlığının temalarından kalkarak antikapitalist öğelere ulaştı. Emekçinin hak talebini, köylünün toprak davasını mesele etti. Ebu Zer(ra)’in, Muaviye’nin sarayına gelip dikildiği gibi haykırdı küçük bedeniyle: “Mü’minlerin kardeşliği böyle bir kara damın altında barınamaz. ’Zenginlerin malında fakirlerin hakkı vardır’. ’Ve ey mü’minler. Ancak nafakanız size helaldir’. İslam’ın istediği,her mahallesinde bir milyonerin türediği zenginlerin cemiyeti değildir(…) Ferdi varlıkları semirten bir rejim içinde yetmiş hac seferi ile Cennet’e kavuşacaklarını vehmeden bedbahtlara, Mi’rac’tan dönüşte büyük Peygamber’in söylediğini hatırlatırım: ’Cehennem’de zenginlerle kadınları gördüm, Cennet’te fakirlerle çocuklar vardı’. Biz bu fakirlerle bu çocukların hizmetindeyiz” (N. Topçu,Ahlâk Nizamı/AN, 1997:26).

Toprak, kişi nin varlığını şekillendirir

Topçu’nun sosyalizmi köyde başlıyor. Selçuklu’dan Osmanlı’ya tatbik edilen toprak sistemine dayanıyor. Anadolu’da bin yıldır uygulanan dirlik (tımar) nizamına ve onu tahkim edecek bir devlet zihniyetine varıyor. Toprak reformuna. “Çiftçiye geçineceği kadar toprak mülkiyeti verilmelidir” demişti. ”Nizamülmülk’ün sonra da büyük hükümdar Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı, toprağın çalışana eşit olarak paylaştırılması esasına, adaletle ve üstündeki insanın köle ve ırgat olmayarak çalışabilme esasına dayanacak bir toprak reformunun yapılması şarttır. XVIII. asır iktisatçılarının ileri sürdükleri bölüşmeci sosyalizm, ferdin hürriyetini koruyucu tatbikatını bu günkü Anadolu’ da arayacaktır” (N.Topçu ,AN, 1997:107).

Bütün bu alıntıları gözden kaçırılmış bir kitabı hatırlatmak gayesiyle kaleme aldım: Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı, Dergah Yayınları,2007. Mollaer, kitabını oluşturan makalelerde Topçu'nun sosyalizmi hakkında önemli tespitler veriyor.

11847Belki bu vesileyle Ömer Laçiner’in aşağıdaki değerlendirmesindeki haklılık payı azalır ve kimbilir İsmet Özel’i yeniden anlamak gayreti bulabiliriz kendimizde:

“Çürüme alametleri (…) sola eğilimli olan metropol varoşlarında İslami harekete doğru hissedilir bir yönelişe yol açmış ise de; İslami akımda bu olguyu merkezine alan öznesi yoksullar olan bir İslami yorum (…) görülmemiştir (…) “eşitlik” kavramı (…) tasavvuf geleneğinin küllenmiş mirasından pekala türetilebilir iken (…) bunun değinme konusu bile olma(mıştır)” (Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Editör: Yasin Aktay, İletişim, c: 6, 2005: 475).

 

Lütfi Bergen dikkat çekti

 

Güncelleme Tarihi: 19 Şubat 2010, 13:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
yaşar sarı
yaşar sarı - 9 yıl Önce

güzel bir yazı tebrikler devamını bekler teşekkürler

selim ışık
selim ışık - 9 yıl Önce

Topçu'nun dikkat etmediğimiz bir yanına dikkati çekmiş kitap ve bu yazının yazarı... Topçu üzerinde fazla düşünmedik sanırım. bizim gürültülü bir ortamımız, hayaller kuran cümlelerimiz varken buna sanırım daha uzun zaman fırsat bulamayacağız. Lütfi bergenin dergahtaki yazılarını ve kitabını okumuştum. keşke daha fazla okuma imkanımız olsa...topçu-özel çizgisinnin farklı bir yansımasıydı yazıları...

İlkay Türkyay
İlkay Türkyay - 9 yıl Önce

hayaller kurmak sınırları ufuk için terk etmek demektir.Keşke ümit diye sarıldığımız karanlıklardan kurtulabilseydik.Keşke sadece hayal görebilseydik,maddenin esaretinde bu kadar boğulmazdık o zaman

banner8

banner19

banner20