Bir Şehrazat masalı

Şehrazat, bir ihtiyar sahibidir, en başından beri, bir bilge ruh. Karar almanın bir risk olduğunu, ancak  o sorumluluğu almadan da yaşam hakkı elde edemeyeceğini bilen kadınsı bir kadim bilgelik. Elif Ayla yazdı.

Bir Şehrazat masalı

Deniz kumlarının üzerine gökyüzünden topladığı yıldız tohumla­rını ekmekti, her gece saraya yürüyen genç kızların yaptığı. Ve Şah Şehriyar, açgözlü bir akbaba gibi yırtıp alıyordu yeryüzünde filizlenen taze yıldızları. Birer karadelik olup sonsuzluğa yol alan her bir beden, her kadın çığlığı, sade kendi mutsuzluklarını değil dünyada adı dişi olan ne varsa hepsinin soluğunu da söküyordu yerden. Her ikindi sonrası umut ekilip, her tan vakti keder çöküyordu dünyaya. Bir kadın çığlık atsın da arz titremesin…

Mutluluğun neşeye bakan yüzü kadar, mutsuzluğun da mutlak kedere bakan yanı vardır ki; ağır bir hastalık gibi ruhunu eritir bir kere bulaştığı insanın.

Ve Şehrazat, insanlık kadar eski bir kuralı hatırlatmak için gelmiştir dünyaya. Bütün masallar mutlu sonla biter!

O hâlde; bize bir masal anlat Şehrazat.

Uçan bir halısı olsun, biz kadınların. Bulutlardan çok daha yükseklere çıkalım. Kafamızdaki konuşma balonları hangisinin içinde saklı, bulalım. Sen patlatma ama öğrendik bin bir gece boyunca anlattığın masallardan, o iğne denen nesne, bizim elimizde. Kafamızın içinde fısıldadıklarının hepsi aklımızda. İfritler burada, boğamadığımız düşüncelerde. Çekip giden ne varsa sevdiğimiz, kesemediğimiz göbek bağında. Sen bırak makası, biz hallederiz. Bin bir geceler boyunca kendimizi okur, okuya okuya bizi dokur, içimizde yüzen masalı anlatırız sonunda.

Bize nasıl masal anlatılır, onu anlat Şehrazat. İçimizde yükselen o bü­yük sesi fısıldamayı, duyamadığımız fısıltıların çığlığını atmayı anlat. Sen bize su olmayı anlat Şehrazat. Bir damla sudan, erkek ya da kadın değil, insan olmayı anlat. Bize o masalsı sırrı anlat.

Bitmesin. Sonu gelmesin. Sonu gelmiyor diye umutlu olsun. U’mutlu diye işte, mutlu bitsin. Şah Şehriyar’ı da anlasın, sihirli lambayı çalanı da, lambadan çıkan cini de. Hepsini anladığı için de bilgelik olsun içinde. Bil­giyle olunca, umutlandığını anlat Şehrazat. Hadi bize seni anlat Şehrazat.

Bir Doğu masalının kaşlı gözlü sultanı olduğundan söz et bize. Bizim güzelimiz olduğundan. Burnunu oynatarak işleri yoluna koymadığını söyle, sahici bir kadın olduğunu anlat…

Şehrazat, bir ebe-kadındır. Bir bilge kadın. Hekim ve hâkim.

Kadim bilgeliğin en kadınsı hâli

Şehrazat uçan halısını dokumak için mutsuz bir adamın düğümleri­ni kullanan kadındır. Bir kadı kadın. Şehriyar’ın ölümle yaşam arasındaki hükmünü bekleyen bir çaresiz, bir fedakâr zannedilir; aksine, burada hü­küm verecek olan Şehrazat’tır. Her bir masalda, şahın artık yumak olmuş düğümünü yakalar, bir iplik tutar ve oradan çeker ve çeker ve çeker. Kadın halısını dokur, erkek derdinden kurtulur. Bu ikilinin arasında olan tam da budur. Şah Şehriyar’ı ilmek ilmek çözüp, iplik iplik yeniden ören bilge. Ma­dem masal anlatır; öyleyse her anlatıcı gibi o da dudaklarında hükmü taşır.

Şehrazat sadece ipliğin ucunu tutan ve onunla uçan bir halı ören de de­ğildir; o halıyı yükseltecek rüzgârın sırrı da yine, kadındadır. Suların, hava­daki yelin, yerin altındaki ateşin, gökkubeyi tutan halatların sırrınca fısıl­dar sultana. Hiç duymadılarını, bilmediklerini… Mutluluğun göğüne çıkan kahramanlar, mutsuzluğun zeminine çakılır masallarda. Ve şah, hâlden hâle geçer, masaldan masala ilerlerken.

Şehrazat kadim bilgeliğin en kadınsı hâliyle bilir; doğmak için önce rahme girmeyi göze almak, orada yeniden olmak, olana kadar kendiyle kalmak ve doğum yolculuğuna çıkmak gerek.

Şehrazat, bir rahmin, bütün bir varoluş serüveninin merkezi olduğunu bilen kadındır.

Her gecenin sabahında saraydan genç bir kızın kanlı cesedi çıkarken Şehrazat penceresinden bulutlara bakar, orada iyileşen bir adamın gele­ceğini okur. Bir bilgedir ve bilgece çözdükleri vardır âlemde. Kadın cinsi olarak Şehriyar için zehirdir. Bir bilge olarak da panzehir…

Her sabah saraydan çıkan ölü genç kadın bedenleri, usul usul biten insanlık umuduydular. U’mutsuzluk, mutsuzluk çıkarıyordu her gün rah­minden.

Bir soykırımdı Sultan’ın kendine yaptığı, bir intihar.

Rahim ölüyordu.

Rahim söz aldı.

Şehrazat’ın konuşması Rahmî bir sestir. Tıpkı “Musa ke” emriyle geli­şen bir musıki.

Şehrazat, Şah Şehriyar’ı kadınca bir merhamet halkasının içine alır ve onu orada tedavi eder. Şefkatli bir dokunuştur. Aynı zamanda da kendisine bir dokunuş olur bu. Ve bir zamana, bir ülkeye…

Şehriyar’ın masallar içinde gittiği bütün o âlemler, tanıyıp gördüğü yüz­ler, aynı zamanda Şehrazat’ın kendi içinde ürettiği, gönlünde ve aklında olup, dile geldiği için dillendirdiği hâller.

Şehrazat, bir erkeği ve bir yurdu kendini inşa ederken yapan bir kadının masalıdır.

Çünkü bir anlatıcı, ne varsa söylediği, içindeki bir yerlerden bulur çıka­rır hepsini. Hep kendini anlatır ve hiç kendini anlatmaz.

Bir trajedinin, mutlak u’mutsuzluk çukuruna düşmüş kadınların, on­ları seven erkeklerin, belki ve hatta sokaktaki başları okşanan kedilerin mutsuzluğuydu bu. Bütün bu mutsuzluğun içinde yalnız, hepsinden asude bir genç kadın tasavvur edemiyoruz böylesi bir masalın içinde.

Şehrazat, bir ihtiyar sahibidir, en başından beri, bir bilge ruh. Karar almanın bir risk olduğunu, ancak o sorumluluğu almadan da yaşam hakkı elde edemeyeceğini bilen kadınsı bir kadim bilgelik. Şahı çıkardığı bütün bir düşsel seyahatlerin kaptanı, başında sallanan Demokles kılıcının da farkında olanı. Belki de masalsı mutluluğun sırrı işte tam da buradadır:

Sorumluluğu alınmış, farkındalıklı, bilgece bir hayat yolculuğu.

Şehrazat’ın bir deli cesareti (kadınca bir cesaret) ile hayatını tehlikeye atarak aktardığı yol, doğurabilmek seçimidir. Çünkü insanın kendini var edebilmek için ihtiyaç duyduğu yüzleşme, yüzleşmek için girmesi gereken bir balığın karnı vardır ve Şehrazat, birini o deliğe sokmanın, iteleyerek olmayacağını bilen taraftır.

Onlar ermiş muradına, dediğimiz Şehrazat ile Şehriyar, üzerlerine konfetiler yağan birer ahir zaman kadın ve erkeğidirler belki de. Neden olmasın? Etrafımızda mutlu ve mutsuz gezen düzinelerce çift, içlerinden Şehrazat çıksın diye bekliyor belki. Düğüm düğüm olmuş ruhlar, aşk dolu bir elin çekeceği yaralı bir ipucunu uzatıyor dokusun diye yeniden onları.

Her erkek ve her kadın, çözsün diye düğümlerini, uzatıyor ötekine el­lerini. Bir varmış, bir yokmuş; âlemde her ne var ise aşk, ötesi boş lafmış.

Şehrazat

Sen gecenin gündüzün dışında

Sen kalbin atışında kanın akışında

Sen Şehrazat bir lâmba bir hükümdar bakışında

Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

Sen bir rüya geceleyin gündüzün

Sen bir yağmur ince hazin

Sen şarkılarca büyük uzun

Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne

Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

Sen merhamet sen rüzgâr sen tiril tiril kadın

Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın

Sen başını çeviren cellatbaşının güne

Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız

Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat

Sen sevgili sen can sen yarsın

Sezai Karakoç

Elif Ayla, “Bir Şehrazat masalı”, Bilimevi Kadın dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2019, sayı 8.

Güncelleme Tarihi: 15 Mayıs 2019, 15:39
YORUM EKLE

banner19

banner13