banner17

Dindardan tiyatrocu olur mu?

Dün Engin Noyan ile tiyatro ve balenin İslam toplumu içindeki yeri ve algılanmasınıdan sonra bugün 'dindar insandan tiyatrocu olur mu?' Sorusu çerçevesinde devam ediyoruz.

Dindardan tiyatrocu olur mu?

Peki, şimdi bir şey soracağım, ama bir cümlelik cevap istiyorum.

Ben çok mu konuşuyorum? 

Yok hayır, cevaplar çok güzel, ama soru tuzak..

Ha, tuzak soru, o zaman tamam. 

Dindar bir insandan tiyatrocu olur mu?

Olur, tabi hem de çok güzel. 

Dindar bir insandan oyuncu olur mu?

Olur. 

Dindar bir kadından oyuncu olmaz ama?

Olur. 

Bu cevabı beklemiyordum.. Nasıl olur peki?

Bak güzel kızım, sen bana sordun, “Dindar bir insandan oyuncu olur mu” diye, insan dediğin zaman, ben kadını ve erkeği aynı anda anlıyorum. Dindar bir erkekten oyuncu olur mu? Tabi olur. Dindar bir kadından oyuncu olur mu? Vallahi olur. Şahane bir oyuncu olur hem de. 

Ben dindarım diyelim ve sahneye çıkacağım. Anne rolü  oynayacağım diyelim, ve oğlum rolündeki erkek de gelip rol icabı  elimi öpecek, günah. Ya da, daha ileri gidelim, oyunlarda hayat kadınından tutun da, dine göre uygunsuz olan roller olmak zorunda.

Dindar bir mümine kadının, tıpkı bir dindar bir mümine erkek gibidir, ben bu konuda ayırım yapmıyorum. Ben Rasulullah’ın (sav) mescidindeki ilişki biçimini rehber edinen bir insanım. Ki, Allah da üstelik Tevbe suresinde, 71. ayette, müminleri ve mümineleri ayrı ayrı zikretmek kaydıyla ki mümin dediğiniz zaman içine mümineler dâhildir otomatikman, ama ayrı ayrı zikrediyor Rabbimiz, bizim ne mal olduğumuzu biliyor çünkü bizi yaradan o. Bizim orada numara yapacağımızı, kaçamak yol arayacağımızı gayet iyi biliyor. “bütün müminler ve mümineler birbirinin evliyasıdır, hükmü, yani birbirlerinin karşılıklı sorumluluklarını üstlenecek seviyede, en yakın dostlarıdır. Ama biz bunu ihlal ettik. Ayet hükmüne uymuyoruz. Bu ayet yokmuş gibi davranıyoruz. Onun için, ben aynı seviyede davranıyoruz. Mümin ya da mümine bir Müslümanın tiyatro oyuncusu olabilmesi için, onun tiyatrosunun inşa edilmiş olması lazım. Bina olarak değil. Teori olarak. Bir kere, şunu gözden geçirmemiz lazım:

Engin NoyanMümin Müslümanın tiyatrosu nasıl olur? Neler vardır, neler yoktur? Bunun teorisine dair bir malzeme yok elimizde. Mümin ve de mümine Müslümanın oynayabileceği bir tiyatro oyunu nasıl bir oyundur? Yani, kusura bakmasınlar da, “kızlar erkek kılığına girsin, efendim oynasın da, o zaman caiz oluyor” falan deniyor. Eğer bunu yapacaksak, bunun yöntemlerini araştıralım. Bıyık takılmış hatunlar sahneye çıkıp da, ince sesle konuşan erkek rolleri olmasın. Bunu yapacaksak, Brehctsel bir yabancılaştırmayla yapalım, üstüne gidelim yani, adını koyalım. Sonra bu, başını örtmek yerine peruk takmak gibi bir şey oluyor yani, hiçbir şey değişmiyor sonuçta. Bu Yahudilerin yaptığı bir hiledir. Bir insan ya başını örter, ya da başını örtmez, bu kadar basittir bu iş. Hile yapmak, numara yapmak yok yani. “Sahte saç gösteriyorum, kendiminkini göstermiyorum” diyorlar. Tesettürün ana ilkesine aykırı bir kere bu. Tesettür sana, başka bir şeyi söylüyor, temel bir şeyi söylüyor. Neyse, konumuza gelince, evet yapabilirler. Bunların şartları gerçekleştiği zaman, öyle bir tiyatro oyunu yapıldığı zaman, öyle bir tiyatral form ortaya koyduğu zaman.. 

Yani, tiyatro da sınırlandırıldığı  zaman..

Elbette ki. Hayatı sınırlandırıyor din. Din nelere müdahale ediyorsa, tiyatro da bunun içinde. Yahu din benim meşru hanımımla olan ilişkime müdahale ediyor Allah (cc) yani, hayata, tiyatroya nasıl müdahale etmesin? Benim en özelime müdahale ediyor. Benim cinsel ilişkime müdahale ediyor, artık var mı bunun ötesi? Edecek tabii ki. Böyle bir tiyatro yapıldığı zaman, mümineler şahane işler başaracaklar. Oyunculuk sanatına yepyeni bir boyut getirecekleri kanaatindeyim. Mümin tiyatro oyuncularından, erkeklerin de yepyeni bir boyut getireceği kanaatindeyim. Benim bir manada, cahiliyemde rahle-i tedrisinden geçtiğim ve hâlâ da hayranlıkla birçok konuda fikirlerini takip ettiğim Bertolt Brecht’in tiyatroda yaptığı devrimi çocuk oyuncağı haline getirecek kadar, yeni bir kuramla, yeni bir tiyatro anlayışıyla ortaya çıkaracakları ve geliştirecekleri kanaati bende kesin. 

Şu sıralar tiyatro ile uğraşıyor musunuz?

Uğraşmıyorum, uğraşamıyorum. İstemediğimden değil, hayır, imkan yok. Nerde yapacağız bunu? Müslümanların bir konservatuarı var mı? Müslümanların, tiyatro teorisini geliştirmek için uğraşan insanlara ayırdıkları bir vakıf, bir fon, bir destek var mı? Acaba bir müminin hayatında tiyatronun yeri nedir? Böyle bir şeye ihtiyacı var mı? İhtiyacı varsa, nasıl karşılayacağız? Belki de yok. Belki de, böyle bir şeye ihtiyaç duymuyor. Bütün bunları konuşmamız gerek. İşler bu yüzden yapamıyorum. Yani, bir dramaturgisini, bir teorisini geliştiren olmadığı için, tiyatro yapamıyorum, havada kalıyor. Bir kere bir denemesini yaptım, bir oyun yazdım. Ulvi (Alacakaptan) ile beraber yaptık o işi. Çünkü ben karşıydım. Müslüman kardeşlerimin tiyatro adına seyrettikleri şeyleri gördüğüm zaman, bunların tiyatro ile yakından uzaktan alakası olmadığı kanaati bende oluşturdu. Bunlar müsameredir daha ziyade, mektep müsameresi. Öbürleri de baktım daha çok komedi üzerine, komiklik üzerine kurulu. Yani, üç kişilik bir stand-up show gibi. Yani, bir tiyatro değil. Çok sağlam bir oyunculuk eğitiminden gelmediklerini gördüm. Birazcık kabiliyetleri var, o kabiliyetlerini kullanıyorlar. Kabiliyet, oyunculuğun alt yapısıdır, oyunculuk onun üzerine inşa edilir. Ama başka bir şey yok. Bir de, görsel şeyler var. Ağlama geceleri gibi.. 

Gözyaşı geceleri?

Evet. Bu, Anadolu Ateşi falan var ya, o tarz bir şey. Ama böyle olduğu kanaatindeyim. Muhteşem bir görsel şölen olduğu kanaatindeyim. 

Evet, her taraf kıpkırmızıydı mesela bir sahnede, cehennemi yaşatmak için..

Yani, cehennemin kırmızı olup olmadığını da bilmiyoruz. 

Ateşler vardı işte, sahneye ateşte yanan insan görüntüleri yansıtılmıştı.

Ateşin de muhtelif renkleri var tabi. Beyaz ateş de var, mavi ateş de var. O bir görsel şölen. Onun kendi içinde bir sistemi var. Bu işe onu dahil etmiyorum. Bizim bildiğimiz anlamda bir tiyatro şeyi yok. Yeterince araştırıp, yazıp istifade etmediğimiz çıktı ortaya. Ve işte o aralar ben bir oyun yazdım. Tiyatro olduğuna inandığım bir oyun yazdım. “Bence bu tiyatrodur” dediğim bir oyun yazdım. Suç diye bir oyun yazdım. Ve bu oyunu Ulvi (Alacakaptan) ile beraber yönettik, Ulvi de oynadı. Üç kişilik bir oyun. Merak edersen metnimi de getirdim yanımda, okuman için. Biraz alışılagelmişin dışında bir oyun. Çok seyirci rağbeti gördü ama tiyatrolar seyirci rağbeti ile ayakta kalmaz. Destek bulamadığımız için bırakmak zorunda kaldık oyunu. Yozlaştırabilirdik, ama yapmadık. Kaldı orda yani, benim tiyatro serüvenim, yani İslam’la şereflendikten sonraki tiyatro serüvenim bununla sınırlıdır. 

Türk tiyatrosu oyun metinlerini araştırdım ve içinde dinî öğeler geçen oyunlara baktığımda, ilk batılı metin dediğimiz Şinasi’nin Şair Evlenmesi’nden itibaren, dini çıkarları doğrultusunda kullanan insanları görüyoruz. Hoca tiplemeleri hep bu şekilde. Ya da dinî öğeler çok itici çizilmiş. Bunda tek neden, yazarların dine bakış açıları mı? Bir yazar durup dururken, “ben bu dinden pek hoşlanmıyorum ve bunu kötüleyeyim” mi diyorlar?

Yok. En başta söylediğim tarifi zihinlerimizde taze tutmak istiyorum. Ben bütün yazılarımda üşenmeden bunu böyle uzun uzun yazıyorum: Âlemlerin Rabbi yüce Allah (cc)’ın dini İslam’da olumsuz bir şey hâşâ olamaz. İnsan tarafından yozlaştırma eğilimine sokulan dinin içinde, o İslam’ın içinde her türlü münafıklık dibine kadar olur. Olmuştur da. Halen olmaktadır. Olmaya da devam edecektir. Bunun hiç lamı cimi yok. Bu iş böyledir. Din, insanın yumuşak yanı, en kolay yaralanacağı, en kolay darbe alacağı yer orasıdır. Dolayısıyla çok kolay istismar edilebilir. Olumsuz anlamda yapılabilir bu iş, olumlu anlamda da yapılabilir. Olumsuzdan kastım, din kötülenerek de yapılabilir, din yüceltilerek de yapılabilir. İnsanlar bu konuda hassastır. En aykırı adamlar bile bu konuda hassastır.

Bir kitap var, tavsiye ederim, Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının Dine Bakışı. Ahmet İshak Demir’in Ensar Yayınları’ndan çıkan kitabı. O kitabı mutlaka okuyun. Orada, bu yozlaşma sürecinin toplumda nasıl bir yankı uyandırdığını, Abdullah Cevdet’lerden başlayarak, Hüseyin Cahit’lerde nasıl bir tepki uyandırdığını görmek mümkün. Dolayısıyla dinin bir kısmını yamuk yaşayan, dini çarpık yaşayan insanların yaptıklarını, toplum üzerinde ve kişinin üzerindeki olumsuz etkilerini görenlere karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Biraz da, sanatın üstlendiği misyonlardan biri de bu değil mi zaten? İnsanlara bir uyarı vermek, dürtü vermek. Söz gelimi, Cumhuriyet müsamerelerinde en çok kullanılan motiflerden bir tanesi, falakalı Kur’an kursu motifidir. Bu standarttır, değişmez. Böyle bir şey var mıdır? Evet, vardır. Kur’an kurslarında insanlar dayak yemektedirler, halen yiyorlar, yemeye de devam edecekler bu gidişle.

Peki, bu metod İslamî midir? Vallahi değildir. Elleri kırılsın. Kur’an öğrettikleri çocuğa el kaldıran hocaların tamamının elleri kırılsın ve bir daha hiçbir şey tutamasınlar, mushafı şerif dahil olmak üzere,. Kim olurlarsa olsunlar. Bu laneti okuyorum ben her gün onlara. Allah (cc) katında hesap veremeyeceklerdir. Rasulullah (sav) onların yüzüne bile bakmayacaktır. “Benden böyle mi öğrendiniz? Böyle mi öğrettim ben?” Mübarek vahyi hakkında akla hayale gelmeyecek en acayip sualleri soran insanlara, “Ben dili dönmedi diye o insanlara elimi mi kaldırdım? Hakaret mi ettim? Yüzümü mü ekşittim? Ben size örnek olamadım mı?” diyecek. İslam’ın olumsuz tezahürü olmaz. Olumsuz tezahür varsa İslam adına ortada, orda İslam yok demektir. Bu İslam’ın olmadığı, İslam adına sergilenen olumsuz tezahürlere karşı tepki tabiidir. Böyle olması gerekir. Bir bu var.

İkincisi, ideolojik endoktrinasyon var. Kendini mevcut statükodan ayırarak, daha ileri bir toplum haline gelmek için -ki, aşağılık kompleksinden kaynaklanan bir şeydir bu. O zaman ben geçmişle nasıl hesaplaşacağım? Geçmişi temsil eden, geçmişle alakalı bütün kurum ve yapılara, bütün insan modeline hakaret ederek, ben bunu aşağılayarak, yeniyi inşa edeceğim. Çünkü ben hakaret ettikçe insanlar onun gibi olmak istemeyecekler. Benim hayalim ve damadımın en büyük hayali şu anda bir camide imam olmak. Ben 57 yaşındayım, damadım 30 küsur yaşında. Biz ikimiz de farklı üniversiteler bitirdik. Biz çocukken niye buna heves etmedik? Çünkü bizim gözümüzde o mesleğin hiç prestiji yoktu. O aşağılanmış bir meslekti. Bizi öyle yetiştirdiler çünkü. Seyrettiğimiz filmlerdeki imamların hepsi aşağılık ve şerefsiz adamlardı. Seyrettiğimiz tiyatro oyunlarındaki bütün tiyatro ile alakalı insanlar üçkâğıtçı, rezil, sahtekâr, aşağılık insanlardı. Okuduğumuz bütün romanlardaki din motifleri çirkindi ve iğrençti. Niye ben öyle biri olmak isteyeyim ki? Öyle biri olmak istemem.

Bu iki unsur, elbette ki sinemada olduğu gibi tiyatroda da, edebiyatın bütün alanlarında da kendini göstermiştir. Olumlu örnekler yok muydu? Vardı. Ama olumlu örnekler genellikle kendilerini ortaya koymazlar. İnsanlar da olumlu örnekleri  arayıp bulmazlar. Öyle bir yetenekleri yok çünkü. Yani, rüyasında Rasulullah’ı (sav) görmek nasip olmuş biri, ortaya çıkıp da, “ben Rasulullah’ı (sav) gördüm” demez. Diyen, çok büyük ayıp yapıyor. Bu Allah’ın (cc) bir kuluna ikramıdır. Bir güzelliktir. Karşısındaki insanı perişan etmenin bir anlamı yoktur. “Sen gördün de, ben niye görmedim? Benim imanım zayıf mıydı” vesvesesini, şeytanın insanın kalbine sokmasına kapı açmak, edebe, Muhammedî terbiyeye girmez. “Ben Rasulullah’ı (sav) rüyamda görüyorum” diye ortalıkta dolaşan kim varsa, İslam ölçüsüne göre, edepsizdir. Edebe muhayyir davranış sergiliyordur. Aklını başına toplayıp, tövbe istiğfar edip, insanlardan af dilemesi gerekir. Seyret Rasulullah’ı, Rabbin sana ikram ediyor. (eliyle sus işareti yapıyor) Kibir kapısını açma. 

 

Sümeyye Karaarslan sorularını yöneltti

 

Yarın: ‘Dini tiyatro’ olur mu olmaz mı? Engin Noyan cevaplıyor.

Röportajın önceki bölümü:

İslam’da tiyatro var mı yok mu?

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2011, 12:09
YORUM EKLE
YORUMLAR
Görkem Evci
Görkem Evci - 8 yıl Önce

Güzel bir röportaj serisi olmuş. Farklı bir noktaya temas ediyor. Emeği geçenin ellerine sağlık...

memo
memo - 8 yıl Önce

ben bu iki röportajı beğendim.

Saniye Saatçi
Saniye Saatçi - 8 yıl Önce

Çok güzel bir röportaj olmuş.. Engin Noyan röportajda peruktan da bahsetti.. Daha fazla röportajlar bekliyoruz.. Sümeyye Hanım'a teşekkürler..

dilara dilemma
dilara dilemma - 8 yıl Önce

bence dindar kadından oyuncu olur mu olmaz mı sorusunun cevabını bilmek için öncelikle "dindar kadının dini nedir, ve bu duruma ne diyor?" sorusunun cevabını bilmemiz gerekmektedir.
biz geçmişini unutup geleceği inşa ettiğini zanneden nice dindarların sermayedar olunca nasıl dinidar olduklarını da gördük diye bi laf vardı o geldi aklıma. ehere.

İSHAK
İSHAK - 6 yıl Önce

Engin Bey ve fikirdaşları sanırım çok felsefik düşünüyorlar. Her şeyi mantık çerçevesinde tartıp gözleriyle görmedikçe olaylara inanmak istemiyorlar. Vahye kapı aralamak yerine kendi kısır akıllarıyla olayları tartmaya çalışıyorlar. Allah islah etsin. İnşaallah samimidirler...

özge ceran
özge ceran - 3 hafta Önce

mükemmel bir soru cevap'tı ve cok sevındım çünkı yönetmenım benım tesetturlu oldugum ıcın oyuncu olamayacagımı ve özel yetenek sınavlarında sıkıntı olacagını soyledı .....Çok üzgünüm ne yapacagım bılmıyorum..:(:(

banner8

banner19

banner20