banner17

Bu bölümden edebiyatçı çıkmaz!

Edebiyat bölümü okumakla, sahih edebiyatçı olmak arasında uçurum var. Rasim Özdenören'i, Cahit Zarifoğlu'nu, Necip Fazıl'ı bilmeyen bir nesil var.

Bu bölümden edebiyatçı çıkmaz!

Hüsrev Hatemi hocayı ziyaretim esnasında, çokça alışılagelmiş bir sözü hatırlattı bana. “Tıp fakültesinden her şey çıkar, arada bir doktor da.” Sahiden, bir işte alaylı olmak ya da eğitimini almak diye bir şey vardır. Bu durum edebiyat fakültelerinde okuyanlar için de geçerli.

Acaba Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyan öğrenciler, bu fakültelerde öz yeteneklerini keşfederek, edebiyat memuru olmaktan uzaklaşabiliyorlar mı? Bu bölümde okumuş biri olarak, genelleme yapmadan söylemem gerekirse üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okumakla sahih edebiyatçı olmak arasında uçurum var. Öyle ki daha Rasim Özdenören’i, Mustafa Kutlu’yu, Cahit Zarifoğlu’nu bilmeyen bir nesille karşı karşıyayız. Fakültede gördüğümüz dersler, bize normal edebiyatı çağrıştırmıyor bile. Biz de bu durumu çeşitli üniversitelerde okuyan arkadaşlarımıza sorarak, edebiyatçılıkla edebiyat memurluğu olma yolundaki serüveni araştırdık.

İyi bir edebiyatçı yerine iyi bir edebiyat memuru!

Tuğba Havuz

Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

Fatih Üniversitesi

Esasen Türk Dili ve Edebiyatı okumak hakikaten tahkiki okumalar, düzen ve takip gerektiren bir niteliğe sahiptir. Üniversitelerde okutulan bu bölümün amacıyla, bölüme kaydolan öğrencilerin amacı çok farklıdır. Bu fakülteye kaydolan her öğrencinin çoğu iyi bir edebiyatçı olmak yerine edebiyat memuru olmayı yeğliyor. Öyle ki, artık durum edebiyat memurluğundan da uzaklaşarak, kopyala yapıştır bir sisteme dönüştü. Henüz Muhammed İkbal’i, Cahit Zarifoğlu’nu, Mehmet Akif Ersoy’u ve daha nice büyük şahsiyetleri tanımamış, kutsal bir kitabı meâlinden okumamış insan portreleri var. Edebiyatçı olmak yetenek ve buna bağlı yaşantı gerektirir. En azından bu bölümde, içinde edebiyatçılığı saklamış kişiler kendilerini keşfetsinler deriz ama eğitim sistemi ve akademisyenlerin mekanikleşmesi bu durumu çokça zorlaştırıyor. O yüzden edebiyatçı olmak için üniversite fakültelerde değil, dergilerde ve edebiyatın içinde okunmalıdır. Çevremizde çokça tanık olduğumuz daha garip olaylar mevcut. Bugün birçok dergide ve gazetede yazan genç edebiyatçı arkadaşların hepsi buralarda aradığını bulamamaktadırlar. Sadece tekniğe ve teoriğe dayalı bir sistem mevcut. Bugün bu fakültelerde ki birçok profesör bile bu edebi zevkten mahrum.

Edebiyatçı olmak isteyenler uzak dursunlar!

Üniversite içinde ki etkinlikler olsun, bölümün hocalarıyla edebi etkileşimler tamamen yerlerde. O işin teorisini bize veren hocalar, o işin gerçek kısmını bilmeden yapıyorlar. Yıllardır bu duruma çözüm arayan arkadaşlar var ama böyle gelmiş böyle gider. Hakikaten edebiyat okumak isteyen arkadaşlar varsa, Yediiklim, Dergâh, Türk Edebiyatı gibi dergilerin yolundan gitmelidirler. Hatta bu bölümden uzak durarak perspektiflerini genişletmelidirler. Felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi bölümler buna daha elverişli. Bunun yanında en büyük diğer problem, nitelikli okumama. Yazma ve velut bir edebiyatçı olmanın ön şartı iyi okumaktır. Bugün baktığımızda tek bir kitap okumadan mezun edilen! öğrenciler var. Hadi onu geçtik, güncel edebiyattan bihaber onca akademisyen.

Buna ek Edebiyat bölümünün Güzel Sanatlar Fakültesi’ne dahil edilmesi gerektiğini de düşünüyorum. Hatta özel yetenek sınavıyla girilmeli.

Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yer almalı!

Görkem EvciGörkem Evci

Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

Boğaziçi Üniversitesi

"Edebiyat fakültesinin hikâye ya da şiire yarayacağını sanmıyorum" diyor, Cahit Zarifoğlu da. Edebiyat bölümlerinin böyle bir misyonu olduğunu da düşünmüyorum ben zaten. Neticede buradaki dersler, edebiyat tarihi, edebiyat kuramları ve dilbilim üzerine dersler... Yani bir "yaratıcı yazarlık" dersi söz konusu değil mesela. Kaldı ki edebiyat bölümleri hep bir yönüyle ele alınıyor. "Dilbilim" kısmını hep atlıyoruz. Bununla beraber buraların, edebiyatçı yetiştirmek için var olduğu düşünülüyorsa, bu bölümlerin "Fen-Edebiyat" değil "Güzel Sanatlar" fakültelerinde yer alması gerekirdi.

Edebiyatçı yetiştirmek bir yana, edebiyat bölümlerinin edebiyat sevgisini öldürdüğünü de söyleyebiliriz. Çünkü edebiyat kuramları, edebiyat tarihi, estetik ve sanatla ilgili şeyler değil. Edebiyatı sevmek, şiir okumak, iyi bir okur olmak ayrı şeydir; bunu akademik kurallar içerisinde bir disiplin olarak öğrenmek başka şey.

Edebiyat kuramları, akımları, yazma teknikleri gibi bir takım meseleler de aslında yaratıcılığı engelleyen hususlardan... Hasbelkader hikâye yazan biri olarak bu gibi teknik bilgileri öğrendikten sonra "acaba bu hikâyede modernist mi oldum, şu cümleyi yazmakla fazla mı realist davrandım, olayı bu karakterin gözünden anlatarak 'sınırlı anlatıcı' mı kullandım" diye düşünmeye başlamam beni kısıtlayan bir şey oldu mesela.

Kısaca; edebiyat bölümünden de edebiyatçı çıkar ama diğer bölümlerden çıktığı kadar. Daha fazlasını beklemek yanlış olur. Çünkü bu bölümlerin maksadı edebiyatçı yetiştirmek değil.

Okuma ve yazma problemi var!

Necip ŞahinNecip Şahin

Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

Fatih Üniversitesi

Edebiyat bölümlerinden pek de şair ve yazar çıkmamasının en önemli sebeplerinden ilki bence iyi okumamaktır. İyi ve nitelikli okuma problemi var edebiyat bölümü öğrencilerinin. İkinci önemli sorun ise edebiyat bölümlerinin müfredatında yazma uygulamasına neredeyse yer verilmemesi. Şair ve yazarlarda yaradılıştan gelen özellikler var kuşkusuz ama bunun anlaşılması okunulan ve yazılan ortamın içinde olmakla anlaşılır. Edebiyat bölümlerinin iyi okuma ve yazma problemi her yönüyle değerlendirilmeli. Böylece yazmak isteyenlere önemli seçenekler sunmalı, yollar, açmalı üniversiteler ve hocalar yani yol göstermelidir. Teknik konularla sınırlı kalmamalıdır verilen bilgiler.

Öğrenci ne istediğini bilmeden geliyor!

Pelin KodaPelin Koda

Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

İstanbul Üniversitesi

Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde daha yeni olmama rağmen bu konuda kafamda bazı oturmuş düşünceler var. Her şeyden önce insan sevdiği bir alanı, iş alanı haline getirdiğinde o, farklı bir boyuta geçiyor. Bazen hobi olarak bazen merak ederek okunulan kitaplar, şiirler artık incelenmesi gereken hatta kelimesindeki köküne kadar didik edilecek bir şey haline geliyor. Sıkılınabiliyor, ne gerek var denilebiliyor, saçma ve çok detay gelebiliyor. Ama o alan, artık eskisi gibi pencereden göründüğü kadar değildir. Okumanın yazmanın, güzel söz söylemenin, sevmenin çok daha ötesindedir. Bu yüzden de ya hayal kırıklığına uğranabiliyor ya daha çok seviliyor, daha da bağlanılıyor ya da bir şekilde idare ediliyor. Öğretmen çıkmak isteniyor yahut akademik kariyer yapmak amaçlanıyor. Ama bütün bunları yaparken öncelikli amaç çoğunda "edebiyat" olmuyor. Onu özüyle alıp sindirmek ve onu yapmak için bir tıpkı bir hattatın sabrı ve aşkı gibi bir durum sergilenmiyor. İlk baştaki heves ve isteklerin hedef suretine bürünmesi pahalı geliyor ve ne yazık ki alınacak tat alınmadan çekilip gidiliyor. Ben bu güzel ve bir o kadar da zor bölümden, buraya gelirken aslında tam olarak ne istenildiğinin bilinmemesinden dolayı edebiyatçı çıkmadığını düşünüyorum.

Çok şey öğreniyoruz da değerlendirmiyoruz!

Gülcan SöğütGülcan Söğüt

Edebiyat Öğretmeni

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mezunu

Şimdi bu belli olmaz ki hani kendini geliştirmekle ilgili bu bence. Çok iyi bir üniversite okuyabilirsin, hatta çok da bilebilirsin ama bu tek başına yeterli değil. Bunu geliştirip kullanmak gerek. Bir de söyle bir şey var: Dersleri detaylı görmek ve daha okurken branşlaşmak daha doğrusu bir alana daha çok eğilmek mümkün olmuyor. Mezun olup da edebiyatçı olmak derken eğer sanat adamını kastediyorsak bu biraz da maderzatlık gerektiriyor. Bilip de özgünleşmek gibi bir şey belki. Ama bu bölüm mezunlarının çoğu zaten edebiyatı değil öğretmenliği tercih ediyor ki çok farklı şeyler. O zaman da mekanikleşip üretici olamıyorsun zaten. Aslında sorunun tam yanıtı olmadı sanırım. Bizim bölüm mezunları ve yapılanları düşününce ilk bunlar geldi aklıma. Aslında epey şey bilip bunları değerlendirmeyen üstü örtülü mezunlarız. Pek çok şey bilerek mezun oluyoruz. Bunları değerlendiremiyor ya da derlendirmeyi bilmiyoruz. Zaman geçtikçe bu bilgileri tazelemez ya da bunlara yenilerini eklemezsek bence son söylediğimden de mahrum kalırız.

Sosyoloji bölümünde daha iyi edebiyatçı yetişir

Hülya Havuz

Edebiyat Öğretmeni

Fatih Üniversitesi Mezunu

Edebiyat Fakültelerinde edebiyat yapma yöntemleri, şiir yazma, roman, hikâye, türüne ait örnekler değil edebiyatçılarımız, (edebi şahsiyetleri hayatları eserleri) öğreniliyor. Bu fakültelerde üretmeden değil üretilenler hakkında görüş ve düşüncelerden bahsediliyor. Bu yüzden edebiyat fakültelerinde değil sosyoloji ve felsefe bölümlerinde daha çok edebiyatçı ve daha verimli edebiyatçılar yetişebilir… Şöyle ifade etmek gerekirse, edebiyat fakülteleri yetkin eleman yetiştirmek yerine, zamanında yetişmiş yetkin isimlerin eserlerini inceliyor.

Hocalar bakış açımızı daraltıyorlar

Esra Kapancı

Türk Dili ve Edebiyatı Öğrencisi

Boğaziçi Üniversitesi

Ben üniversitedeki edebiyat hocalarının öğrencilere yeni ufuklar açmaktan çok görüşlerini sınırladıklarını düşünüyorum. Edebiyat gibi geniş bir alanda belli görüşlere göre sınırlanmak neyin güzel neyin kötü olduğu konusunda beğeni zevkimizi kısıtlıyor. Daha özgürlükçü bir yaklaşım olmalı sadece eleştirel bir bakış açısı kısıtlayıcı kalıyor.Bu da yaratıcılığımızı öldürüyor diye düşünüyorum.

 

 

Orhan Özekinci illâ edebiyat dedi!

Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2017, 11:11
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Akif
Akif - 8 yıl Önce

Fatih Üniversitesinde Zarifoğlu'nu, Erdem Bayazıt'ı, Akif İnan'ı, Hüsrev Hatemi'yi bilmek ve okumak büyük bir ayrıcalık olsa gerek. Zira pek haberdar olunmadığı kanaatindeyim.

____
____ - 8 yıl Önce

hulya hanım gerçekten bu konuyu harika bir şekilde yorumlamış...

Sevde ERKEN
Sevde ERKEN - 8 yıl Önce

Ben bir matematikçiyim ama edebiyata karşı ilgim var.edebiyatı sevmek için o bölümde okumanın gerekli olduğunu düşünmüyorum. arkadaşların yorumlarına katılıkyorum.Tıpkı Esra'nın da dediği gibi üniversitedeki hocaların sadece edebiyat değil tüm bölümlerde akıllarımıza ket vurmaktan başka birşey yaptıklarını düşünmüyorum.Edebiyat sevdadan başka birşey değil, seveninde kalbini kilitleyemezsiniz. Edebiyat okuyup nefret eden birçok insan tanıyorum. Matematiği anlatırken bile ben edebiyatı buluyorum.

fatma alpay
fatma alpay - 8 yıl Önce

Fatih Üni'de genel olarak biz öğrenciler ufku dar, dünyadan bihaber olarak yetişiyoruz malesef. Örneğin; Asım abinin Cahit Zarifoğlu'na dair yaptığı konuşmaya gelen öğrencilerin birçoğu Zarifoğlu'nun ismini ilk defa orada duymuşlar. Yazık çok yazık...Ufku genişletme ümidiyle...

Münekkid
Münekkid - 2 yıl Önce

Bu metnin yazarı, bitişik yazılması gereken -ki'yi neden ısrarla ayrı yazmış, anlamak güç. Ah, sanırım edebiyat fakültelerindeki içler acısı duruma örnek olmak istemiş. Tebrikler!

banner8

banner19

banner20