banner17

Çeteleşmeye hayır!

Güzel şeyler oluyor edebiyat dünyamızda. Fakat istemediğimiz ve görmezden gelmek istediklerimiz de oluyor..

Çeteleşmeye hayır!

Bir okuyucu olarak sevdiğim, etkilendiğim pek çok yazarım, şairim, öykücüm var benim. Sevdiğim bu kişilerin birbirlerine karşı mesafeli olduğunu hatta birbirlerini küçümsediklerini görmek beni üzüyor. Bazen işi neredeyse düşmanlığa veya yok saymaya dek götürdüklerini görmek ise üzüntümü iyice arttırıyor. Benim gibi düşünenlerle bir nevi dertleşmedir bu yazdıklarım. 

KalemDurum vahim?

Şaşıyorum kendisinden gayrisini görmeyenlere. Hele bu nakısa eli kalem tutan, kendisini yazmaya yazgılı sayan kişilerde nüksediyorsa. Ki yazmak biraz da gözün bakış açısını genişletme çabasıdır. Yani böylece göz daha fazlasını daha net olarak görebilir. Ama bakıyoruz yazarlarımıza, şairlerimize: müşteki pek çoğu. Şiir yok diyorlar. Hikâyemiz tatsız, tuzsuz. Roman zaten henüz toplumumuza mal olamadı. Soylu ve derinlikli düşünce eskiden vardı, öldü gitti. Bir daha da dirilemedi. Durum bu kadar vahim mi gerçekten? Pek çok yazarın, şairin, düşünürün, hikâyecinin, akademisyenin gazetelerdeki, dergilerdeki, kitaplardaki, konferanslardaki, söyleşilerdeki sızlanmalarına, söylenişlerine, şikâyetleşmelerine bakacak olursak; Türkiye bu anlamda da çoraklıktan kavruluyor. Kaht-ı rical dönemi devam ediyor.

Varlığımı tedirginliğime borçluyum

Oysa ben yıllardır bu yokluktan, yoksunluktan, anlayışsızlıktan, ‘kalitesizlikten’, ciddiyetsizlikten bahseden kişilerin de ürünlerini, verimlerini, eserlerini okuyorum. Ve ortaya konulan sanatsal, düşünsel pek çok birikimden tat alıyorum, etkilerini ruhumda hissediyorum. Hala tedirgin bir ruha sahipsem, bu metinlerin bunda katkısı olmadığı iddiasında bulunmaktan haya ediyorum. Böyle bir görmezliğin haksızlık olacağını düşünüyorum. 

TedirginTedirginlik için kendilerine teşekkür etsem acayip kaçar mı? Çünkü tedirgin ruh kolay kolay uykuya dalamaz. Sağını, solunu, üstünü, altını kollar. Geçmişe yönelir, gelecekle ilgili tasarıları yoklar ara sıra. ‘Şimdi’de olduğunu unutmaz. Sığınılacak bir dost, bir çiçek, bir güzellik, bir liman arar. Derdine derman arar.

Halâ iyi şiirlerimiz var

Şiirin dik tutan öz(ü)gürleştiren, yolda olmanın ve yürümenin farkına vardıran mısralarına tutunur. Oradan kelimelerin ruhuna nüfuz ederek, geçiciliğinin bilincinde; Ebedi Söz’e varan bir maceranın gönül ışıtan güzelliğine ulaşabilir.

Bir okuyucu olarak kendisinden daha iyi gören, tahlil eden, fotoğraf çeken, aksaklıkları ortaya çıkaran, iç – dış arasında mekik dokuyan öykücülerin, denemecilerin metinlerine dalar. Hastalıklı çağın tekinsiz ve çok yönlü saldırılarından etkilenen savunmasız bireyin sığınak arayışına ortak olur. Şiir kadar olmasa da maddenin boğucu kesafetinden bir kaçışı, ona karşı bir direnişi görür öykülerde. Yalnızlığın, yalnız bırakılmanın, değişimin, yozlaşmanın, ayrılıkların, korkuların, ufak sevinçlerin, insani ve toplumsal tepkilerin her iyi hikâyede nasıl farklı bir söyleyişe kavuştuğuna şahit olur.

Yani ağabeylerim, ablalarım, kardeşlerim iyi şiirler yazılıyor hala. Demek ki has şairler de var. Tedirgin edici, ürpertici, uyandırıcı, farklı bakış açıları sunan, yoldan çıkarıp yeni yollar aramaya teşvik ve tahrik eden, dilin kıvrak koridorlarında gezdiren, sevince ve kedere gark eden, okundukça varoluşun tazeliğinin farkına vardıran şiirlerimiz, hikâyelerimiz, metinlerimiz ve hatta romanlarımız var ağabeyler.Kibir sahibi

Edebi bilgiye haiz ve rüştünü ispatlamış olanlar eleştirsin

Eleştirmen mi? O da olacak, oluyor yavaş yavaş. Bu epistemolojik-kültürel teşvişten, kaotik ortamdan çıkışımız; elbette kavrayışı yüksek, temel İslami ölçütleri gözeten bir eleştiri anlayışının yol göstericiliğinde daha sağlıklı gerçekleşir. Bu yüzden şahsiyetleri değil ürünleri, eserleri, verimleri kritize edecek donanımlı, menfaat gözetmeyen, yaranmaya çalışmayan, sığ kamplaşmalardan ve kamplardan uzak, kendisi oturaklı, zihni devingen, sağlam eleştirmenlere ihtiyacımız var.

 

Mustafa Nezihi Pesen yazdı


GYY'nin notu: Kendisinden filanca kıymetli öykücü hakkında yazı istediğimizde abi ben o yazarımız hakkında yazı yazarsam filan çete benim üstümü çizer demişti bir yazar kardeşimiz. Üstelik takipçisi olduğu yazar hakkında yazması engelleniyordu yazarımızın. Bir başka şair kardeşimizden şu dergiye yazı versene diyerek yazı istendiğinde, "o dergiye yazı verirsem beni şu dergidekiler silerler" dediğini duyduk. 

Bunlar hoş olmayan, çeteciliğe bile sığmayan işler. Etrafındaki kendi ekibinden olmayanları bile bu derece hapsetmeye çalışanlardan kurtulması gerekiyor edebiyat ortamının... Kurtulması gerekiyor! 

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2010, 19:27
YORUM EKLE
YORUMLAR
Okur
Okur - 9 yıl Önce

Rasim Özdenöreni keşfedememek mümkün bir şeydir, zekası kapasitesi yetmeyebilir ama Rasim Özdenörene düşmanlık etmeye kalkışmak , ondan bahsedilmemesi için Rasim Özdenören hakkında yazı yazacakları susturmaya çalışmak, onları korkutmak, tehdit etmek, kitabını basmayız demek çeteciliğin dik alasıdır! O çetecilerin anasını ağlatacağız!Çeteciliğin de bir adabı vardır!

aziz mahmut öncel
aziz mahmut öncel - 9 yıl Önce

ne ilginçtir ki AŞKAR olarak bizde bunun sıkıntısını çektik. falanca dergide yazdın bizde yazmasan iyi olur filanca şairi biz sevmiyoruz onun hakkında yazma... ama dikkatli yaklaşmak gerek bu mevzulara.
AŞKAR dergisinden ben ve İdris Ekinci dostum HECE,YEDİİKLİM,KARAGÖZ,DERGAH gibi dergilerde yazdık,yazıyoruz. ama biri çeteleşme yanlısı durursa karşımızda o dergilerden yüz çevirmeye söz verdik biz. kendi elemanlarınıöne çıkarmaistediğindeki dergilere ne denir ki. iğrençlik. bizden değil onlar

hüseyin
hüseyin - 9 yıl Önce

mesela şu tavır da var: x dergisinde yazıyorsunuz ve derginin editorü size diyor ki: 'sadece bizim dergide yazmalısınız' Bu anlaşılabilir bir tavır, zira editör, 'bizim derginin şiir dünyasına armağanı' diyecektir sizin için. fakat öte yandan dergi editörünün kendisi, bu tavrının aksine, başka bir çok dergide yazmayı doğru görebiliyor

banner8

banner20