Deprem gerçekten korkuttu mu?

İstanbul’daki “korkutan depremin” ardından muhafazakâr bir kadın giyim firmasının düzenlediği festival, talep çoğunluğu sebebiyle Ümraniye’de açık kaldı. Depremden gerçekten korktuk mu dersiniz? Büşra Ayar Al yazdı.

Deprem gerçekten korkuttu mu?

Bir titreme nöbeti, kısa süren baş dönmesi ve ardından yerin hareketlendiğinin anlaşılmasıyla saniyeler süren o zelzelenin hayatımızı sarstığını anladığımız günü geride bıraktık. Hemen ertesi gün ikinci bir zelzele... Yerin titrediği, sarsıldığı yahut sarstığı yok fakat arşın ağladığını duyanlar var.

Tesettür, “setr” yani “gizleme, örtme, kapama” kökünden gelir. Bu minvâlde yer alan ayet ve hadislere saygı ve ziyadesinde emre itaat edenlerin örtünmesi ve kendisini sakınmasına tesettür, sakınan kimseye de tesettürlü diyoruz. Yeni yeni türeyen bazı kelimelerin bu mânâda kullanılmaya çalışılması, mânâdan uzak olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hele bir de kelimeyi telaffuz edenleri görünce bir âsap bozukluğu ile hâllerine gülüyoruz.

Artık bahise mi girelim? Pekâlâ. Mesele dallı budaklı fakat tırmanmaya başlayalım:

Tesettür kelimesinden geçilip ayet ve hadisleri inkâr boyutuna erdirerek kendi şaklabanlıklarını esas olanmış gibi yutturan bir türedi nesil mevcut. İnstagram fenomenleri, butik sayfalarından “şunu giydim, şuradan aldımlar”la başlayan cümleler kurarak bir kapalı ve açık kadın profili oluşturdular.

Yeme-içme, giyme, gezme gibi mevzûlardan tutarak hepsini bir çerçevede birleştiren ve üretmek yerine daima tükettikleri, üstelik göstererek tükettikleri bir savaş açtılar. Savaşı kaybedenler, düşünemeden teslim olanlar ve bu furyaya kapılanlar oldu. Ne idüğü belirsiz insanlar, sosyal medyada takipçilerinin fazlalığıyla övünerek kendilerini erişilmez görürken modaya yön verdikleri iddiasındalar; bu komik tarafı. İşin korkunç tarafı ise; modaya tesettürü âlet etmeleri, kumaş parçalarını başlarında ve boyunlarında evirip çevirerek kadını, zaafından vurmaları oldu. Yazık ki kadınların çoğu direnemedi.

Önce yüksek topuzlar yapıldı, garip topuz tokaları çıktı ve bone hafifçe geriye itildi. Zamanla bone biraz daha kaymaya ve hatta kaybolmaya başladıktan sonra topuzun güzel durmadığı gerekçesiyle tamamen bir köşeye atıldı; artık saçlar gözüküyordu. Peşinden pantolon paçaları fark edilmeyecek ölçüde kısalırken aradan geçen kısa sürede gözle görülür biçimde kısalmaya başladı. Bunun adı modaydı, uyulması gerekiyordu ve o pantolonların da bir adı vardı: Boyfriend. Gömlek, tunik, ceket gibi giyim ürünlerinin de kolları bir anda çekmeye başladıktan sonra sırada artık transparan giyinmek vardı. Delikli ceketler, şeffaf montlar, iç gösteren bluzlar... Setr edilmesi gereken her şey ortadaydı. Kaza – ki artık kaza olarak adlandırılamaz bu bir savaş- geliyorum diye bağırırken çok takipçili garip muhafazakârlar, her şeyi normalleştirerek sunarken iradesi zayıf kadınlarımız çoktan bu pazarın yemi olmuşlardı. Şöyle de bir incelik var ki değinmeden geçmeyelim: Kendini muhafazakâr olarak tanıtanların da kendileri dahil herhangi bir kimseyi ve bir şeyi muhafaza edebildiklerini henüz görmedik.

İstanbul’da “korkutan depremin” ardından muhafazakâr bir kadın giyim firmasının düzenlediği festival, talep çoğunluğu sebebiyle Ümraniye’de -hem de üç gün boyunca- gerçekleştirildi. Daha önce başka yerlerde de gerçekleştirildi ve bu yıkım, zelzeleden şiddetli olduğu hâlde kimseyi korkutmadı. Bilâkis bile isteye furyaya dalan ve içinde kaybolan nice çilesiz ve fikirsiz insanın varlığı, ta içimizi ürpertti.

Âh şu moda! Şahsiyetsizliğin en güzel sembolü modadır!..

(Üstad Necip Fazıl; Konuşmalar, Büyük Doğu Yay., s. 183, İstanbul)

Büşra Ayar Al

Yayın Tarihi: 07 Ekim 2019 Pazartesi 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner26